Modernlik ve Modernite

Modernlik veya modernite (modernty ve modernite) Fransızca ve İngilizceden çevirilerine göre kullanılmakta olup, bu kavramların Türkçede çok yakın hatta aynı anlamda kullanılmakta olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle burada iki kavramı da her seferinde tek başına kullansak da diğerini de bir gölge olarak yanında tuttuğumuzu belirtmek gerekir. Modern kavramından türeyen kavram(lar), modern’i bir süreç veya durum olarak ifade etmektedir. Bir süreci anlatmaları, bir değişimi göstermeleri aynı zamanda bu değişimin sürmekte olduğunu gösterir.

Moderniteye hem modern felsefe hem de sosyal bilim çerçevesinde bakıldığında ikisinin de modernitenin başlangıcı için aynı kökleri işaret ettiği gözlemlenebilir. Bu bağlamda modernliğin köklerini ortaçağın sonlarından itibaren yaşanan Rönesans ve Reform hareketlerinin dalgasında ortaya çıkan entelektüel, bilimsel ve toplumsal gelişmeleri ve değişimleri içinde barındıran bir mahiyette mevcudiyet kazandığını söylemek abes olmaz.

Burada, “insanın sahip olduğu değerin yüceltilmesi, insana ve bütün bir yaradılışa dair iyimser bir bakış açısı, insanın ebedi bir nitelik kazandığı bir yaşam sanatı yaratma çabası: İnsan iradesinin ve özgürlüğünün keşfine dayanan hümanizmin temel yapı taşlarını,” görürüz. Öte yandan modernitenin ortaya çıkışına dair üstünde anlaşılmış kesin bir tarih vermek (toplumsal bağlamda böyle bir kesinliğin zaten mümkün olmadığı aşikârdır) imkânsız olsa da farklı disiplinler yaklaşımlar çerçevesinde değerlendirildiğinde kavramın ya da durumun başlangıcına dair öne çıkarılan noktalarda değişmeler olduğunu söyleyebiliriz.

modernlik-1900-yillar

Felsefe Açısından Descartes’in Yöntemsel Kuşkusu

Felsefe açısından Descartes’in yöntemsel kuşkusu, Bacon’ın tümevarımsal bilim yöntemiyle doğayı fethederek elde edilen bilgi güçtür çıkarımı; politika, yönetim ve devlet bağlamında Hobbes, Machiavelli; bilim tarihi açısından Kopernik, Galileo ve Newton gibi isimlerin etkisiyle akıl ve bilim (deneysel bilimlerin doğa bilimlerin ve yeni kozmos anlayışı) temelinde ortaya çıkan tüm bu fikirlerin modernite kavramına yön vererek onun etrafını sardığı savunulabilir. Entelektüel birikim ve yayınlar açısından Gütenberg’in matbaayı icadına götürülebilecek kadar eski olan modernite, bireysel veya psikolojik açıdan Freud ile başlayacak kadar da yakın olabilmektedir; toplumsal açıdan bakıldığındaysa Amerikan ve Fransız devrimleri (Aydınlanmanın ışığında beslenen) akabinde görünen iktidar/yönetim ve üretim alanındaki gelişmeler dayana gösterilmektedir.

Modernitenin düşünsel ve toplumsal bağlamım birlikte ele aldığımızda, bu kavramı tek bir boyutla açıklamanın hatalı olacağı gün gibi ortadadır. Bu yüzden modernlik kuramını bir yanıyla zihinsel/epistemolojik/entelektüel diğer yanıyla ekonomik/sosyal/ siyasal değişimi oluşturan etkenlerin toplamı olarak görmek daha doğru olacaktır. Peki, nedir modernite ya da modernlik? Bu konuya örnek birkaç görüş vermek gerekirse; ilk önce Berman’ın tarihsel uzantısı ve anlamı bakımdan modernite ya da modernlik bakışı dikkat çekicidir:

Modernliğin Tarihi

Modernliğin tarihi gibi muazzam bir şeyin bir ucundan yakalayabilme umuduyla onu üç evreye ayırdım: Kabaca 16. yüzyılın başlarından 18. yüzyılın başına dek uzanan ilk evrede insanlar, modern hayatı algılamaya yeni başlamışlardır; onlara neyin çarpmış olduğunu anlayamazlar henüz. Umutsuzca, el yordamıyla uygun sözcükleri bulmak için çırpınırlar; deneyim ve umutlarını paylaşabilecekleri modern bir kamu ya da camianın ne olabileceği konusunda pek fikirleri yoktur. İkinci evremiz 1790’ların büyük devrimci dalgasıyla başlar. Fransız Devrimi ve onun etkileriyle büyük, modern bir kamu, bir anda ve dramatik bir biçimde doğuverir. Bu kamu, devrimci bir çağda; kişisel, toplumsal ve siyasal yaşamın her boyutunda altüst oluşlar ve patlamalar doğuran bir çağda yaşıyor olma duygusunu paylaşmaktadır.

