Klasizm Sanat Akımı, Klasisizm
Klasizm Sanat Akımı, (Klasisizm)
Klasizm Sanat Akımı, (Klasisizm) Rönesans sanat geleneklerine uygun resim yapma anlayışının hakim olduğu bir sanat akımıdır. Perspektif, ölçü, plan, kompozisyon ve ışık-gölge gibi ana kurallara bağlı kalınarak daha çok realist anlamda resim yapma olarak tanımlanabilir.
Klasizm temellerini Rönesans aristokrasisinden alır. Klasizm bir bakıma aristokrasinin akımıdır.
Bu akımın başlıca temsilcileri; Leonardo da Vinci, Michelangelo Buonarroti ve Raffaello’dur
Klasizmin Sanat Akımının Özellikleri
Klasizm Sanat Akımı 16. yüzyıl başlarında önce İtalya’da, daha sonraki yüzyılda da Fransa ve öteki Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan, eski Yunan ve Lâtin sanatını (edebiyatta ve güzel sanatlarda) örnek alan sanat akımıdır.
Klasizmin temel öğeleri kendi içinde soyluluk, akılcılık, uyum, açıklık, sınırlılık, evrensellik, idealizm, denge, ölçülülük, güzellik, görkemliliktir.
Klasizmde; perspektif, ölçü, plan, kompozisyon ve ışık-gölge gibi ana kurallara bağlı kalınır.
Klasik terimi sanatta, edebiyattaki kesinliğini taşımaz. Bu terim, genel olarak, barok sanata, barok’çuluk eğilimine bağlı olmayan bütün eserlere uygulanır.
Antik yunan-roma medeniyetine ve sanatına taparcasına bağlı bulunan klasik sanatçılar, onu yeniden yaşatmaya gayret ederek başlıca ilham kaynaklarını orada aradılar.
Pierre Lescot, Philibert Delorme, Jean Goujon , Germain Pilon gibi sanatçılarla Fransa’da XVI. yy.da doğan klasisizm ;
François Mansart, Jules Hardouin-Mansart, Jacques Sarrazin, François Girardon, Nicolas Poussin, Claude le Lorrain ile XVII. yy.da en olgun gelişme noktasına erişmiş oldu.
Rocaille» diye adlandırılan bir çeşit dallı budaklı barok üslûbun hüküm sürdüğü XVIII. yy.ın ilk yarısında bir ara durgunluk devresi geçiren klasisizm, antik sanata dönüş ve neo-klasizm eğilimleri ile yeniden rağbet görmeye başladı.
Neoklasisizm Antik Yunan ve Antik Roma dönemine ait tarzların yeniden canlandırılmasıyla ortaya çıkan bir akımdır. Bu akımın en önemli özelliklerinden biri önceki dönem olan Barok Sanatı’na ve aşırı süslemeciliğe duyulan tepkinin ortaya konulmasıdır.
Klasisizm İtalya’da Doğdu
Klasizm Sanat Akımı ilk olarak İtalya’nın Roma şehrinde başladı, ardından barok ve rokoko akımlarının yaygın olarak bulunduğu Almanya gibi ülkelere sıçradı.
Bu devrenin sanatçıları Jacques Ange Gabriel, Edme Bouchardon, Jean-Baptiste Pigalle, Jean Antoine Houdon, Louis David’dir.
David, bir yandan «akademik» denilen öğretim sistemine karşı gelirken, öte yandan XIX. yy.ın yeni doğmakta olan romantik sanatı ile karşılaştı.
Bu karşılaşmadan ünlü bir sanat tartışması doğdu. Restorasyon devrinde edebiyat alanını karıştıran tartışmanın her bakımdan benzeri olan, klasik ile romantikler kavgası.
David’in klasik sanatı özellikle antik heykelcilikten ilham alıyordu.Düzenlemelerinde kullandığı teknik, tablodan çok kabartmaları hatırlatacak nitelikte idi.
Heykelcilikte «klasik» terimi, antik çaplar çizgisinin, devamı olan eserleri nitelendirir. Mimarlıkta bu terim, antik sanatın çeşitli nizamları prensibine uyan yapıları gösterir.
