tarafından Arthipo | 14 Ekim 2016 | Sanat Felsefesi
Modernizm
Modernizm, modernlik, modernleşme, modern gibi kavramların içerisinin doldurulmasında veya anlaşılmasında daha geç bir dönemde ortaya çıkan bir kavram görüş olan modernizm, Batı kaynaklı değişimleri ifade eden bir akımdır. Modernlik, yaşama deneyimi olarak değişimlerin meydana geldiğini ifade ederken; modernizm, bu sürecin teorileştirilmesidir. Modernizm kavramı, 19. yüzyılda ortaya çıkan sanatsal, felsefi ve toplumsal bir akım olarak eskinin yerine yeniyi koymaya çalışan bir hareket olarak tanımlanabilir.
Aydınlanma ile birlikte ortaya çıkan düşünsel gelişmenin çerçevesinde hümanist, seküler, dünyevi, bilimci, rasyonel ve ilerlemeci bir görüş olarak ortaya konabilir. Modernizmi insanı kendine sığınacak bir yer arayışı olarak gören Berman’ın indinde modernizm, “modern insanların modernleşmenin nesneleri oldukları kadar özneleri de olmak, modern dünyada sıkıca tutunabilecekleri bir yer bulmak ve kendilerini bu dünyada evde hissetmek için giriştikleri çabalar olarak tanımlanmaktadır. Berman’a dayanarak; ‘moderniteden kalan şey tepesinde çatısı olmayan ve zemini sağlam olmayan bir ev midir?’ sorusu da gündeme gelmektedir. Buna 20. yüzyılda olumsuz cevap verecek olanlar çoktur diyebiliriz.
Modernizm, Rasyonalizasyon, Bilimsel Gelişmeler
Modernizm, rasyonalizasyon, bilimsel gelişmeler, insanların daha önce yaşadıkları kapalı veya dinsel yaşamlarını ortadan kaldırmaya ve yerine bu dünyanın değerlerini, gökten indirerek, ayakları yeryüzüne değen bir medeniyet kültür inşa etme çalışması olarak görülebilir. 19. yüzyıl, siyasal hareketleri, sanayileşme ve bilimin daha da kutsandığı bir yüzyıl olması bakımından modernizmin yüzyılı olarak tanımlanabilir. Bu bakımdan, “Modernizm, Aydınlanma felsefesiyle ortaya çıkan; insanları içinde bulunduğu bağnazlıktan, hurafelerden; geri kalmışlıktan kurtarmayı amaçlayan insan uygarlığının genellikle sanayileşme ve lâikleşme aracıyla uğradığı ekonomik, siyasal ve toplumsal bir dönüşümdür ve ilerleme olgusunu temel alarak insanlığın gittikçe daha iyi ve üstün amaca doğru hareket ettiğini kabul eder.”
Modernitenin dinamiklerinden yola çıkılarak oluşan modernizm(in) teorisi, bir ideoloji olmaktan ziyade felsefi ve sanatsal bir akım olarak görülmelidir. Buna rağmen modernizmin içinde barındırdığı Batılı referanslar onu ideolojileşmeye dönüştüren en temel noktadır. Klasik din savaşlarından çıkıldığında (her savaşın bir iktidar arayışı olma durumunu unutmadan ki bunlar arasında haçlı seferleri bağlamında İslam Hristiyanlık, Hristiyanlığın kendi içindeki mezhep kavgaları vs.), savaşmak için daha farklı araç amaç gelişimi görülmektedir. Bunlar arasında ilk olarak sömürgecilik savaşları ve milliyetçilik dalgasıyla oluşan savaşlara bakıldığında, modernitenin dünya sahnesine armağan ettiği savaşlar olup, bir kanadının da modernizmin ilerleme ve uygarlaşma mitosuna dayandıklarını söyleyebiliriz.
Dinler
Dinler, dünyayı geçici gösterirken bile bu dünyadaki eylemleri sevap ve günah değerleriyle açıklamışlardır. Modernizm ise; bu dünyayı anlamak ve anlamlandırmak adına yeni düaliteler (ikilikler) yaratarak kendi çağına dem vurmuştur. Bu ikiliklere bakıldığında kabaca modernizmin olumladığı ve öne çıkardığı kavramlar şunlardır: “Rasyonellik, aklın egemenliği, mantık, bilimsel/evren sel doğrular, bilimsellik, algoritmik, sistematik düşünme, pozitivizm vs.” kavramlardır. Bu kavramlar ikiliklerin ‘iyi’ tarafı olmakla birlikte modernizmin öne çıkardığı bu kavramların karşısında ise daha çok dinsel ve kültürel maneviyatla ilgili olanlar durur. Bunlar: Tanrının egemenliği (en azından öyle varsayılan), dinsel doğrular, mistik düşünme, ahlak vs..
Ortaya çıkan durumda modernizmin toplum bilimsel görünümünde, pozitivist bir eşkâlde dolaştığını ileri sürebiliriz. Modernizm,
tüm topluma bir nesne gibi yaklaşan pozitivizmin etkisiyle oluşan bir durumda, ileriye doğru gelişmeyi hedefleyen ve bu konuda yardımcı olacak bilimsel ve rasyonel temeller dışında hiçbir değer hesaba katmayan katıksız bir nesneleştirici bilim sevicidir, ki her şey standartlaşarak ancak modern bir görünüşe kavuşabilir.
Modernizmin, bu haliyle özellikle entelektüel bir hareketlilik sağladığı aşikârdır.
Modernizmin, bu haliyle özellikle entelektüel bir hareketlilik sağladığı aşikârdır. Asıl nokta ise; bu kavram etrafında ortaya çıkan ve daha çok toplumsal, siyasal ve ekonomi gibi alanlarda oluşan ‘modernleşme’ (modernizasyon, modernize etme, çağdaşlaşma) fikridir. Modernleşme, seküler dünyada, bilhassa 19. yüzyıldan bu yana, köyden kente, tarımdan sanayiye, imparatorluklardan ulusal ya da sınıfsal devletlere doğru yapılan hareketlerin dinamizmi olarak öne çıkmaktadır. Modernleşme kavramı etrafında toplumların sınıflandırılması sanayileşme, eğitim, demokratikleşme gibi alanlarda aslında batının kendisindeki özellikleri dayatması olarak düşünülebilir Batının bulunduğu noktayı yakalamaya çalışan öteki toplumların çabası söz konusudur.
