tarafından Arthipo | 3 Kasım 2016 | Sanat Tarihi
Türklerin sanata katkıları
İslam öncesi dönem Türklerin sanata katkıları hakkında bilimsel incelemeler pek yenidir. Bu konu ile uğraşan Avrupalılar Türkleri İslâm topluluğuna sokup bir çırpıda bütün müslüman milletlerin sanatı ile Türk kültürünü açıklamaya kalkışmışlardır. Tasarı, iman, icra bakımından ortaklaşa teknik ve ifade unsurları olan hiç şüphesiz bir İslâm sanatı vardır. Fakat gene bir Türk, bir İran, bir Müslüman Hint sanatı mevcut olduğu da inkâr edilemez. Meselâ bir Türk minaresiyle bir Arap ve İran minaresi arasında o kadar büyük şekil ve karakter farkı vardır ki, hepsini bir topluluğa bağlamanın imkânı yoktur. Bütün İslâm milletlerini bir tek konu olarak ele almayı ancak Hıristiyan taassubu ile ve nihayet uzak ülkelerde incelemelerin zorluğu ile izah etmek mümkündür.
İslam öncesi dönem Türklerin sanata katkıları
Türklerin İslâmdan önce de büyük bir sanat geçmişleri vardır.Türklerin ilk sanat eserlerini Aitay ve Yenisey – Yeniçağ dolaylarında aramak lâzımdır. Altay – Ural bölgelerinde tarihten önceki zamanların Tunç devrine ait birçok silâh, balta ve süs eşyası Türk sanatının en eski kaynağı hakkında ilk vesikalardır. O çağlardaki mezarlar içinde bulunan silahlarla eşya üzerinde görülen süsleme konuları ile bugün hâlâ Anadoluda kullanılmakta olan eşyada konu benzerliği aslın devamım göstermektedir. Yenisey’de Tunç devrine ait olan bir kama şeklinin bugün İzmir zeybeklerinin kullandığı yatağan şekli ile benzerliği buna bir misaldir. Bu benzerlikler daha derin incelemeye vurulursa İran halılarında, minyatürlerinde, hatta Bizans ve Roman eserlerinde tesadüf edilen hayvan savaşlarının kompozisyonlarını Altay – Ural eserlerinde görmek mümkün olur.

Orta asyadaki Türklerin sanata katkıları
En eski Türk plâstiği olan Orhon anıtları, Baykai gölü civarında Şark Türkleri Tokyu’lar tarafından, yapılmıştır. Bunlar sanat eseri olmaktan ziyade (hâtıra – anıt) dırlar Eski Türk harfleriyle yazılmışlardır. Bunlardan biri H â k a n ı n kardeşi olup Milâdın 731 yılında ölen Gültekin, ö- teki de 734 de ölen hükümdar Bilge Hâkan adlarına dikilmiştir. Gültekin ölünce Çin’den sanatçılar tedarik edilerek bu eserler meydana getirilmiştir.
Yazı hem Çince hemTürkçedir. Eski Türk yazısının okunması ancak bu Çince metnin yardımı ile mümkün olmuştur. Bu kitabelere bitik taşı denirdi. Bu hâtıra – taşların yanında bina yıkıntıları da bulunmuştur. Kitabelerin ifadesinden anlaşıldığına göre Türkler eski Mısırlılarda olduğu gibi mezarların yanma Bark denilen binalar yapar ve duvarlarını kahramanın zaferle dolu hayatlarına ait kompozisyonlarla doldururlardı.