19. yüzyılın modern kamu alanı, bir yandan da hiç de modern olmayan dünyalarda yaşamanın madden ve manen neye benzediğini hatırlamaktadır hâlâ. Bu içsel ikilik aynı anda iki ayrı dünyada yaşıyor olma hissini, modernleşme ve modernizm düşüncelerini doğurur ve kökleştirir. 20. yüzyılda, üçüncü ve son evremizde, modernleşme süreci neredeyse tüm dünyayı kaplayacak kadar yayılmış; gelişmekte olan modernist; dünya kültürü sanatta ve düşünce alanında göz alıcı başarılar sağlamıştır.

Berman, 16. yüzyıldan başlayarak 20. yüzyıla kadar genişlettiği modernliğin üç evresi olduğunu belirtir. Yukarıda bu üç evrenin gösterdiği gibi, yaşam alanında hem bireysel hem de toplumsal bağlamda meydana gelen dönüşümler mevcuttur. Dönüşümlerin vücut bulduğu, insan kimliğinin etkin olduğu eylemler ve bunların uzantılarında gelişen devlet ve hukuk gibi somut süreçlerden bahsedilebilir.

Aynı bağlamda tarihi dönemleştirmede Alain Touraine’a başvurduğumuzda, modernliğin aşamaları olduğu görülür. Ona göre modernliğin aşamaları zamansal açıdan “Rönesans’tan sanayileşmenin yaşandığı sürece erken ya da klasik modernlik, sanayi devriminden 1970’lere kadar olan dönem orta modernlik, 70’lerden sonraki dönemi ise geç modernlik aşaması” olarak üç bölüme ayrılmaktadır. Bu aşamalar daha çok kapitalizmin doğuşundaki mekân/ toprak bağımlılığından günümüzdeki küresel kapitalist ortamın mekânsız ya da portatif akışkan bir mekân anlayışına dönüşmesini gösteren aşamalarıdır. Bu aşamalarda göze çarpan özellik, Fransız Devrimi süreci ile hemen akabinde işçi emek hareketinin öne çıktığı tarihlerde, toplumsal öznenin doğuşudur. Bu öznenin akıl sahibi olmasıyla aklı politik ekonomik alanda kullanması, ilkin kişisel özne olarak kendini göstermesi ve sonuçta özne olan kişilerin örgütlülüğü, öznenin en önemli özelliğidir.

Modernlik

Touraine’a göre: Modernlik, salt değişim ya da olaylar silsilesi de değildir; akılcı, bilimsel, teknolojik ve idari etkinliğin ürünlerinin yaygınlaştırılmasıdır… Modernlik fikri, toplumun merkezindeki Tanrı’nın yerine bilimi koyarak, dinsel inançlara en iyi olasılıkla ancak özel yaşam dahilinde bir yer bırakır. Modernlikle en güçlü bir biçimde özdeşleştiği anda Batı düşüncesinin özelliği, akılcılığa tanınan temel rolden daha geniş bir fikre, akılcı bir toplum fikrine geçmeyi istemiş olmasında yatar ve o akılcı toplumda akıl yalnızca bilimsel ve teknik etkinliği yönetmekle kalmaz, insanların yönetimini ve nesnelerin yönetimini de elinde tutar. Modernlik fikri, sıkı sıkıya akılcılaştırma fikriyle bağıntılıdır.

Modernliğin ortaya çıkışından günümüze gelinceye kadar öne çıkan, başka bir deyişle modernliğin mahiyetini belirleyen temel noktalar:

  1. Tekil insan bağlamında, akıl, özne vurgusu;
  2. Toplumsal içerik bağlamında, sanayileşme, kapitalizm, sosyalizm, imparatorluktan ulus devlete, engizisyondan (dinsel yargılama) hukuka geçiş;
  3. ‘Kutsal’ merkez arayışında Tanrı yerine ete kemiğe bürünmüş ve burada, dünyada, olan insandan yola çıkarak ‘insanlık’;
  4. İnsanın kutsal mekândan kiliseden çıkıp laboratuvar ışığında aydınlanması ilerlemesi ya da gerçeği yakalaması gibi süreçlerin oluşturduğu bir bütünlük, bağlamında anlaşılması gerektiği savunulabilir;

Aynı paralelde modernite ve onula ilgili kavramsal uzantılar Kale’nin düşüncesi bağlamında özetlenirse,

  1. yüzyıl Aydınlanma Dönemi ile başlayan Akıl Çağı, modernizm (modern) kavramım gündeme getirerek bu yüzyıldan günümüze dek gelen çağların modern çağlar olarak nitelenmesine yol açmıştır. Modernizm ya da modern çağları betimleyen temel olgular/kavramlar şunlar olmuştur: Rasyonellik; aklın egemenliği, mantık, bilim sel/evrensel doğrular, bilimsellik, algoritmik, sistematik düşünme, pozitivizm… “Modernin” kelime anlamı; çağcıl, çağdaş, yeni; asri olup “modernizm” de çağcılık; yenilikçilik demektir. Modern terimin içeriği her çağda her dönemde ‘yeni’ olan şeylerle değişmekle birlikte eskiden yeniye geçişi ifade etmekte.