Kısaca: “Modernleşme: Çoğunlukla sanayileşmede temellendirilmiş toplumsal gelişim aşamalarına gönderme yapmak amacıyla kullanılır. Modernleşme genişleyen kapitalist dünya pazarının sürüklediği bilimsel keşifler ile teknolojik yeniliklerin, sanayideki ilerlemelerin, nüfus hareketlerinin, kentleşmenin, ulus devletin ve kitlesel siyasal hareketlerin oluşumuyla birlikte ortaya çıkan sosyoekonomik değişimlerin çeşitliliğinin bir birliğidir.” Bu birliği yakalamış, dahası yakalayacak bir Doğu toplumu henüz mevcut değildir diyebiliriz. Nitekim bu olmayış durumu, Batının (Batı derken daha çok Kıta Avrupa, İngiltere ve ABD kastedilmektedir) var olan durumu ile hep ilerde ve gelişmiş olduğu ve hep “büyük biraderler ailesi olarak kaldığı ve öteki toplumlara ağabeylik etme girişiminde bulunmasını meşrulaştırıcı bir durum olarak kullanmaktadır.
Modernleşme esas olarak iki ya da üç çizgisi, üç boyutu olan bir süreç
Modernleşme esas olarak iki ya da üç çizgisi, üç boyutu olan bir süreç. Bir tanesi sanayileşme ve buna bağlı olarak emek üretkenliğinin artması, yani insanın doğa üzerindeki hâkimiyetinin büyük bir sıçrama geçirerek yen bir evre gelmesi; ikinci boyutu modernleşmenin, lâikleşme denilen şey, yan, dünyanın bir büyü bozumuna uğraması, dünyanın büyülü ya da Tanrısal güçlerden arındırılması; üçüncü boyutu ki, bunun üzerinde Max Weber daha çok durmuştur, rasyonalizasyon, rasyonelleşme adı verilen şey, bu da bütün insan davranışlarına, insan eylemlerine kapitalist firma ile bürokratik devletin modellerine göre düzenlenen amaçlı rasyonel eylemin hâkim olması.
Bu üç boyutu 19. yüzyıldan bu yana açık bir şekilde dünyanın her yerinde görmekteyiz. Modernleşme serüveninin sonuçlarını ise daha çok 20. yüzyılda görüyoruz. 20. yüzyıl, dünya savaşlarının yarattığı olumsuzlukların yanında modernleşme isteği ile dolu olan Batı dışı dünyada ortaya çıkan iç çatışmaların yaşandığı tarihsel bir dönemdir. Batı sömürgeleştirme sevdasının, gidip işgal etme ve orayı değiştirme şeklinde cereyan eden ve bunun adını uygarlaştırma ya da modernleştirme kavramlarıyla tanımlayıp, Doğunun geri kalmışlığını ileri medeniyetler seviyesine çıkaracağı iddiasının sonucunda Doğu’da birçok acı yaşanmıştır. Modernizm/moderni te nasıl ki kavramsal ikilikler yaratıysa, modernleşme de bitmeyen bir yolculukta varılamayan bir hedefe doğru koşmak gibidir. Çünkü Batı ilerleyişini sürdürmektedir. Dolayısıyla durmadan ilerleyen Batı karşısında, Batı dışındaki toplumlar, modernitenin ileri ve geri ikililiği içinde geri kalmışlığa hep mahkûm olacaklardır.
Sonuç
Netice olarak modernizm akımının öne çıkan yönü sanatsal olsa da, konumuza dair durumu toplumsal, siyasal ve entelektüel açıdan dikkat çekmektedir. Modernizmi ve devamında modernleşme öyküsünü anlamak için, toplumsal dinamiklere bakmak ve burada da toplumsal olgularda (ve kurumlarda) yaşanan değişimlere eleştiriye en çok uğrayan noktalar olması bakımından bakmak önemlidir. Modernizm açısından ‘modern olan her şey iyi midir?’ diye sorduğumuzda, son yıllara kadar bu soruya ‘iyi’dir cevabı verilmiştir, ama bu soruya yeni cevaplar verildiğini, en azından postmodernizm tarafından verilen cevabın, modernmodernistmodernlik adına ileri sürülen şeylerin hiç iyi olmadığına dair düşünceleri sonraki bölümlerde ifade edeceğiz.
Modernite, Postmodernite ve Bauman
Mehmet E. Şimşek
Belge Yayınları
tarafından Arthipo | 14 Ekim 2016 | Sanat Felsefesi
Modernlik ve Modernite
Modernlik veya modernite (modernty ve modernite) Fransızca ve İngilizceden çevirilerine göre kullanılmakta olup, bu kavramların Türkçede çok yakın hatta aynı anlamda kullanılmakta olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle burada iki kavramı da her seferinde tek başına kullansak da diğerini de bir gölge olarak yanında tuttuğumuzu belirtmek gerekir. Modern kavramından türeyen kavram(lar), modern’i bir süreç veya durum olarak ifade etmektedir. Bir süreci anlatmaları, bir değişimi göstermeleri aynı zamanda bu değişimin sürmekte olduğunu gösterir.
Moderniteye hem modern felsefe hem de sosyal bilim çerçevesinde bakıldığında ikisinin de modernitenin başlangıcı için aynı kökleri işaret ettiği gözlemlenebilir. Bu bağlamda modernliğin köklerini ortaçağın sonlarından itibaren yaşanan Rönesans ve Reform hareketlerinin dalgasında ortaya çıkan entelektüel, bilimsel ve toplumsal gelişmeleri ve değişimleri içinde barındıran bir mahiyette mevcudiyet kazandığını söylemek abes olmaz.
Burada, “insanın sahip olduğu değerin yüceltilmesi, insana ve bütün bir yaradılışa dair iyimser bir bakış açısı, insanın ebedi bir nitelik kazandığı bir yaşam sanatı yaratma çabası: İnsan iradesinin ve özgürlüğünün keşfine dayanan hümanizmin temel yapı taşlarını,” görürüz. Öte yandan modernitenin ortaya çıkışına dair üstünde anlaşılmış kesin bir tarih vermek (toplumsal bağlamda böyle bir kesinliğin zaten mümkün olmadığı aşikârdır) imkânsız olsa da farklı disiplinler yaklaşımlar çerçevesinde değerlendirildiğinde kavramın ya da durumun başlangıcına dair öne çıkarılan noktalarda değişmeler olduğunu söyleyebiliriz.