Tanrıça
Türklerin sanata katkılarında Uygur Türklerinin etkisi
Uygurların ilk çağlarındaki eserler tabiativle bir sanat müzesinden ziyade etnografya müzelerini ilgilendirir. Zaten Türklerin göçebe hayatından kurtularak bir şehir kurup yerleşmeleri medenî mânasında Uygur diye vasıflandırılmıştı. Uygurlar yerleşip medenileştikçe sanat da gelişmeye başlamıştı. O zamanın eserleri incelenince Çin ile eski îran tesirleri görülür. Fakat hiç şüphe yok ki sanatın beşiği olan Çin’den eski İran’a geçmesi yine Türkler va- sıtasiyle olmuştur. Türklerin doğuya ve batıya sürekli atılışları, türlü milletlerin birbirlerinden ilham alarak yeni kanla ileri hamlelere sebep olmuştur.
VI. yüzyılda Hi- yung Nu’larm bir kısmı Türkistan ile Moğol ülkelerini zapt ederek Turfan şehrini başkent yaptılar. Türk kültürünü Asya’da temelli olarak geliştiren bunlar olmuştur. Kralların kabul salonlarının son derece kıymetli halılarla ve gümüş heykellerle süslenmiş olduğu Bizans vesikalarıyla bilinmektedir. Nitekim başkentleri olan Turfan şehrinin Asyanın bir sanat merkezi olduğu XX. yüzyılın başlangıcında Orta Asya’daki kazılarla meydana çıkarılmış bulunmaktadır.
Türklerin sanata katkıları Avrupa’ya kadar uzandı mı ?
Avrupa müzelerinde başta Leningrad ve İstokholm müzelerinde Orta Asya Uygurlarına ait birçok eser vardır. Heinrich Gluck Macaristan’da Atillâ hâzinesi adını taşıyan 23 adet altından vazo, ve biblo ele geçirmiştir. Bunların üzerindeki yazının da sonradan Türk yazısı olduğu belli olmuştur.
Toprak altından çıkan bu hazineler bilimsel araştırmalara sebep olmuş ve bu arada Von Lecoq birçok kıymetli eserleri, Buda’nın hayatına ait ince duvar resimlerini meydana çıkarmış ve Berlin müzesine mal etmiştir. Bu fresklerdeki renklerin tazeliği, şahısların duruşları ve çehrelerindeki ifade özellikleri çağdaş milletlerin plâstiği ile ölçülemiyecek kadar bir üstünlük gösterir.

Mâbedlerin duvarlarındaki kırmızı zemin üzerine tabiî ölçüden büyük olarak işlenmiş insan figürleri, Buda’nm tasvirleri eşsizdir. El ve ayakların desenleri, elbiselerin kıvrımları, ressamın bunları tabiattan yaptığını belli edecek kadar dikkatli ve realisttir. Bu duvar resimlerinin yanında bir takım heykellerle pişmiş topraktan heykelcikler de bulunmuştur. Bunlarda hem Buda sanatının hem de Yunan üslûbunun tesirleri görünür. Fransız bilgini Pelliot’nun kazılarda meydana çıkardığı bu eserlerin pek çoğu şimdi Paris’tedir.
Duvar resimleri Milâdın VI. yüzyılına, Buda’nm hayatına ait resimler ise IX. yüzyıla aittir. Bu resimlerle Batı sanatı arasındaki ilişikler Uygur sanatının Avrupa’ya kadar tesirini yaymış olduğunu belli eder.
tarafından Arthipo | 3 Kasım 2016 | Sanat Tarihi
Barok Sanat Akımı
Barok sanat akımı dönemin, hümanist dünya görüşünü, burjuvanın ekonomik girişimlerini, İtalya ve Fransa gibi ülkelerin büyük ölçüde frenlediğine değinilmişti. Ancak, Rönesans’ta, insan aklının sonsuz olanaklarına olan inanç tamamen ölmüş değildi. Hatta çağın politik güçlerine ters düşen akılcı dünya görüşü, giderek bilimsel kimi gerçeklerin ortaya çıkmasına bile neden oldu. Descartes, Leibniz ve Hobbes ‘in felsefe sistemleri, Newton’un doğa bilimlerine ilişkin yeni gözlemleri, matematik, fizik ve astronomi alanlarında yeni gerçeklerin ortaya çıkmasına yol açtı. XVIII. yüzyılın bu akla dayalı yeni görüşleri, Barok sanatlı çağın varoluş nedenlerine ters düşüyordu.