Antik modellerin soğuk, asıllarına tam uygunlukta körükörüne taklidine de «sözde klasik» denilir.
İngres’den beri klasik denilen tür, daha fazla Rönesans veya sonraki ustaların örneklerine uygun görünür (Raffaello, Poussin v.b.)
Klasizmin temel ögeleri
Klasisizm’in temel ögeleri kendi içinde soyluluk, akılcılık, uyum, açıklık, sınırlılık, evrensellik, idealizm, denge, ölçülülük, güzellik, görkemliliktir. Yani bir eserin klasik sayılabilmesi için bu özellikleri barındırması gerekmektedir.
Özet olarak , klasik bir eser, bir üslubun en yetkin ve en uyumlu ifadesini bulduğu eserdir. Klasisizm temellerini Rönesans aristokrasisinden alır. Klasisizm bir bakıma aristokrasinin ürünüdür. Kuralcılık olarak da bilinir.
Klasizm sanatı
Klasizm sanatı ressamları
Juan Joaquin Agrasot : İspanyol Akademik Klasik Ressam
Sanatçı 1836’da Orihuela’da doğdu. Sanat eğitimini Valencia Akademisi’nde yaptı. Alicante Delegasyonu’nun verdiği görevi kabul ederek Roma’ya yerleşen Agrasot, burada yaptığı klasik resimlerle İtalyan ressamları etkiledi. 1874’te Valencia’ya döndü. Dinsel özneleri konu alan resimleri onu uluslararası üne kavuşturdu.
Öte yandan görkemli boyutlarda yaptığı nü (çıplak figür) çalışmaları, sanat dünyasında övgüye neden oldu. 1898’de “Academic of San Carlos” ünvanını aldı. Klasik akım içerisinde çıplak figür çalışmalarının büyük önem kazanmasında rolü oldu.
Thomas Gainsborough İngiliz Akademik Klasik Ressam.
Sanatçı 1727’de doğdu. Bir kumaş tacirinin oğluydu. St. Martin’s Lane Academy çevresinde başta Hubert François Gravelot, Francis Hayman ve William Hogarth ile çalıştı. 1748’de Londra yı terkedip Sudbury’e yerleşti.

Thomas Gainsborough Cornard Köyü ve Manzarası
Şöhreti taşrada yaygındı ama yüksek tabakadan müşterileri de vardı. 1774’te kesin olarak Londra’ya yerleşti, Kraliyet akademisi üyeliğine seçildi; manzara resminde Wilson’dan üstün, portrecilikte Reynolds’a eşit sayılmaya başladı. Gainsborough , her konuyu soylu bir biçimde yorumlayan bir ressamdır. Manzara resimleri en az portre çalışmaları kadar başarılıdır. Portrelerinde kadınları kibarlaştırır, inceltir, saçlarının çekiciliğini, giysilerinin güzelliğini ortaya koyar, göz kapaklarını anlamlı bir biçimde kısar ve gözleri hayat dolu bir bakışla canlandırır.
William Adolphe Bouguereau: Fransız Akademik Klasik Ressam (1825-1905)
Bir resmi çizmeye başlamadan önce nesnesinin tarihini iyice gözden geçirir ve resmin sayısız taslağını tamamlardı. Erken resimlerinin çoğu klasik tarih ya da mitolojiden alınan çıplak figürler ve dinsel konular üzerineydi. Özellikle köy çocuklarını konu alan çalışmalarıyla tanınan sanatçı güzel köy çocukları çizdiği için de sık sık bir Romantik olarak görülürdü. Çocuk portrelerindeki sıcaklığı, klasiklere olan bağlılığı ve usta renk kullanımı Bouguereau’un resimlerinin en dikkat çekici yanlarıdır.
1900 yılında Degas ve Claude Monet William Adolphe Bouguereau için 1800’lü yılların büyük fransız ressamlarındandır derler. Onun resimlerini yüksek fiyatlarına bakmaksızın zengin amerikalılar alıyorlardı. XX. yy’da empresyonizm ve modernizm’ e ilgi nedeniyle ona ilgi azalmış olsa bile günümüzde yaptığı eserlere ilgi tekrar artmıştır.