Felsefe Açısından Descartes’in Yöntemsel Kuşkusu
Felsefe açısından Descartes’in yöntemsel kuşkusu, Bacon’ın tümevarımsal bilim yöntemiyle doğayı fethederek elde edilen bilgi güçtür çıkarımı; politika, yönetim ve devlet bağlamında Hobbes, Machiavelli; bilim tarihi açısından Kopernik, Galileo ve Newton gibi isimlerin etkisiyle akıl ve bilim (deneysel bilimlerin doğa bilimlerin ve yeni kozmos anlayışı) temelinde ortaya çıkan tüm bu fikirlerin modernite kavramına yön vererek onun etrafını sardığı savunulabilir. Entelektüel birikim ve yayınlar açısından Gütenberg’in matbaayı icadına götürülebilecek kadar eski olan modernite, bireysel veya psikolojik açıdan Freud ile başlayacak kadar da yakın olabilmektedir; toplumsal açıdan bakıldığındaysa Amerikan ve Fransız devrimleri (Aydınlanmanın ışığında beslenen) akabinde görünen iktidar/yönetim ve üretim alanındaki gelişmeler dayana gösterilmektedir.
Modernitenin düşünsel ve toplumsal bağlamım birlikte ele aldığımızda, bu kavramı tek bir boyutla açıklamanın hatalı olacağı gün gibi ortadadır. Bu yüzden modernlik kuramını bir yanıyla zihinsel/epistemolojik/entelektüel diğer yanıyla ekonomik/sosyal/ siyasal değişimi oluşturan etkenlerin toplamı olarak görmek daha doğru olacaktır. Peki, nedir modernite ya da modernlik? Bu konuya örnek birkaç görüş vermek gerekirse; ilk önce Berman’ın tarihsel uzantısı ve anlamı bakımdan modernite ya da modernlik bakışı dikkat çekicidir:
Modernliğin Tarihi
Modernliğin tarihi gibi muazzam bir şeyin bir ucundan yakalayabilme umuduyla onu üç evreye ayırdım: Kabaca 16. yüzyılın başlarından 18. yüzyılın başına dek uzanan ilk evrede insanlar, modern hayatı algılamaya yeni başlamışlardır; onlara neyin çarpmış olduğunu anlayamazlar henüz. Umutsuzca, el yordamıyla uygun sözcükleri bulmak için çırpınırlar; deneyim ve umutlarını paylaşabilecekleri modern bir kamu ya da camianın ne olabileceği konusunda pek fikirleri yoktur. İkinci evremiz 1790’ların büyük devrimci dalgasıyla başlar. Fransız Devrimi ve onun etkileriyle büyük, modern bir kamu, bir anda ve dramatik bir biçimde doğuverir. Bu kamu, devrimci bir çağda; kişisel, toplumsal ve siyasal yaşamın her boyutunda altüst oluşlar ve patlamalar doğuran bir çağda yaşıyor olma duygusunu paylaşmaktadır.
19. yüzyılın modern kamu alanı, bir yandan da hiç de modern olmayan dünyalarda yaşamanın madden ve manen neye benzediğini hatırlamaktadır hâlâ. Bu içsel ikilik aynı anda iki ayrı dünyada yaşıyor olma hissini, modernleşme ve modernizm düşüncelerini doğurur ve kökleştirir. 20. yüzyılda, üçüncü ve son evremizde, modernleşme süreci neredeyse tüm dünyayı kaplayacak kadar yayılmış; gelişmekte olan modernist; dünya kültürü sanatta ve düşünce alanında göz alıcı başarılar sağlamıştır.
Berman, 16. yüzyıldan başlayarak 20. yüzyıla kadar genişlettiği modernliğin üç evresi olduğunu belirtir. Yukarıda bu üç evrenin gösterdiği gibi, yaşam alanında hem bireysel hem de toplumsal bağlamda meydana gelen dönüşümler mevcuttur. Dönüşümlerin vücut bulduğu, insan kimliğinin etkin olduğu eylemler ve bunların uzantılarında gelişen devlet ve hukuk gibi somut süreçlerden bahsedilebilir.
Aynı bağlamda tarihi dönemleştirmede Alain Touraine’a başvurduğumuzda, modernliğin aşamaları olduğu görülür. Ona göre modernliğin aşamaları zamansal açıdan “Rönesans’tan sanayileşmenin yaşandığı sürece erken ya da klasik modernlik, sanayi devriminden 1970’lere kadar olan dönem orta modernlik, 70’lerden sonraki dönemi ise geç modernlik aşaması” olarak üç bölüme ayrılmaktadır. Bu aşamalar daha çok kapitalizmin doğuşundaki mekân/ toprak bağımlılığından günümüzdeki küresel kapitalist ortamın mekânsız ya da portatif akışkan bir mekân anlayışına dönüşmesini gösteren aşamalarıdır. Bu aşamalarda göze çarpan özellik, Fransız Devrimi süreci ile hemen akabinde işçi emek hareketinin öne çıktığı tarihlerde, toplumsal öznenin doğuşudur. Bu öznenin akıl sahibi olmasıyla aklı politik ekonomik alanda kullanması, ilkin kişisel özne olarak kendini göstermesi ve sonuçta özne olan kişilerin örgütlülüğü, öznenin en önemli özelliğidir.
Modernlik
Touraine’a göre: Modernlik, salt değişim ya da olaylar silsilesi de değildir; akılcı, bilimsel, teknolojik ve idari etkinliğin ürünlerinin yaygınlaştırılmasıdır… Modernlik fikri, toplumun merkezindeki Tanrı’nın yerine bilimi koyarak, dinsel inançlara en iyi olasılıkla ancak özel yaşam dahilinde bir yer bırakır. Modernlikle en güçlü bir biçimde özdeşleştiği anda Batı düşüncesinin özelliği, akılcılığa tanınan temel rolden daha geniş bir fikre, akılcı bir toplum fikrine geçmeyi istemiş olmasında yatar ve o akılcı toplumda akıl yalnızca bilimsel ve teknik etkinliği yönetmekle kalmaz, insanların yönetimini ve nesnelerin yönetimini de elinde tutar. Modernlik fikri, sıkı sıkıya akılcılaştırma fikriyle bağıntılıdır.