The Church of Sant Andrea al Quirinale, Gian Lorenzo Bernini
Fransa’da felsefe, edebiyat, estetik, politika, ekonomi, din, kısacası sanat, bilim ve teknik tüm alanları içine alan 28 ciltlik görkemli bir ansiklopedi yayımına da başlandı. Voltaire ‘in öncülüğünü yaptığı bu girişim, özellikle aydın kesim üzerinde büyük etki yaptı. Böylece aydınlar arasında politik ve dinsel alanlarda eleştirici bir kuşkuculuk önemli ölçüde yayıldı.

Peterhof Sarayı, Saint Petersburg, Barok Sanat Akımı
Barok ‘un son aşaması olarak değerlendirilen rokoko döneminde, sarayın eğlenmesi ölçüsüz bir hal aldı ve uyananların, bu duruma karşı bir cephe oluşturdukları bile fark edilmedi. Metres yaşamı, serenatlar, şarkılar, kır aşkları, av partileri tüm sarayın sarhoşluğu içinde sürdü gitti. Bu tatlı rüya yaşamını, ünlü Fransız başbakanı Talleyrand, “İhtilal öncesini yaşamayan bu dünyada yaşamış sayılmaz” diye anlatıyordu, işte Barok sanat, böyle bir ortamda gelişti. Ancak bu ortamın durumuna ters düşen kişilerin portreleri de ortaya çıktı.

Turin Krallık Tiyatrosu, Pietro Domenico Oliviero
Barok Sanat Akımının Mimariye Yansımaları
Barok mimarinin, mutlak monarşinin egemen olduğu bir yönetimin temsilinde değerlendiğine değinilmişti. Dolaylı olarak bu sanatın mimarlıkta büyüklüğe, süse, gösterişe yer verdiği anlaşılmıştı. Katolik kilisesi de, Reform hareketine karşı yaptığı din savaşları ile bir güç ve birlik yaratmıştır. Aynen krallar gibi görkemli, temsil edici kiliseler yaparak, büyüklüğünü taraftarlarına göstermeye çalışmıştı. Ancak Barok resimde, Hollanda, Felemenk ve İspanya (İtalya’da yalnız Caravaggio doğacı bir gözlemle nesne, figür ve portre anlayışında kalmıştı) gözlemci ve doğacı bir anlatımı benimsemişlerdi. Oysa Fransa ve İtalya’daki ressamlar, klasisist bir anlatım çerçevesinde çalışmalarını sürdürmüşlerdi. Bu nedenle, Barok resimde, ideal ile natüralizminin değişik değerlendirilişleri de yer alabilmiştir.

Victoria, Albert Müzesi
Barok Sanat Akımı Rokoko Sanat Akımına Dönüşüyor
Rokokonun, resmi, heykeli ve dekorasyonu ile hizmetinde bulunduğu saray, 1789 İhtilâli ile önce Fransa’da, yavaş yavaş da diğer Avrupa ülkelerinde gücünü yitirmiştir. Eski ilk büyük uygarlıklardan bu yana süren monarşi yönetimli, tarım ekonomili toplumların sanatları da ortadan kalkıyordu. Tarım ekonomisinin egemen olduğu İ.0.5000 yıllarından İ.S. 1800 yıllarına değin, mutlak yönetimli kralların etkisi sanatta söz konusudur. İşte bu uzun sürede eski Mısır, Mezopotamya, Grek, Roma ve Avrupa’da ortaya konan sanatlarda, arkaik, klasik ve barok üslûp dönemleri yaşandı. Yani mutlak monarşi yönetimlerle ilgili üslûplara tüm sanatçılar uydu. Bu nedenle monarşi yönetimlerin üslûp aşamaları, uzun yüzyıllar boyunca süren bir gelişme ve birlik gösterebildi.

