Barok Resim Sanatı
Barok resim sanatı doğduğu yer de İtalya’dır. 1600 yıllarında bu ülkedeki ünlü Barok ressam Michelange Lo Caravaggio’dur. Bu öncü, maniyerist anlatımı ışık-göl- geye dayanan optik görüntü resmi ile yenmiş ve o sıralar atölyelerde yapılan antik heykellerden resim yapma geleneğini terk etmiştir. Barok resim, Kirli tırnaklı papazlar, ışık-gölgeli yüzleriyle âdeta canlı gibi duran başlara sahiptir. Caravaggio’nun doğa karşısında yaptığı gözlemlere dayanan bu resmi, o zamana değin görülmüş bir resim biçimlemesi değildi. Onun insanları, resim değil, âdeta canlı idiler. İşte bu anlayış kısa sürede tüm Avrupa’nın benimseyeceği bir resim üslubunu oluşturacaktı.
Barok dönemdeki resim çalışmaları çok yönlülük gösterdi, örneğin Barok İtalyan ressamları arasında sayılan Annibale Carraci, daha çok bir klasisizmaya yönelik çalışmalar yapıyordu, öyle ki, Bologna’da kurduğu Akademi’de, öğrencilerine Olgun-Rönesans’ın ressamlarında görülen resim anlayışına dönmeyi öneriyordu. Farnese Sarayı’ndaki neşeli, renkli, mitolojik konulu freskoları, barok kiliselerin, evlerin ve sarayların duvarları için önemli bir resim örneği oldular. Bu resimlerin barok üsluplu sayılmalarının nedeni, aynen Lorenzo Bernini’de görülen uçar gibi figür hareketlerine sahip oluşu idi ve bu hareketler, o sıralar artık sevilmeğe başlıyordu. Daha önce Giorgione’de sezinlenen ideal manzaranınesas yaratıcısı gene Carraci oldu. Bu ideal manzara, beğenilen bir doğa görüntüsünün saptanmasına dayanmıyor. Aksine, bu resim, antik harabeler, tepeler ve çok yapraklı ağaçların ve buğulu ışıklı bir atmosferin yer aldığı idealize edilmiş bir manzara ile ilgilidir. Ayrıca bu ideal manzara resmi kompozisyonu da titiz bir şemayı yansıtmaktadır. Bu manzara, Nymphe’lerin ve çobanların yaşadığı bir cennettir.
Barok Resimde İdeal Manzara Anlayışı ve Mitoloji
Carraci’nin bu ideal manzara anlayışına, Roma’da yaşayan Fransız ressamı Nİcolas Polissin de ısındı ve buna antik mitolojinin kişilerini ve heroik sahnelerini de sokmayı denedi. Bir diğer Fransız ressamı olan Poussin’in çağdaşı ve arkadaşı Claude Lorrain de, bu ideal antik manzarayı benimsedi. Ancak buna, Romalı bir ressam gibi, Roma’nın antik atmosferini, antik saraylarını, bir huzur dünyası olarak ekledi. Lorrain’in ideal manzarasında, antik sarayların ıssız harabelerinde dolaşan Eski Roma’dan kalmış ihtiyarlar ile mitolojinin kişileri de yer alır. Bu kişiler, batan akşam güneşinin dolaylı olarak aydınlattığı büyük bir gök parçası ve dev ağaçların gölgeleri altında, anıtsal duruşlar içinde dolaşırlar. Sanatçının yarattığı bu huzur dolu manzara resimleri, hemen tüm Avrupa’da sevilmiş ve bu tür için bir manzara sevgisi yaratmıştır.
Bu manzara anlayışına göre, Hollanda barok ressamlarınınkiler farklıdır. Bu ülkenin bu dönem ressamlarından Herkules Segers, Jan Van Goyen, Salamon Ve Jacop Van Ruisdael İle Meindert Hobbema, manzaralarında yalnız kendi ülkelerinin görüntülerini saptadılar ve biçimlemede de bir idealizme önem vermediler. O kadar ki, onların resimlerinin nerede yapıldıkları, hatta hangi noktada oturulup yapıldıkları bile anlaşılabilmededir. Ayrıca bunlar o sıralar Amsterdam’da yaşayan Spinoza’nın panteist dünya görüşünü de yansıtmaktadırlar. Büyük bir gök bölümünün, resmin büyük kısmını kapladığı bu kompozisyonlarda ağır bulutların dramatik görüntüsü ile derinliğine uzayıp giden iki tarafı ağaçlı yollar yer almaktadır. Ancak bu manzaralarda insana pek yer verilmemektedir. Barok resim
İspanyol Barok Ressamlar
İspanyol Kralı IV. Filip’in saray ressamı olan Diego De ve Lasouez’e gelinceye değin bu ülkede resim yalnız dine hizmet etmişti. Velasquez’in ustası Francesco Pacheco için de resim, insanları dine ısındırmak için bir araçtı. Bu nedenle, Hıristiyan dini için kendini adamış bir çeşit şehit evliyalar, Ribera ve Zurbaran gibi keşiş ressamların konuları oldu. Murıllo.ise, kırın hür atmosferinde çimenlere yatan, sefil harabelerde bitlerini ayıklayan küçük çocukların, fakat ayrıca son derece sevimli Madonna’ların ressamı oldu.