Modernliğin ortaya çıkışından günümüze gelinceye kadar öne çıkan, başka bir deyişle modernliğin mahiyetini belirleyen temel noktalar:
- Tekil insan bağlamında, akıl, özne vurgusu;
- Toplumsal içerik bağlamında, sanayileşme, kapitalizm, sosyalizm, imparatorluktan ulus devlete, engizisyondan (dinsel yargılama) hukuka geçiş;
- ‘Kutsal’ merkez arayışında Tanrı yerine ete kemiğe bürünmüş ve burada, dünyada, olan insandan yola çıkarak ‘insanlık’;
- İnsanın kutsal mekândan kiliseden çıkıp laboratuvar ışığında aydınlanması ilerlemesi ya da gerçeği yakalaması gibi süreçlerin oluşturduğu bir bütünlük, bağlamında anlaşılması gerektiği savunulabilir;
Aynı paralelde modernite ve onula ilgili kavramsal uzantılar Kale’nin düşüncesi bağlamında özetlenirse,
- yüzyıl Aydınlanma Dönemi ile başlayan Akıl Çağı, modernizm (modern) kavramım gündeme getirerek bu yüzyıldan günümüze dek gelen çağların modern çağlar olarak nitelenmesine yol açmıştır. Modernizm ya da modern çağları betimleyen temel olgular/kavramlar şunlar olmuştur: Rasyonellik; aklın egemenliği, mantık, bilim sel/evrensel doğrular, bilimsellik, algoritmik, sistematik düşünme, pozitivizm… “Modernin” kelime anlamı; çağcıl, çağdaş, yeni; asri olup “modernizm” de çağcılık; yenilikçilik demektir. Modern terimin içeriği her çağda her dönemde ‘yeni’ olan şeylerle değişmekle birlikte eskiden yeniye geçişi ifade etmekte.
Modernlik, bu anlamda yaşanan durumu gösterirken, aynı zamanda modernlik kavramı etrafında şekillenen modernleşme, modernizm gibi topluma müdahale edici veya toplumu yeniden oluşturan akımlar, eylemselliği yaratmıştır. Bu bağlamda insanlığı toplumları bulunduğu noktadan daha ileri bir düzeye götürmeyi amaçlayan modernlik fikri, Habermas açısından ‘bitmemiş bir proje’ olarak varlığını kesintisiz bir şekilde devam ettirmektedir. Varsayalım ki modernlik fikri devam ediyor olsun, peki bu projenin varlığı insanı daha iyi bir dünya kurmaya götürmüş müdür ya da iyi bir dünyaya hâlâ götürme şansı var mıdır? Sorularını gündeme getirmiştir. Ortada hâlâ devam eden bir projenin ürünleri olarak tamamlanmamışlığı (ama buna rağmen ideal arayışının devam etmesi) mı dikkate almak gerekir yoksa bu projenin inşası (her zaman yarım bir inşa alana) sırasında ortaya çıkan trajik olaylar mı dikkate almak gerekir?
Modernlik İnsanın Kendini kutsadığı Bir Dönem Olarak Görülmelidir
İşte bunlar, tartışmayı dallandıran ve içinden çıkılmaz hale büründüren noktalardır. Sonuçta modernlik insanın kendini kutsadığı bir dönem olarak görülmelidir. İnançlar adına savaşan insan, yerini rasyonel ve teknik donanımlı insana bırakmıştır. Bu insanın kendine yeni savaşlar çıkarma nedeni olarak gösterdiği seküler, dünyalı, yeni kutsallarını (milliyetçilik, demokrasi, sosyalizm vb.) bulduğu bir dönemdir. Modernlik, iyimser bir yorumla, insanın özneleşmesi ve tarihine bir fail iken; kötümser bir yorumla insanın kendini ‘kader’den kurtarıp, bu dünyanın mekânlarına zincirlemesidir. Çağdaş olmanın göstergesi, iyiliği, üstünlüğü bizden öncekilerden daha fazla teknolojik gelişme, ekonomik çoğalma ve entelektüel birikime sahip olmaksa, elbette modernliğin dünyayı çok daha iyiye götürdüğü iddia edilebilir. Eğer modernlik, doğayı, insanı ve toplumu yeniden tanımlarken ve değiştirirken doğadan, insandan ve toplumdan eser kalmayacak bir hale getirmesi olarak ifade edilirse, şu halde modernlik ve onun ‘ilerleme’ kavramı, este tize edilmiş acılar ve ölümler getirmesinden başka bir birikim ortaya koymamıştır denebilir.
İnsan(lık)ın tarihi, çelişkiler ve çatışmalarla doludur, bir bakıma diyalektik süreç sürekli yemlenmektedir. Çatışmanın ve çelişkinin varlığı, insan yaşamının enerjisidir. Bu açıdan ‘modern zamanlar’da, çatışmanın daha fazla alana yayıldığı bir dönem olarak görülebilir. Modernliğin ikilikler oluşturmadaki mahareti, modernliğin kendini yenileyen bir enerjisi olarak gösterebilir. Buna karşın aynı düzlemde modernite kaynağını tüketmiş bir maden ocağına da benzetilebilir. Eskiye geleneğe karşı çıkıp, onları karşıtlığın kötü tarafına bırakan, yıktıklarının, geride bıraktıklarının ya da karşı çıktıklarının yerine başka şeyler koymada maharetlidir. Buna istinaden:
“Modernlik, bir tür makineye dönüşen Kilise Hristiyanlığının Tanrının mahiyeti sorununu çözememesi ve antik Yunandaki insanı Tanrılaştıran ‘İnsan Tanrı’ figürünün yerine, Tanrıyı insanlaştıran ‘Tanrı İnsan’ figürünü yerleştirmesi, insanın özgür iradesini yok sayması nedeniyle insanın yaşadığı ontolojik güvensizlik duygusunu epistemolojik güvenlik alanlarını genişleterek insanın her şey üzerinde hâkimiyet kurmasına yol açan süreci tetiklemiş; papaz figürünün yerine önce ‘tüccar’ figürü, daha sonra da ‘mühendis’ figürü yerleşmiş, bütün bunların sonucunda modernlik bu kez sembolik olarak değil bilfiil makine ye dönüşmüş, insanın da, Tanrının da, doğanın da karikatürleşmesine, insanın da, doğanın da, dünyanın da geleceğinin tehlikeye girmesine yol açan, çatışmanın, büyük dünya savaşlarının, küresel bir kaosun ve katostrofun yaşanmasına zemin hazırlamıştır.”