Michelangelo Merisi, Called Caravaggio The Crowning With Thorns
Barok resminde, fırça tuşunun bir boya lekesi ve olayı olarak değerlendirilmesi ve yansıması, önemli bir özelliktir. Böylece, nesne görüntüsüne ve rengine dayalı bir anlatımdan, yani biçimlemeden, resme özgü yeni bir buluş olan tuş anlatımına geçilecektedir. Bunun yanında, bir diğer yenilik de, barok desende yani çizimde görülmektedir. Örneğin Rönesans’ın figür ve mekân desenini oluşturan ve onların tüm çevresini dolanan çizgi anlayışı, yerini, optik gözlemin ışık-gölgeyi de içeren bir çeşit karalamasına dayamaktadır. Böylece yalnız nesne ve figürü sınırlayan bir çizgi anlayışı yerine, onların genel optik görüntü etkisini yansıtan ve gerçek olarak kesin nesne ve figür biçimini vermeyen bir karalama çizgiye varmaktadır. Bu yenilik, boyasal tuş lekesi anlatıma tamamen paralel ve hatta onun gereği olarak ortaya çıkmıştır.

Aeneas Truva’dan Kaçışı , Federico
tarafından Arthipo | 3 Kasım 2016 | Sanat Tarihi
Barok Grafik Sanatı
Avrupa’da barok grafik baskı resimler, önce özellikle Alman toprağındaki Albrecht Dürer ve Hans Holbein gibi ressamlarca yapılmıştı. Alman Rönesans’ının önemli ressamları, olan bu sanatçıların kullandıkları teknikler, ağaç- baskı ile bakır üzerine doğrudan doğruya çelik bir iğne ile kazınan gravürden ibaretti. Yani bu oyma yöntemlerinde asitle oyma tekniği söz konusu değildi. Ancak XVII. yüzyılın hemen başında Fransa’da bakırın kazınarak gerçekleştirilen ilk tekniğine, nokta nokta yapılan bir başka kazıma tekniği eklendi. Bu türde birçok portre yapıldı. Hatta Rubens gibi ressamların yağlıboya kompozisyonları bile bu teknikle çoğaltıldı. Böylece XVII. ve XVIII. yüzyılda birçok resmin kopyası yapıldı.

Barok Duvar Süsleme Örneği
Grafik Tekniği Gelişiyor
Giderek yenilik olarak XVII. yüzyılda asitle metal oyma tekniği bulununca, gravür sanatı son derece ilginç bir tekniğe kavuştu. Bu teknikte, üstü asfalt ya da isle kaplanan çinko plak üzerine, ucu iğne gibi sivri bir aletle resim çiziliyor, fakat çinko yüzeyin çizilmemesi ne özel bir itina gösteriliyordu. Çünkü çinkonun üzeri çizilince oraları asit tarafından yedirilemiyordu. Sonra da bu plak, sulu asit içine sokularak çizilen yerler oyduruluyordu.

Barok Duvar Süslemesi
Bu teknik ile istendiğinde tekrar tekrar asfaltla ya da isle kaplandıktan sonra üzerinde çalışılıp asitle oyulduğundan, son derece ilginç etkiler resmedilebiliyordu. Böylece açık ve koyulukları farklı etkiler, bir tek plakla elde edilebiliyordu. Bu tekniğin, XVII. yüzyılın başında Jacoues Callot tarafından bulunduğu tahmin edilmektedir. Callot, kamburları, dilencileri ve 30 Yıl Savaşları’nı, çeşitli kent görüntülerini, bu asitle oyma tekniği ile resimlemişti. Hatta böylece bir “Caillot Tarzı” bile ortaya çıkmıştı.

Barok Duvar Süsleme ve Kakma Örnekleri
Bu asitle oymanın en güzel örneklerini ise Hollandalı Rembrandt yapmıştır. Portreler, manzaralar, İncil’den sahneler, çıplaklar ve kendi portreleri gibi.
1768’de de “Aquatinta” denen ve suluboya etkisi veren bir gravür tekniği Fransız Jean Baptıste Le Prınce tarafından bulunmuştur. Böylece ressamlar, açık-koyu fırça lekelerini asitle oyarak gerçekleştirebilme olanağını buluyorlardı. Bu teknikte en güzel örnekleri ise, o dönemde Francisco Goya yapmıştı: “Capriccios” ve “Savaşın Vahşeti” gibi.