Velasquez ise, Ispanyol sarayının ressamı olmasına karşın, kralı, prensesleri, saray sosyetesinin kişilerini, onların çevresini saran hizmetkâr ve maskara cüceleri, sarayın büyüklüğünü dikkate almadan hep gerçekçi, doğacı bir biçimleme ile resmetti. Ayrıca, doğa karşısında yapılmış ilk manzarayı, fırıncıları, şarap içenleri, tenlerinin terlemiş görüntülerine değin hep modellerine bakarak resmetti. Aynalar yoluyla, resmettiği mekânda yer almamış olan kişileri de, kompozisyonuna sokmayı başardı. “Aynada Venüs” adlı ünlü çıplak kadınında dünyevi fizik güzelliği en güzel bir kompozisyonda yansıtmayı da bildi. “Breda’nın Teslimi” adlı yapıtında ise, bir savaş sonrasının, hemen savaş alanındaki bir teslim olma sahnesini, gerçek bir vesika halinde resimledi. Bu kompozisyonda, ufka uzanan geniş ovanın üzerinde yer alan ordu durumu yanında, ön planda her iki tarafın figürleri de, yenen ve yenilen olarak anlamlı bir biçimde saptanmıştır. Bu tarihe değin böyle bir yapıt dünya sanat tarihinde ele alınmamıştır. Barok resim
Hollanda Barok Resim Sanatı
Hollanda da, bu barok sanat döneminde en olgun yapıtlarını verdi. İspanyol boyunduruğundan kurtulur kurtulmaz bir burjuva cumhuriyeti kuran bu ülkenin resim yapıtlarında kral ve sarayı yer almamıştır. Ressamların yapıtlarına konu olan kişiler, Hollanda toplumunun yalnız, tüccar, asker ve esnaftan olan kişileridir. Franz Hals bu sıradan kişilerin, İçinde yaşadıkları ortamı, yaptığı grup resimlerinde-yansıtmıştır. Bu nedenle Hals, dikkatli bir portreci olarak, kişilerin yüzlerinde beliren psikolojik en küçük bir yansımayı bile, saniye içinde saptayabilen üstün bir hüner de göstermiştir. Ani bir sevinç, bir utanma, candan bir yakınlık duygusu, anında onun resminde saptayıvermektedir. Bunun yanında portrelerinde, o zamana değin görülmemiş bir fırça tuşu esprisi de bilinçle ve sevip benimsenerek uygulanmıştır.
İzlenimci Alman ressamlarından Max Liebermann’ın, “Hals’in Resimlerini Gören, Resim Yapmaya Heveslenir, fakat sonra Rembrandt’ınkileri görünce de bu işi bırakır” demesi, Hollanda toprağın da büyük bir dehânın olduğunu ortaya koyar. Gerçekten Rembrandt, barok resim sanatı içinde olup, onu çok aşan bir boyasal anlatıma sahiptir. Caravaggio’nun tek yönden gelen ışığa dayanan ışık-gölge resmi, Hollanda ressamlarını da etkilemişti.
Tek Yönlü Işık Gölge Resmi
Bu tek yönlü ışık-gölge resmi, Rembrandt’ta, Tiziano’da da değinilen kat kat hamur boya ve saydam, sulandırılmış boya tekniği, yepyeni bir anlatıma ulaştı. Olgun-Rönesans’ın aynı renkten oluşan açık-koyu, ışık-gölge anlatımı, barokta, sıcak soğuk renk anlayışına yaklaşan bir palet kazandı. Böylece, renkçi bir tuş resmine de gidilmeğe başlandı. Rembrandt’ın özellikle kendi portrelerinde daha da zengin bir biçimde görülen bu anlatım, kan çanağına dönmüş çapaklı gözlerde, boyanın âdeta insan eti olmuş sürülüşünde, açık olarak gözlemlenir. Ayrıca o, boyayı, görüntünün çok dışında kalan, boyasal bir olay için de kullanmıştır. Böylece madde ile insan iç psikolojisini, kısacası ruhsal yansımaları da bu maddesel anlatıma katmasını becerebilmiştir. Rembrandt, insanlık resim tarihinde müstesna bir olaydır. Barok resim.
XVII. yüzyılda Hollanda’da görülen Janr resimleri de, bu ülkeye özgü bir yeniliktir. Hollanda’nın âdetlerine ve günlük yaşamına ilişkin olarak yaratılan bu resimlerde, yerel giysilerin, tuvaletlerin, kürklerin, ziynet eşyalarının, halıların, ipekli kumaşların, porselen ve cam eşyaların tüm güzelliği, pırıltısı, elle tutulacak kadar canlı bir diriliktedir. Jan Steen, bütün’bu zenginliği, toplumsal bir komedi içinde yansıtan bir sanatçıdır. Gabriel Metsus da aynı zengin giysileri, bir diğer meslektaşı olan TERBORCH gibi kendine konu edinmiştir. Janr resmi alanında Delft’li ressam Jan Vermeer Ve Pieter De Hooch da Hollanda sanatına en güzel yapıtlar vermişlerdir. Jan Steen, Terborch, Jan Vermeer ve Pieter de Hooch, Hollanda ev içlerinin bütün özelliklerini yansıtan tablolarında, aynı zamanda Hollanda ev kadınının, nişanlıların, mutfaktaki yaşamın canlı, yaşanılmış atmosferlerini renkli bir biçimde yansıtmasını bilmişlerdir.