Sonuç
Sonuçta düşünsel ve toplumsal alanda birçok radikal değişimlerin yaşandığı son üç dört yüzyıllık tarihte görünen modernliğe, olumlu veya olumsuz bakanlar olagelmiştir. Özellikle 20. yüzyılın son dönemlerinde olumsuz eleştiri yapanların, daha çok ön plana çıktığını söyleyebiliriz. Konuyu toparlayıp ana hatlarıyla ifade edersek, modernlik deyince:
- Modernlik, aklın insan yaşamında ön plana çıkarak, düzenleyici ve hüküm verici merkez haline gelmesidir.
- Bilgi konusunda referansların bilime kaydığı ve bilimin her şeyi anlaşılır kılacağına dair seküler bir inancın oluşmasıdır.
- Modernlik, ortaçağın teolojik tahayyülünü (dinsel cennet geleceği) bırakıp, bu dünyada insanın öznenin fail olduğu ‘gelecek’te bir yeryüzü cenneti kurulacağına dair olan rasyonel bir plandır. (Bu anlamda: “Modernite ebediyeti değersizleştirdi: mükemmeliyet, bir öteki dünyada değil, gelecekte yolculuk ediyordu, içinde bulunduğumuz dünyada.” )
- Aristokratik merkezli, imparator ve kral merkezli yapıdan uzaklaşıp, yerini toplumun diğer üyelerinin de katıldığı, ulus devlet (milliyetçilik) bağlamındaki iktidar ve yönetimin yeniden dizaynıdır.
- Sömürgeciliğin hızlanmasıyla dünyanın paylaşıldığı yeni bir dünya haritasının oluşturulmasıdır.
- Feodal tarımsal üretimin giderek sanayi fabrika sahalarına yerini bırakması, burjuvazi ve işçi sınıfının ikililiğinde yeni bir çatışmanın başlandığı süreçtir.
- Tanrının yasaları etrafında hizaya sokulan kulun, vatandaş olarak seküler hukukun önünde eşitlik, özgürlük ve adalet kavramlarının ışığında ‘kul hakkının bırakılıp, ‘insan haklarına dayandırıldığı bir dönemdir,
- Modernlik fikri projesi, insanın ilerleme perspektifi çerçevesinde değerlendirildiğinde, toplumun sürekli bir inşa süreci olarak görülmesidir.
- Modernlik, yarattığı değişimlerin olumlu yanlarına karşın (şehirleşme, bilimsel ilerleme, teknolojik konfor gibi), “yeni sıkıntıların yabancılaşma, anlamsızlık, toplumsal çözülmenin ortaya çıkmasıdır. Modernlik, yeni olanın iyi olduğu savunusu olarak, yeni yaşam deneyimlerinin gerçekleşmesidir. “Modernite; benlik, sosyal ilişkiler ve doğanın, detaylı bir kontrol ve düzenleme programına tabi olmasını içeren dünyanın hâkimiyeti etiği tarafından; dünyanın kontrol edildiği ve düzenlendiği geniş bir rasyonalizasyon sürecinin kültürel, sosyal ve politik şartlarının bir sonucudur. Modernizasyon projesi ise rasyonalitenin (araç sonuç ilişkileri bağlamında) bütüncül çevreye empoze edilmesidir.”
Modernite, Postmodernite ve Bauman
Mehmet E. Şimşek
Belge Yayınları
tarafından Arthipo | 14 Ekim 2016 | Sanat Felsefesi
Modern Nedir?
Modern kavramı İngilizceye Fransızca modeme den geçmiş olup; Latin kök sözcük ‘hemen şimdi’ anlamına modo ve aynı dildeki modernus kelimesinden gelmektedir.1 Türkçedeki karşılığı, yaşanmakta olan dönemi belirtmek için çağdaş, asri, çağcıl olan modern kavramı, içinde her çağ için bir ‘şimdilik’ ya da ‘zamanelik’ durumu taşımaktadır.
Geçmişte kalan zamandan ayrı olarak ifade edildiğinde modern olan, aslında sadece bir zaman meselesidir. Bu anlamda yaşayan insanların (modernlerin) kendi dönemlerini eskilerden ayırmak için “modern” kavramını bir ifade olarak çok da önemli gördüklerini söyleyemeyiz. ‘Bizden önce dünyaya gelmiş ve göçmüş olan insanlara karşı sonradan gelmiş olmanın verdiği bir üstünlük var mıdır?’ Bu tartışmaya açık bir durumdur. Bu ‘yeni’ ve ‘şimdiye ait olan’ kavramın öne çıkardığı karşıtı ‘eski’ veya ‘antik’ anlamlardır. Modern olanı antiklerden ayıran veya onu antik karşısında üstün kılan özellikler sadece zaman(sal)ını yoksa modern dönem insanlarının yarattığı kültürel gelişmeler, bilgi bilimsel ilerlemeler midir? Önce(lik) ve sonra(lık) arasında var olan karşıtlık, insanlığın eski tarihlerinden beri bir çatışma tartışma nedenidir ve günümüzde de (halen) yaşandığı açıktır. Bunları birbirlerinden ayıran özellikler sürekli modernler tarafından belirlenmiştir.
Tarihte bu ayrımın ilk örneklerini Habermas şöyle açıklar: “‘Modern’ kelimesi Latince ‘modernus’ biçimiyle ilk defa 5. yüzyılda resmen Hıristiyan olan o dönemi, Romalı ve Pagan geçmişten ayırmak için kullanıldı. İçerikleri sürekli değişse de, ‘modern’ terimi hep, kendini eskiden yeni ye bir geçişin sonucu olarak görmek için, antik çağ ile kendisi arasında bir ilişki kuran dönemlerin bilincini dile getirir.”
Dönemselleşme
Dönemselleşme olarak modern kavramının, kendisinden önceki antiklerden ilk olarak ‘dinsel olarak ayırma’ biçiminde ortaya
çıkması ilginçtir; zira aynı şekilde devam edip günümüze yaklaştıkça bu sefer seküler yaşamın dinsel yaşamdan ayrılması olarak anlam bulan bir modern kavramıyla karşılaşmaktayız. Eski ve yeni arasında oluşan karşıtlıkta; olumlu anlamın hep yenide kendini bulduğu, yeninin eskiye oranla daha ilerlemiş veya gelişmiş bir içeriğe sahip olduğu, bu yüzden yeni olanın eski (birçok bakımdan eski olan) karşısında üstün görüldüğü söylenebilir. Şimdi olan ‘yeni’ iken dün olmuş olanın ‘eskimiş olması, ona negatif bir içerik yükler. Ve her ‘şimdi’ başka bir deyişle yeni olan yakın bir gelecekte ‘eski’ olana dönüşeceğinden kalıcı bir olumsallık taşıyan kavram bulmak zordur.