Georgian Knot Medici, Duvar Süslemesi, Tavus Kuşu ve Güller
Oyma gravür tekniği XVIII. yüzyılda özellikle kitap resimlemesinde başvurulan bir olanak oldu. Bu yüzyılda Venedikli Piranesi ve Canaletto, bu kentten çeşitli görüntüleri gene bu yeni teknikle gerçekleştirdiler. Alman gravürcüleri de av ve hayvan resimlerini çoğalttılar. Tarama ve noktalama için gerekli aletlerin yapıldığı XVIII. yüzyılda, soğuk oyma (asitsiz) ile en güzel örnekler de gerçekleştirildi. Barok ve rokoko üslubunda olan bu baskılar, serbest, artistik bir el yazısının da rahatlığını yansıttılar.

Vazzari, Barok Duvar Süslemesi
tarafından Arthipo | 3 Kasım 2016 | Sanat Tarihi
Barok Resim Sanatı
Barok resim sanatı doğduğu yer de İtalya’dır. 1600 yıllarında bu ülkedeki ünlü Barok ressam Michelange Lo Caravaggio’dur. Bu öncü, maniyerist anlatımı ışık-göl- geye dayanan optik görüntü resmi ile yenmiş ve o sıralar atölyelerde yapılan antik heykellerden resim yapma geleneğini terk etmiştir. Barok resim, Kirli tırnaklı papazlar, ışık-gölgeli yüzleriyle âdeta canlı gibi duran başlara sahiptir. Caravaggio’nun doğa karşısında yaptığı gözlemlere dayanan bu resmi, o zamana değin görülmüş bir resim biçimlemesi değildi. Onun insanları, resim değil, âdeta canlı idiler. İşte bu anlayış kısa sürede tüm Avrupa’nın benimseyeceği bir resim üslubunu oluşturacaktı.
Barok dönemdeki resim çalışmaları çok yönlülük gösterdi, örneğin Barok İtalyan ressamları arasında sayılan Annibale Carraci, daha çok bir klasisizmaya yönelik çalışmalar yapıyordu, öyle ki, Bologna’da kurduğu Akademi’de, öğrencilerine Olgun-Rönesans’ın ressamlarında görülen resim anlayışına dönmeyi öneriyordu. Farnese Sarayı’ndaki neşeli, renkli, mitolojik konulu freskoları, barok kiliselerin, evlerin ve sarayların duvarları için önemli bir resim örneği oldular. Bu resimlerin barok üsluplu sayılmalarının nedeni, aynen Lorenzo Bernini’de görülen uçar gibi figür hareketlerine sahip oluşu idi ve bu hareketler, o sıralar artık sevilmeğe başlıyordu. Daha önce Giorgione’de sezinlenen ideal manzaranınesas yaratıcısı gene Carraci oldu. Bu ideal manzara, beğenilen bir doğa görüntüsünün saptanmasına dayanmıyor. Aksine, bu resim, antik harabeler, tepeler ve çok yapraklı ağaçların ve buğulu ışıklı bir atmosferin yer aldığı idealize edilmiş bir manzara ile ilgilidir. Ayrıca bu ideal manzara resmi kompozisyonu da titiz bir şemayı yansıtmaktadır. Bu manzara, Nymphe’lerin ve çobanların yaşadığı bir cennettir.