Giovanni Boldini: İtalyan Akademik Klasik Ressam.
Kadınlar ve yaşamları temel konusunu teşkil eder. Ancak bütün bu eserlerinde kadının hareketini ve dinamizmini vurgular. Arka fonları da, kadının bu dinamizmine eşlik eder niteliktedir. 1880’li yılların zengin ve güzel kadınların bulvar ressamı olarak anılmaktadır.
Eugene de Blaas: İtalyan Akademik Klasist Ressam.
Eugene de Blaas 1843’de Albano’da doğdu. Akademik klasizm akımının temsilcilerindendir. Ressam olan babası Karl von Blaas’dan resim dersleri alan sanatçı, babasının profesörlüğü nedeniyle ailesiyle birlikte Venedik’e taşındı ve Venedik Akademisine kabul edildi. Venedik’te ilk sergisini açtı. Venedik günlük yaşam resminin öncülerinden olan Blaas çok sayıda Venedik sosyetesi de dahil olmak üzere günlük yaşamla ilgili portre ve şehir kesitli tablolar yapmıştır.
Francois Leon Benouville: Fransız Akademik Klasik Ressam
Francois Leon Benouville 1821’de Paris’te doğdu. Kendisi gibi ressam olan erkek kardeşi Jean Achille ile birlikte Ecole de Beaux Arts’da ünlü ressam Picot’un ögrencisi oldu. Roma’da yaptığı eserlerde erken hristiyanlık dönemine ait izler görülmekte ve antikiteye ait atıfları içermektedir. Çoğunlukla klasik tarzda çalışan sanatçı, zaman zaman gerçekçilikle dışavurumculuğun, keskin ve yoğun kompozisyonlarından aldığı etkileri resimlerine taşıdı. (Klasizm Sanat Akımı, Klasisizm)
Leon Belly: Fransız Akademik Klasik Ressam
Leon Belly 1827’de Saint Ömer’de doğdu. Konularını oryantalizmden alan sanatçı, teknik olarak romantizmin yumuşak tarzını benimsedi. Tarih ressamı François Edouard Picot ve manzara ressamı Constant Troyon ile çalıştı. Manzara resimlerinde Fransa kıyılarını natüralist bir biçimde tuvaline yansıttı. Doğu manzaraları yapan ressam Alexandre Decamps ve Prosper Marilhat’ tan etkilendi. 1849′ da Barbizon’a seyahat etti. Théodore Rousseau, Millet ve Corot’ dan etkilendi.
Friedrich von Amerling: Avusturyalı Akademik Klasik Ressam (1803-1887)
Sanatçı 1803’de Viyana’da doğdu. 1815 ile 1824 yılları arasında Viyana Sanat Akademisi’nde çalıştı. Öğretmenleri tarih ressamı Hubert Maurer ve Carl Gsellhofer’di.
Friedrich von Amerling akademik tarzda portre çalışmıştır. Akademide portreyle ilgili araştırmalar yaptı. Viyana sosyetesinden birçok kişinin portresini yaptı ve modellerinin kişiliklerini ustalıkla yakaladı. Öldüğü 1887 tarihine dek akademideki mevkiini korudu. Çoğu portre olmak üzere 1000’in üzerinde eseri vardır.
Eugene Emmanuel Amaury Duval : Fransız Akademik Klasik Ressam (1808-1885)
Rönesans ve neo-greek yapıtların örnekleri üzerinde çalıştı. Resimlerinde Antik Yunan sanatının ince, ağırbaşlı, zarif, sakin kadın figürlerini model olarak aldı. Esas ününü 1862 tarihli Venüs’ün Doğuşu tablosu ile elde etti. Portreleriyle resim sanatında klasizmin normlarını etkiledi. (Klasizm Sanat Akımı, Klasisizm)
Resimleri günümüzde başta Paris Musee d’Orsay, Versay Sarayı gibi birçok müzede sergilenmektedir.