Modern, bu şekliyle içinde olduğu ‘an’a gönderme yaparak sürekli bir ‘an’da, şimdi’de olma haline büründüğü düşünülebilir. Böylece her ‘an’ geçmişe bir üstünlük kurarken, kendisinin geçiciliğini de içinde tutarak bu döngüde ancak bir sonraki ‘an’a kadar yeni olma halini taşıyabilmektedir. Aynı bağlamda Perry Anderson, “Modern olan, kendisinden önce gelenden daha yenidir:
Devrimci olan da, yıktığı şeyden daha ileridir bir durumda ‘gelenek’ diğerinde gericilik söz konusudur. İki kavram arasındaki bağ, her birinin kendine özgü şekilde barındırdığı, ilerleme yönünde bir hareket getirme iddiasında yatmaktadır,” şeklinde ifade eder.
Modern Kavramı
Her ne kadar zamansal bir yönü ağır olsa da modern kavramı, kültürel değişimi işaret etmede ve toplumsal hayata referans noktaları sağlamaktadır. Eski çağlardan günümüze yaklaştıkça; insan davranışlarından yaşama alışkanlıklarına, siyasal yönetimlerden ekonomik etkinliklere kadar birçok şeyin değiştiği, tarihsel vizyonda açıkça izlenebilir. Bu açıdan ileri olma ve geri olma durumları, zamansal karşılaştırmada sıkıntıya yol açabileceğine karşın bundan kaçmak da imkânsız görünmektedir.
Yaşadığımız çağ öncekilerine göre ileri sayılmaktadır ya da gelişmiş sayılmaktadır, buna rağmen Montaigne’in belirttiği gibi “modernler antiklerden daha gelişmiş olabilir, ama bu açıdan ölçülmeleri gerekmez, çünkü oldukları yere gelmek için kahramanca bir şey yapmamışlardır.” Bulunduğumuz zamanda olmak, sadece bunu (zamanı) ölçü alarak şimdinin geçmiş zamanlardan üstün ve iyi olduğunu kanıtlamaz. Lalande’ın felsefe sözlüğü belirtiği gibi, “‘modern’ sözcüğünün, 10. yüzyıldan beri, felsefi ve dinî tartışmalarda ve hemen hemen her zaman kâh övücü, kâh pejoratif vurgularla kullanılan bir terim olduğunu bildirmektedir. Övücü kullanışıyla, yeniliklere, gelişmeye, araştırmaya, var olanla yetinmemeye ve bunların sonucu olarak da ‘yetkeye’ ve normların sansürüne direnmeye çağrıda bulunur; pejoratif kullanım, moda düşkünlüğünü, müktesebatın anlamım kavramaya çalışmaksızın önüne gelen yenilikle özdeşleşme özentisini, kolaycılığı, özgürlük yanılsamasıyla özgürlüğü mümkün kılan şeyi yozlaştırmayı çağrıştırır.”
Modern Zamanlar
Modern görüntü içinde bir yenilik veya yeninin peşinde olmak anlamında modern zamanların tarzını görürüz. Her birey ve toplum, yenilenme arzusuyla dolu olarak modern zamanın serüvenine katılabilir ve var olabilir. Dün, modern dünyada kayıptır ve her bugünün ‘düne akması da modern dönemin trajik yüzüdür. Bu yüzden modern zaman dakikliğiyle dikkat çeker. Her şeye yetişme isteği ve yapma isteğinden ya da ‘yarın Tanrının değil insanın kendisinin oluşturacağı bir bugün’ olacağından, modernlik insana aynı tarzda bir eksiklik duygusu da verir. “Modern olmak, bizle re serüven, güç, coşku, gelişme, kendimiz ve
dünyayı dönüştürme olanakları vaat eden; ama bir yandan da sahip olduğumuz her şeyi, bildiğimiz her şeyi, olduğumuz her şeyi yok etmekle tehdit eden bir ortamda bulmaktır kendimizi.
Modern olmak, Marx’ın deyişiyle ‘katı olan her şeyin buharlaşıp gittiği’ bir evrenin parçası olmaktır.’ Modern insanın anısı veya geçmişi, zamanı yakalamak peşinde bu halde kaybolur. Nitekim Marx’ın sözündeki buharlaşma hali, “geçmişte kullandığımız katı, sürekliliği olan, çoğunlukla bir anlam ifade eden nesneler, etrafımızı kuşatan geçici, taklit mallar uğruna bir kenara konuyor.”
Modern Kavramı Anlamı
Neticede modern kavramı günümüzde genel olarak “düşüncedeki açıklık, özgürlük, otoritelerden bağımsızlık ve en yeni ve en son dile getirilmiş düşünceler” şeklinde ifade edilmektedir. Modern kavramı bu anlamına, daha çok bilimsel ve toplumsal hayattaki gelişmelerle kavuşmuştur. Batı kaynaklı bir kavram olarak modern, son haline Rönesans ve Reform dönemlerinden 21. yüzyıla kadar olan bir dönemi kapsayarak ulaştığını ileri sürebiliriz ve bu döneme ‘Modern Çağ’ diyebiliriz: “Modern çağ her şeyden önce öznel özgürlük işaretiyle var olmuştu.
Öznel özgürlük, toplumda sivil hukukun kişinin kendi çıkarlarını rasyonel tarzda kollayabilmesi için sağladığı uzam olarak; devlette siyasal iradenin oluşumuna katılmada ilke olarak eşit haklar şeklinde; özel alanda etik özerklik ve kendini gerçekleştirme olarak ve nihayet, bu özel dünyayla ilişkili kamusal alanda, düşünümsel hale gelmiş bir kültürün temellük edilmesi aracılığıyla cereyan eden oluşturucu süreç olarak gerçekleştirildi.” Son olarak kavramın tarihsel yolculuğuna bakıldığında, ‘modern’ kavramı sıfat şeklinde kullanılan ve nitelediği kavrama ‘iyi’lik yükleyen bir mahiyette olduğu görülebilir. Örneğin modern insan, modern bilim, modern devlet, modern yaşam vb. gibi tanımlayıcı bir şekilde kullanıldığında, modern, eklendiği kavrama çağdaş, yeni, zamana uygun ve değerli anlamlarını yükler. Buna karşılık modern olmayanlar da daha çok ilkel, eski, kötü, tutucu, vb. gibi anlamlarla ifade edilerek modern olan şeyin karşıtı olarak konumlanır.