Nicolas Poussin, Panların Önünde Dans, National Gallery, Londra
Barok Resimde İdeal Manzara Anlayışı ve Mitoloji
Carraci’nin bu ideal manzara anlayışına, Roma’da yaşayan Fransız ressamı Nİcolas Polissin de ısındı ve buna antik mitolojinin kişilerini ve heroik sahnelerini de sokmayı denedi. Bir diğer Fransız ressamı olan Poussin’in çağdaşı ve arkadaşı Claude Lorrain de, bu ideal antik manzarayı benimsedi. Ancak buna, Romalı bir ressam gibi, Roma’nın antik atmosferini, antik saraylarını, bir huzur dünyası olarak ekledi. Lorrain’in ideal manzarasında, antik sarayların ıssız harabelerinde dolaşan Eski Roma’dan kalmış ihtiyarlar ile mitolojinin kişileri de yer alır. Bu kişiler, batan akşam güneşinin dolaylı olarak aydınlattığı büyük bir gök parçası ve dev ağaçların gölgeleri altında, anıtsal duruşlar içinde dolaşırlar. Sanatçının yarattığı bu huzur dolu manzara resimleri, hemen tüm Avrupa’da sevilmiş ve bu tür için bir manzara sevgisi yaratmıştır.
Bu manzara anlayışına göre, Hollanda barok ressamlarınınkiler farklıdır. Bu ülkenin bu dönem ressamlarından Herkules Segers, Jan Van Goyen, Salamon Ve Jacop Van Ruisdael İle Meindert Hobbema, manzaralarında yalnız kendi ülkelerinin görüntülerini saptadılar ve biçimlemede de bir idealizme önem vermediler. O kadar ki, onların resimlerinin nerede yapıldıkları, hatta hangi noktada oturulup yapıldıkları bile anlaşılabilmededir. Ayrıca bunlar o sıralar Amsterdam’da yaşayan Spinoza’nın panteist dünya görüşünü de yansıtmaktadırlar. Büyük bir gök bölümünün, resmin büyük kısmını kapladığı bu kompozisyonlarda ağır bulutların dramatik görüntüsü ile derinliğine uzayıp giden iki tarafı ağaçlı yollar yer almaktadır. Ancak bu manzaralarda insana pek yer verilmemektedir. Barok resim

Dieogo Velasquez, Breda’nın Teslimi, Prado, Madrid
İspanyol Barok Ressamlar
İspanyol Kralı IV. Filip’in saray ressamı olan Diego De ve Lasouez’e gelinceye değin bu ülkede resim yalnız dine hizmet etmişti. Velasquez’in ustası Francesco Pacheco için de resim, insanları dine ısındırmak için bir araçtı. Bu nedenle, Hıristiyan dini için kendini adamış bir çeşit şehit evliyalar, Ribera ve Zurbaran gibi keşiş ressamların konuları oldu. Murıllo.ise, kırın hür atmosferinde çimenlere yatan, sefil harabelerde bitlerini ayıklayan küçük çocukların, fakat ayrıca son derece sevimli Madonna’ların ressamı oldu.
Velasquez ise, Ispanyol sarayının ressamı olmasına karşın, kralı, prensesleri, saray sosyetesinin kişilerini, onların çevresini saran hizmetkâr ve maskara cüceleri, sarayın büyüklüğünü dikkate almadan hep gerçekçi, doğacı bir biçimleme ile resmetti. Ayrıca, doğa karşısında yapılmış ilk manzarayı, fırıncıları, şarap içenleri, tenlerinin terlemiş görüntülerine değin hep modellerine bakarak resmetti. Aynalar yoluyla, resmettiği mekânda yer almamış olan kişileri de, kompozisyonuna sokmayı başardı. “Aynada Venüs” adlı ünlü çıplak kadınında dünyevi fizik güzelliği en güzel bir kompozisyonda yansıtmayı da bildi. “Breda’nın Teslimi” adlı yapıtında ise, bir savaş sonrasının, hemen savaş alanındaki bir teslim olma sahnesini, gerçek bir vesika halinde resimledi. Bu kompozisyonda, ufka uzanan geniş ovanın üzerinde yer alan ordu durumu yanında, ön planda her iki tarafın figürleri de, yenen ve yenilen olarak anlamlı bir biçimde saptanmıştır. Bu tarihe değin böyle bir yapıt dünya sanat tarihinde ele alınmamıştır. Barok resim