Sir Lawrence Alma Tadema: Hollanda Kökenli İngiliz Akademik Klasisist Ressam
Sir Lawrence Alma Tadema 1836’da Dronrijp, Hollanda’da doğmuş, Belçika, Antwerp akademisinde eğitim görmüş, 1870 yılında İngiltere’ye yerleşmiş ve hayatının geri kalanını orada geçirmiştir. Klasik subjeler üzerine çalışan sanatçı lüks temalı ve Roma İmparatorluğunun çöküşü üzerine yaptığı resimler ile meşhur olmuştur.
Bu anlatımlarda muhteşem mermer dokulu mekanların ya da arka fonda göz alıcı bir mavinin olduğu Akdeniz ve gökyüzü içerisinde bulunan dermansız figürler dikkati çeker.Klasik eski uygarlıkları mükemmel bir teknik ressamlıkla ve betimlemeler ile işlemesi tüm dünyada hayranlık uyandırmıştır.
Sanatçıyla ilgili geniş bilgi ve daha fazla eser için Bknz : Tadema
Klasisizm sanat akımının doğuşu
Klasisist sanatın doğumu Fransa’da oldu. En önemli yapıtlarını da bu ülkede verdi. Ancak, etkisi tüm Avrupa’da görüldü. Bu nedenle, Fransa’ya İngiltere’den, Almanya’dan ve diğer Kuzey ilkelerinden, hatta İtalya’dan bu akımın cezbesine kapılmış öğrenciler akın ettiler. Dolaylı olarak, bu akım Avrupa saraylarının resmi bir sanat anlayışı haline geldi. (Klasizm Sanat Akımı, Klasisizm)
Avrupa’nın bütün ülkelerindeki güzel sanatlar akademilerinde de klasisist sanat eğitimi, âdeta resmi bir öğrenim olarak kabul edildi. Ancak yer yer klasisist akımın kalıplarını zorlayan, fakat gene de bu alanda sınıflandırılan Berlinli Gottfried Schadow gibi heykelciler de görüldü. Çünkü bu heykelci, yapıtlarında kimi kişisel portre anlatımlarına çalışmalarında büyük yer verdi.
Schadow, sanatta, doğanın bir soyutlamasının olamayacağına inanıyordu. İdeal güzel insan değil, ona göre yalnız güzel insan vardı. Dolaylı olarak Schadow, görüntünün doğacı (natüralist) anlatımına yöneliyordu. Bu nedenledir ki, bu heykelci, kişilerin karakterlerini yansıtan bir biçimlemeye gidiyordu. Schadow, Prusya krallığının resmi heykelcisi idi ve bu yönetime ait birçok anıtlar gerçekleştirdi.
Avrupa’da -barok-rokoko sanatı, mutlak krallık yönetiminin son üslubu olarak gelişmişti. Ancak bu krallık döneminin son elli yılı içinde, Grek antikitesine de bir kez başvurarak, sanatı yenileme çabasına girişildi. Bu nedenle İtalya, sanatçıların toplanmaya devam ettikleri bir hac yeri olmakta yerini korudu. Hatta Fransa Devleti, Roma’da satın aldığı bir villayı, büyük ödül kazanmış Fransız öğrencilerinin (alışmalarını sürdürebilmesine ayırdı. (Klasizm Sanat Akımı, Klasisizm)
Horasların Yemini
Fransız klasisist ressamı ve bu akımın baş temsilcisi Jacgues Louis David, ilk büyük yapıtı ‘olan “Horasların Yemini” adlı yapıtını Roma’da sergilediği zaman, şaşırtıcı bir ilgi ile karşılaştı. Öyle ki, âdeta tüm Roma halkı, prensleri, kardinalleri, devlet adamları, köylüsü ve işçisi ile büyük kuyruklar halinde bu yapıtı görmeye koştu. Bu resmin bu dertli ilgi görmesinin nedeni, eski antik Roma Cumhuriyeti’nin yücelmesindeki soylu ruhu canlandıran kadın ve erkek birliğini, aile kutsallığını yüceltmesi idi.