Modernite, Postmodernite ve Bauman
Mehmet E. Şimşek
Belge Yayınları
tarafından Arthipo | 14 Ekim 2016 | Sanat Felsefesi
Modernite, Postmodernite ve Bauman
Dünyayı anlamanın pek çok yolu vardır. Bauman… Anlamın, anlamanın her yolu hümaniter bir bakıştır. Çünkü bizatihi insanın anlamaya çalıştığı, anlam yüklediği ya da her ikisini bir arada gerçekleştirmek için yöneldiği bu dünya, kendi etrafında ve aynı zamanda güneş etrafında dönen, küre şeklindeki somut gezegen değildir (tabii ki insanların hep birlikte yarattığı ekolojik krizlerden dolayı inleyen bu somut dünyaya/doğaya kulak kabartmak gerekir). Burada anlamsal olarak ele alınan ve insanın somut dünya içinde oluşturduğu kendine ait dünyadır. Anlam; felsefi, politik, bilimsel, dinsel, kültürel, sanatsal, yerel, evrensel yollar gibi birçok yöntem ile yakalanabilir. Modernite, Postmodernite ve Bauman…
Öte yandan hiçbir yönteme başvurmadan, insan tek ve bir başınalıkta sessizlikte kalıp ve yalnızca kendi içinden gelen sesi kalıplaşmamış düşünceyi dinleyip yine sadece kendi içine dönen bir ses/düşünce arasında gerçekleşen monadik bir anlam da oluşturabilir: “Öz diyalog.” Neticede tek başına bir yöntemden ya da bu yöntemlerden birkaçını kesiştiren bir kavşağın perspektifinden bakılsa bile anlam(ın) belirsiz ve hep biraz eksik olacağı da bilinmelidir. Hele bir de içinde yaşanan ve devam edegelen bir zamanın ruhunu anlamaya çalışmak, anlam sorununun en çetrefilli yönünü oluşturur.
Modernite’den Postmodernite’ye Hal Değişimleri
Yeryüzünün öncelikle Batı uygarlığı dairesinden başlayan ve daha sonra tüm dünya meskenlerine sirayet eden moderniteden postmoderniteye hal değişimleri, hem gündelik yaşantıda hem de entelektüel camiada tartışılan bir sorunsaldır. Bu bakımdan modernite sorunsalı 17. yüzyıla dayanırken, postmodernite bu sorunsala son elli yıllık zaman diliminde dahil olmuştur. Keza aynı bağlamda birçok kavram da ortaya çıkmıştır. Modernite ile beraber, felsefi açıdan Aydınlanma (akıl ve bilim); siyasal açıdan ulus devlet (kimlik, milliyetçilik, liberalizm, sosyalizm); ekonomide sanayileşme, üretim, kapitalizm, emek, sınıf vb. gibi:

Zygmunt Bauman Postmodernite Modernite
Yaşam mekânı olarak kent; sosyal bilim bağlamında sosyoloji, psikoloji; bilgi, medya iletişim unsurları (gazete, kitap, telgraf, yazı, kütüphane); ulaşımda demir yolu; mimari açıdan yataylık, işlevsellik vb. gibi pek çok alan ve kavram da tartışmaya dahil edilebilir. Gelgelelim postmodernite ile birlikte bu kavramlara küreselleşme, tüketim, eğlence, görsellik (sinema, televizyon, video), internet, cep telefonu, hız vb. gibi yaşam algısını değiştiren pek çok şey eklenmiş olup tartışmanın yönünü moderniteden postmoderniteye çevirmiştir.
Dolayısıyla bu çalışmanın zorunlu amacı moderniteden post moderniteye geçişi/dönüşümü ekseriyetle yukarıda verilen kavramlar aracılığıyla betimlemek ve tartışmaktır. Çalışmanın gönüllü olarak yüklenmiş temel amacı ise çağdaş sosyolog/düşünür Zygmunt Bauman’ın ışığı altında modernite ile postmodernite arasındaki bağlantıları ve kopuşları birlikte değerlendirerek değişen insan ve toplum yaşamını anlamaktır. Konunun genişliği iş yükünü artırdığı kadar işi kotarmayı da zorlaştırmaktadır. Bu yüzden an lam sorununda belirttiğimiz belirsizlikler veya yetersizlikler çalışmanın içerisinde bizatihi mevcuttur. Çalışmanın yönünü ve kapsamını oluşturan bazı sorular belirlenmiştir. Bu soruları cevaplamak adına üç bölüme ayrılan çalışmanın her bir bölümü, belirlenen soruları ayrı ayrı ele almaktadır.
Modernite nedir?
İlk bölümde, ‘‘Modernite nedir, ne zaman başlamıştır ve ne gibi sonuçlar üretmiştir? Modernitenin insana biçtiği rol ve gösterdiği yöntem nedir?” sorularına cevap aranmıştır. Bu bölümde modern, modernlik, aydınlanma, akıl, bilim kavramları etrafında modern toplum yaşantısı ele alınmıştır. Diğer bölümlere oranla çalışmada, ilk bölümün kapsamı daha dar tutulmuştur. Çünkü ikinci bölümün soruları olan “Postmodernite nedir? Postmodernitenin Moderniteye getirdiği itirazlar nelerdir? Postmodern zamanda yaşam ne haldedir? Soruları doğrudan moderniteyi de içine alarak ikinci bölümü genişletmektedir. İkinci bölümde, postmoderniteyi anlatan kavramların yanında, postmodern düşüncenin öne çıkan düşünürlerine de yer verilerek tartışmayı iyi bir biçimde genişletmeye ilerletme niyeti taşınmaktadır.
Nihayetinde çalışmanın üçüncü ve son bölümünde, modernitenin en debdebeli olan son zamanlarına tanıklık edip ayrıca postmodern zamanları da bilfiil yaşayan sosyolog/düşünür Bauman üzerinde durulmaktadır. Bu bölümü açıklamak için “Bauman kimdir? Modernite ve postmodernite konusunda ne söylemektedir? Entelektüel olarak nerede durmaktadır?” gibi sorular ele alınmaktadır. Bu bağlamda üçüncü bölümde, çalışmanın asıl amacı olan Bauman’ın modernite ve postmoderniteye dair düşünceleri tartışılmaktadır. Bu bölüm çalışmanın en kapsamlı bölümü olup Bauman’ın eserlerinde özellikle üstünde durduğu, modernlik, müphemlik, gözetim, düzenleme, entelektüeller, çalışma ve yoksulluk, üretim tüketim, toplumsal ve bireysel ilişkiler, küreselleşme, ‘akışkan’lık”katı’lık, insan tipleri, aşk, iletişim, özgürlük ve etik gibi kavramlar üzerinden ilerlemektedir.