Meindert Hobbema, Milderharnis Yolu, National Gallery, Londra
Hollanda Barok Resim Sanatı
Hollanda da, bu barok sanat döneminde en olgun yapıtlarını verdi. İspanyol boyunduruğundan kurtulur kurtulmaz bir burjuva cumhuriyeti kuran bu ülkenin resim yapıtlarında kral ve sarayı yer almamıştır. Ressamların yapıtlarına konu olan kişiler, Hollanda toplumunun yalnız, tüccar, asker ve esnaftan olan kişileridir. Franz Hals bu sıradan kişilerin, İçinde yaşadıkları ortamı, yaptığı grup resimlerinde-yansıtmıştır. Bu nedenle Hals, dikkatli bir portreci olarak, kişilerin yüzlerinde beliren psikolojik en küçük bir yansımayı bile, saniye içinde saptayabilen üstün bir hüner de göstermiştir. Ani bir sevinç, bir utanma, candan bir yakınlık duygusu, anında onun resminde saptayıvermektedir. Bunun yanında portrelerinde, o zamana değin görülmemiş bir fırça tuşu esprisi de bilinçle ve sevip benimsenerek uygulanmıştır.
İzlenimci Alman ressamlarından Max Liebermann’ın, “Hals’in Resimlerini Gören, Resim Yapmaya Heveslenir, fakat sonra Rembrandt’ınkileri görünce de bu işi bırakır” demesi, Hollanda toprağın da büyük bir dehânın olduğunu ortaya koyar. Gerçekten Rembrandt, barok resim sanatı içinde olup, onu çok aşan bir boyasal anlatıma sahiptir. Caravaggio’nun tek yönden gelen ışığa dayanan ışık-gölge resmi, Hollanda ressamlarını da etkilemişti.
Tek Yönlü Işık Gölge Resmi
Bu tek yönlü ışık-gölge resmi, Rembrandt’ta, Tiziano’da da değinilen kat kat hamur boya ve saydam, sulandırılmış boya tekniği, yepyeni bir anlatıma ulaştı. Olgun-Rönesans’ın aynı renkten oluşan açık-koyu, ışık-gölge anlatımı, barokta, sıcak soğuk renk anlayışına yaklaşan bir palet kazandı. Böylece, renkçi bir tuş resmine de gidilmeğe başlandı. Rembrandt’ın özellikle kendi portrelerinde daha da zengin bir biçimde görülen bu anlatım, kan çanağına dönmüş çapaklı gözlerde, boyanın âdeta insan eti olmuş sürülüşünde, açık olarak gözlemlenir. Ayrıca o, boyayı, görüntünün çok dışında kalan, boyasal bir olay için de kullanmıştır. Böylece madde ile insan iç psikolojisini, kısacası ruhsal yansımaları da bu maddesel anlatıma katmasını becerebilmiştir. Rembrandt, insanlık resim tarihinde müstesna bir olaydır. Barok resim.
XVII. yüzyılda Hollanda’da görülen Janr resimleri de, bu ülkeye özgü bir yeniliktir. Hollanda’nın âdetlerine ve günlük yaşamına ilişkin olarak yaratılan bu resimlerde, yerel giysilerin, tuvaletlerin, kürklerin, ziynet eşyalarının, halıların, ipekli kumaşların, porselen ve cam eşyaların tüm güzelliği, pırıltısı, elle tutulacak kadar canlı bir diriliktedir. Jan Steen, bütün’bu zenginliği, toplumsal bir komedi içinde yansıtan bir sanatçıdır. Gabriel Metsus da aynı zengin giysileri, bir diğer meslektaşı olan TERBORCH gibi kendine konu edinmiştir. Janr resmi alanında Delft’li ressam Jan Vermeer Ve Pieter De Hooch da Hollanda sanatına en güzel yapıtlar vermişlerdir. Jan Steen, Terborch, Jan Vermeer ve Pieter de Hooch, Hollanda ev içlerinin bütün özelliklerini yansıtan tablolarında, aynı zamanda Hollanda ev kadınının, nişanlıların, mutfaktaki yaşamın canlı, yaşanılmış atmosferlerini renkli bir biçimde yansıtmasını bilmişlerdir.
tarafından Arthipo | 2 Kasım 2016 | Sanat Tarihi
Barok Heykel Sanatı
Rönesans heykellerindeki figürlerde baş, gövde ye kollar ile bacaklar ve elbiseler son derece dengeli, heyecansız bir biçimlemededir. Maniyerist heykel figürlerinde, duygusal bir yüz anlatımı görülüyorsa da, figür henüz dengeli bir davranıştadır, örneğin, Giovanni da Bologna’nın “Sabinli Kadının Kaçırılışı” adlı üç figürlü yapıtı, bir “Figura Serpentinata” yani yılan gibi kıvranan bir (S) biçiminde olmasına rağmen, henüz titiz bir anatomiyi ve kapalı , vücut duruşunu korumaktadır. Oysa, Lorenzo Bernini’nin “Evliya Teresa’nın Vahyi” adlı iki figürlü kompozisyonunda, elbise kıvrımları doğal görüntüde olmadığı gibi, âdeta bir alev etkisinde uçuşmaktadırlar. Kollar ve ayaklar da gövdeden ayrı bir etkidedirler ve âdeta uçuyor izlenimini bırakmaktadırlar. Bu nedenle barok heykelde vücut parçaları mekân içinde dağınık bir etki yaratmaktadırlar. Barok Heykel Sanatı.