Kısacası burada bir rokoko hafifliğini benimseyen Boucher’nin, Watteau’nun ya da Fragonard’ın resimleri söz konusu değildi. Burada, Fransız milliyetçiliğine temel olacak sağlam aile fikri de yansıyordu. Kahramanlık ruhuna, toplumca susamışlığı yansıtan bu halk ilgisi, yapıttaki ciddi, heyecanlı, onurlu havaya da dayanıyordu. Bu resimde, renk ve biçim anlayışı da barok ve rokoko anlayışından farklı idi. Çünkü son olarak rokoko resminde görülen pastel renkler, biraz efsanevi, romantik, hatta rüya gibi olan bir manzara, bu anlayışta hiç söz konusu olmuyordu. Oysa klasisist resim, kesin desen çizimin! Hem figürde, hem de mekânda istiyor, manzaraya ise hemen hemen hiç gerek duymuyordu. Ayrıca resimdeki mekânlarda, Roma mimarlığının sütun ve kemerleri, anıtsal ağırlıkları ile yer alıyordu. (Klasizm Sanat Akımı, Klasisizm)
Bunun yanında resimsel kompozisyonda geometrik bir denge ve çizgisel inşa, büyük önem kazanıyordu. Ayrıntı ise, son derece dikkatle, gerekli olduğu zaman resimde yer alıyor, modlede de sadeliğe büyük özen gösteriliyordu. Horasların Yemini’nde, savaşa giden bir babanın, evlatlarına, kızkardeşlerinin namuslarını kendi yokluğunda korumaları için silahlar üzerine yemin ettirmesi konu oluyordu. Ve bu yemin askerce yaptırılıyordu.
Klasist Resmin Temel Özellikleri
Klasisist resimde, manzara önem kazanmıyor, ancak kimi portrelerin arkasına silik, fakat ideal bir ölçü içinde getirilebiliyordu. Renkler de son derece soluk bir dizi olarak yer alabiliyordu. Resim, kesin biçimde çizgisel idi. Bu nedenle, klasisist resim renge değil, çizgiye, idealize edilmiş bir desene dayanıyordu. Ayrıca boyama da barokta görüldüğü gibi kat kat üstüne değil, tek bir boyama tabakasından oluşturuluyordu. Buna Fransızlar juxtapose, yani tek kat, yan yana boyama diyorlardı. (Klasizm Sanat Akımı, Klasisizm)
David’in Louvre Sarayı’ndaki atölyesi, klasisist resim okulunun merkezi idi. Bu atölyede yalnız ressamlar değil, aynı zamanda heykelciler de eğitim ve öğrenim görüyorlardı. David öğrencilerine özellikle Grek mitolojisi ile ilgili yazarları okumalarını öneriyordu.
Fransız Klasisist Resim Okulu
Fransız klasisist resim okulunun David’den sonraki en büyük temsilcisi Jean Dominique Ingres oldu. Ingres de hocası David gibi, doğayı modelden çiziyor, sonra antikitenin idealize edilmiş heykel biçimlerindeki mantığa uyarak yeniden sadeleştirip üsluplaştırıyordu. Bu görüş, onun 1819 Odalık’ında Türk banyoları ile ilgili kompozisyonlarında, “Kaynak”ında ve diğer yapıtları ile tüm portrelerinde aynen görülür. Ingres hocası ve diğer klasisistler gibi, antik tarihsel konuları da benimsemiştir. Hatta romantik akımın ressamlarından, doğu ülkelerinin yaşamları ile ilgili konuları görüp benimseyerek resmetmekten geri’ kalmamıştır. Ancak, onun tüm resimlerinde konu değil, genç, çıplak vücutların uyumlu geometrik eğrilerinden oluşturulmuş arabeskler idi. Kısacası o, resim yüzeyinde bir eğriler kompozisyonunu amaçlıyordu. Bu nedenle Ingres, yaptığı bu vücut soyutlamaları ile modern resim sanatının bir öncüsü sayılmış ve Picasso dahil birçok sanatçıyı etkilemiştir.