Modernite, Postmodernite ve Bauman
Bauman, hem moderniteyi hem de günümüz postmodern zamanı anlamak konusunda, gündelik deneyimlerden, yaşantılardan yola çıkarak ince ve naif bir perspektif sunar ki Bauman sosyolojisini özel ve önemli kılanın da bu olduğu söylenebilir. Çünkü Bauman’a göre sosyolojinin işlevi sorunları çözmek veya üstten bakan, otoriterleşen bir konum elde etmek değildir. Sosyolojinin yapması gereken; toplumsal yaşamı, değişimleri, gelişmeleri yorumlamak ve anlamaktır. Bu bağlamda Bauman, sosyolojinin dolaysız olarak anlamak’ gibi bir derdi olduğunu savunur.1 Kısaca bu çalışma postmodern düşüncede önemli görülen disiplinler arası bir yaklaşımla ele alınmıştır. Bauman’ın düşünceleri de bu yaklaşıma uygun olduğundan, burada felsefe ve sosyoloji disiplinlerini buluşturmanın tezin dolaylı amaçları arasında yer aldığını belirtmek gerekir.
Felsefe ve sosyal bilimlerde kavramsal tanımlamalar, akımlar, tarihsel zaman ve düşünürler açısından ele alındığında; kavramların içerikleri bakımından nüanslar oluştuğu ya da oluşabileceği söylenebilir. Batı tarihinde son birkaç yüzyılı etkileyen bir kavram olan modern ve bundan türemiş kavramlar, dünyayı anlamakta yeni pencereler açmıştır. Elbette bu süreçte eski (din, kilise, krallık, aristokrasi, feodalite) ile yeni (bilim, eğitim, halk millet, cumhuriyet ve kapitalizm) kabul edilenler arasında bir çatışma da mevcuttur.
Modernite, Postmodernite ve Bauman
Mehmet E. Şimşek
Belge Yayınları
tarafından Arthipo | 13 Ekim 2016 | Sanat Tarihi
Tarih Öncesi Çağlarda Sanat
Tarih Öncesi Devirlerde Sanat : İlk sanat eserlerine yontma taş devrinde rastlanır. Sanatın insan var olduğundan beri var olduğundan var olduğu söylenebilir. Mağaralarda, ağaç kovuklarında yaşayan insanlar, çakmak taşından kabaca yontulmuş baltalar, bıçaklar yapmışlar, hayvan kemikleri ile boynuzlarından iğneler, hançerler, zıpkınlar, bilezik ve gerdanlıklar, çeşitli figürler meydana getirmişlerdir.

Fransa’nın Dordogne kentinde bir mağarada bulunmuş mamut figürü
Bu devrin sonlarına doğru, mağara duvarlarına hakiki sanat eseri denecek kıymette bazı resimlerin çizildiği görülmektedir. Meselâ Fransa’da Dordogne ilinde Eyzies’de yahut İspanyol Pirene’lerindeki Altamira’da bulunan mağaralarda keşfedilen gravür ve resimler hayret edilecek şeylerdir. Bu eserleri yaratan insanlardan bizi ayıran zamanı yüzlerce asır olarak tahmin etmek lazımdır. İnsan önceleri ne idi? Onu öbür cinslerden ayırmak çok zor. Lakin bu figürleri birkaç çizgi ile kazıdığı gün, tabiat üzerinde insanın saltanatı başlamıştı. Bu desenler sırf hayvanlıktan kurtulmuş bir zekayı belli etmektedir. O insanların da, eşyayı bugünküler gibi görmesi doğrusu harikuladedir. Aynı duruşları, aynı özellikleri almışlardır, gözlerini ve ellerini aynı tarzda kullanmaktadırlar. Bu görüşteki birlik, düşünüşteki benzerliği meydana çıkarır. Zıplayan bir yabani öküzü gösteren üç çizgi, insan düşüncesinin sürdüğünü ve yirmi bin senelik birliği anlatır.
Yontma taş çağından sonra cilalı taş devri: Kulübelerde oturan bu çağ insanları, taşları daha ustalıkla işlemeyi ve onları cilalamayı, kilden çanak – çömlek yapıp pişirmeyi öğrendikleri gibi bazı mimarî anıtları da yaptılar.
Tarih Öncesi Devirlerde Sanat
Dolmenler
Uzun kaya parçaları yan yana dikilmek ve üzerleri büyük bir yassı taşla örtülmek suretiyle meydana gelmiş odalara denilir. Bunların içinde insan iskeletleriyle birlikte silahlar, süs eşyası bulunmuştur.

Menhirler:
Sivriliğine dikilmiş büyük taslara Menhir adı verilmektedir. Bunlar dikili tasların ilk örnekleridir.

Tarih öncesi devirlerde sanat
Kromlekler:
Bir çizgi veya daire üzerine aralıklı olarak yontulmamış taşlar dikip üzerine de düz taşlar yerleştirerek inşa edilen ilk tapınaklardır. Bunların çapları bazen 50-60 metreyi bulur.

Tarih öncesi devirlerde sanat
Tümülüsler:
Bir mezar veya mezar odasının üzeri toprakla örtülerek elde edilen tepeciklere Tümülüs – Höyük denir. Bu, üzeri örtülü bir nevi Dolmen ’dir. Fakat bugün arkeolojide höyük denilince çeşitli barınma tabakalarından kurulmuş yapma tepeler anlaşılmaktadır. Alişar, Alacahöyük gibi.

Tarih öncesi devirlerde sanat

Tarih Öncesi Devirlerde Sanat
Maden Devri Sanat Eserleri
Cilalı taş devrinin sonlarına doğru madenden yapılmış eserlere rastlanmaktadır. İlk madenden eserler, bakır, altın veya gümüştendir. Bakır çağından sonra, bakır ve kalayın birleşmesinden elde edilen Tunç ve nihayet Demir devri gelmiştir. Fakat dünyanın çeşitli bölgelerindeki insanlar bu çağları aynı zamanda yasamamışlardır