Saint Terasa, Ermiş Terasa’nın Vahiyi, Lorenzo Bernini
Kutsal kişiler, artık altarların içinde sakin bir duruşta kalmamakta, âdeta göğe uçar gibi bir hareket içindedirler. Bu doğaüstü duruşlara karşın, heykel modleleri son derece doğacı (natüralist) bir biçimlemededir. Yani âdeta madde olmuş bir biçimlemeye önem verilmiştir. Hatta İspanyol heykelcileri, yonttukları heykellere gerçek saç takmakta, gözleri ise camdan yaparak yerine yerleştirmekteydiler.

Abduction Sabin Woman, Sabinli Kadının Kaçırılışı, Giovanni da Bologna
Böylece özellikle İsa ve Meryem figürlerini boyayarak, dindarların merhametlerini uyandırmayı amaçlıyorlardı.
Barok Heyke Sanatı Büstler
Barok heykel alanında yapılan büstlerde, kişinin karakteri doğacı bir anlatımda veriliyordu. Kral ya da kilisenin önemli kişilerine ait olsa da, bu doğacı gözleme dayalı heykel yapımı fikri değişmiyordu. Bu özellik gerek Bernini’nin, gerekse Puget’nin büstlerinde de değişmemiştir. Coyzevox’un baş heykelleri ise, maniyere olmuş yapmacıklı bir doğacılığı yansıtmıştır.

Coyzevox, Neptune, Neptün, Louvre Müzesi, Barok Heykel
Fransız sarayında, baş heykelleri XVIII. yüzyılın ortalarına değin önemini korumuştur. Houdon, bu yüzyılın doğacı anlatımlı, psikolojik iç duygu durumunu yansıtan heykel portrelerini yapmışın, örneğin Voltaire’in oturan figürü gibi. Rönesans m atlı heykel anıtı da, bu dönemde önce Fransa’da uygulanmıştır, örneğin Girardon’un XIV. Louis’e ait heykeli gibi. Falconet de Rus Çarı Büyük Petro’nun atlı heykelim gerçekleştirmiştir. Andreas Schlüter adlı Alman heykelci de, bu dönemin bu tür atlı heykelleri yapan sanatçıları arasında yer alır.

Rus Çarı Büyük Petro, Falconet, Barok Mimari
Barok Kabartma ve Dış Süslemeler
Ayrıca barok sanatta yapıların iç duvarlarında ve yapı dış yüzeylerinde heykel ve kabartmaya büyük yer verilmiştir. Bunun yanında, tutkallı alçıdan yapılan ve stuk denen teknikle kabartma süslemeler de, büyük uygulama alanı bulmuştur. Rokoko’nun heykel figürleri, Barok’a oranla son derece yapmacıklı bir zarafettedir. Küçük heykeller ve biblolar da sevilen uygulamalardır. Aşk sahneleri, zarif hareketli çiftler, sevimli çıplaklar, zarif, bol dökümlü giysili kadın figürleri,” küçük heykeller haline getirilerek çoğaltılmış ve bir endüstri meydana getirilmiştir.