Fransız Klasisistleri
Fransız klasisistleri, konu olarak kimi romantik sahneleri benimsemelerine rağmen, uyumlu vücut eğrileri ve teknik bir boya yetkinliği onlar için birinci planda önem kazanmıştır. Ancak, tüm klasisistler, Ingres’de görülen ve soyutlamaya dayanan arabeskleri benimsemediler. Onlar içip sorun, yalnız zarif, hafif, koket hareketli, tatlı bakışlı figürler, çıplaklar, portreler boyamak oldu. Bu anlayış, Almanya’dan. İtalya’ya hatta Rusya ve Amerika’ya değin yayıldı. Klasisizm, romantik resim akımıyla Paris’te durdurulduğu zaman da, hemen hemen tüm Avrupa’ da itibarını sürdürmekte devam etti. Bir diğer durum” da, Fransa’nın ortaya koyduğu bu klasisizm ile, o zamana değin İtalya’ da olan sanat öncülüğünü eline geçirmesiydi. Hatta bir daha bu öncülüğü elinden hiç kaçırmadı.
Almanya’daki klasisist anlayış Fransa’dakinden’ biraz farklı oldu. Çünkü Alman klasisizminde, Fransa’daki gibi önce modelden yapılan o desen etüdü yoktu. Kısacası Fransız klasistlerinin o desen etütleri önem kazanmıyordu Almanlarda. Alman klasisistleri, hayali bir ideal figürü, modelsiz olarak gerçekleştirmeye çalıştılar. Bu nedenle bu ülkede klasisizm alanında önemli bir ressam çıkmadı. (Klasizm Sanat Akımı, Klasisizm)
Klasisizmle iç içe gelişen ve yayılan romantik duygu, klasist resimde ancak konu olarak belirmesine karşın, romantik akımda ayrıca yeni teknikli bir resim haline getirilmiştir. Bu teknik, klasist resimdekinden tamamen farklıdır. Fransa’da doğan romantik resim akımının yapıtlarında görülen konular, kahramanlık, tarih, az tartman yabancı ülkelere özgü yaşam ve tiyatro sahneleri İle ilişkilidir. (Klasizm Sanat Akımı, Klasisizm)
Edebiyatta klasisizmin öncüleri – temsilcileri
- Montaigne: Denemeler isimli eseri
- La Fontaine: Fabl türünde
- Racine, Corneille: Trajedi türü
- Moliere: Komedi türü
- Boileau: Eleştiri türü
- Fenelon, Madame de la Fayette: Roman kategorisi
- La Bruyere: Karakterler
- Bossuet: Hitabet sanatı
- Descartes ve Pascal : Felsefe ve düşünce alanında
- Direktör Ali Bey : Türk edebiyatında
Klasisizme ait edebi eserler
Moliere – Cimri
Klasizm akımını yansıtan en önemli eserlerden birisidir ”Cimri.” Absürdlüğe varan karakterleri üzerinden yarattığı tiplemeleriyle, sadece Fransa’da değil, İngiltere’de, Osmanlı’da, Çin’de, bütün Dünya’da var olan karakterleri ortaya koymuştur. Gerçekte var olanı gözümüze sokmuştur bir nevi. En komik olanın aslında en trajik olan olduğunu söyler Moliere. Başroldeki Harpagon karakteri üzerinden, gözü dönmüş bir şekilde içine düşülen ”sürekli biriktirmek” eğiliminin oluşturduğu çöküntüye dikkat çeker. Aslında biriktirdiği sadece parası değildir Harpagon’un; hayatıdır, sevgisidir, sevincidir, hüznüdür, kederidir, bütün hayatıdır.. Ve bunları harcayamadan ölecektir ne yazık ki.. İşte gerçek şaka ve tragedya budur. Cimrilikten gözü dönmüş olan Harpagon, çocuklarına para getirecek bir sermaye, ama aynı zamanda ucuza kotarılması gereken bir yatırım olarak bakar. Çevresindeki her nesneyi kendisine para getirecek bir ticari mal olarak gören Harpagon, sonunu getirecek olan fitili kendisinin ateşlediğini fark edemez ne yazık ki..
Bu tarz insanların mükemmel bir yergisini yapmıştır Moliere, ancak söylemek istedikleri bununla sınırlı değildir. Bu tarz insanlar duygularında da cimridir. Kimseye duygularını belli etmez, selam alır ancak selam bile vermez. Bunun sonucunda da insanlıktan çıkıp, bir hayvana dönüşür. (Klasizm Sanat Akımı, Klasisizm)


