Modernlik, bu anlamda yaşanan durumu gösterirken, aynı zamanda modernlik kavramı etrafında şekillenen modernleşme, modernizm gibi topluma müdahale edici veya toplumu yeniden oluşturan akımlar, eylemselliği yaratmıştır. Bu bağlamda insanlığı toplumları bulunduğu noktadan daha ileri bir düzeye götürmeyi amaçlayan modernlik fikri, Habermas açısından ‘bitmemiş bir proje’ olarak varlığını kesintisiz bir şekilde devam ettirmektedir. Varsayalım ki modernlik fikri devam ediyor olsun, peki bu projenin varlığı insanı daha iyi bir dünya kurmaya götürmüş müdür ya da iyi bir dünyaya hâlâ götürme şansı var mıdır? Sorularını gündeme getirmiştir. Ortada hâlâ devam eden bir projenin ürünleri olarak tamamlanmamışlığı (ama buna rağmen ideal arayışının devam etmesi) mı dikkate almak gerekir yoksa bu projenin inşası (her zaman yarım bir inşa alana) sırasında ortaya çıkan trajik olaylar mı dikkate almak gerekir?

Modernlik İnsanın Kendini kutsadığı Bir Dönem Olarak Görülmelidir

İşte bunlar, tartışmayı dallandıran ve içinden çıkılmaz hale büründüren noktalardır. Sonuçta modernlik insanın kendini kutsadığı bir dönem olarak görülmelidir. İnançlar adına savaşan insan, yerini rasyonel ve teknik donanımlı insana bırakmıştır. Bu insanın kendine yeni savaşlar çıkarma nedeni olarak gösterdiği seküler, dünyalı, yeni kutsallarını (milliyetçilik, demokrasi, sosyalizm vb.) bulduğu bir dönemdir. Modernlik, iyimser bir yorumla, insanın özneleşmesi ve tarihine bir fail iken; kötümser bir yorumla insanın kendini ‘kader’den kurtarıp, bu dünyanın mekânlarına zincirlemesidir. Çağdaş olmanın göstergesi, iyiliği, üstünlüğü bizden öncekilerden daha fazla teknolojik gelişme, ekonomik çoğalma ve entelektüel birikime sahip olmaksa, elbette modernliğin dünyayı çok daha iyiye götürdüğü iddia edilebilir. Eğer modernlik, doğayı, insanı ve toplumu yeniden tanımlarken ve değiştirirken doğadan, insandan ve toplumdan eser kalmayacak bir hale getirmesi olarak ifade edilirse, şu halde modernlik ve onun ‘ilerleme’ kavramı, este tize edilmiş acılar ve ölümler getirmesinden başka bir birikim ortaya koymamıştır denebilir.

İnsan(lık)ın tarihi, çelişkiler ve çatışmalarla doludur, bir bakıma diyalektik süreç sürekli yemlenmektedir. Çatışmanın ve çelişkinin varlığı, insan yaşamının enerjisidir. Bu açıdan ‘modern zamanlar’da, çatışmanın daha fazla alana yayıldığı bir dönem olarak görülebilir. Modernliğin ikilikler oluşturmadaki mahareti, modernliğin kendini yenileyen bir enerjisi olarak gösterebilir. Buna karşın aynı düzlemde modernite kaynağını tüketmiş bir maden ocağına da benzetilebilir. Eskiye geleneğe karşı çıkıp, onları karşıtlığın kötü tarafına bırakan, yıktıklarının, geride bıraktıklarının ya da karşı çıktıklarının yerine başka şeyler koymada maharetlidir. Buna istinaden:

“Modernlik, bir tür makineye dönüşen Kilise Hristiyanlığının Tanrının mahiyeti sorununu çözememesi ve antik Yunandaki insanı Tanrılaştıran ‘İnsan Tanrı’ figürünün yerine, Tanrıyı insanlaştıran ‘Tanrı İnsan’ figürünü yerleştirmesi, insanın özgür iradesini yok sayması nedeniyle insanın yaşadığı ontolojik güvensizlik duygusunu epistemolojik güvenlik alanlarını genişleterek insanın her şey üzerinde hâkimiyet kurmasına yol açan süreci tetiklemiş; papaz figürünün yerine önce ‘tüccar’ figürü, daha sonra da ‘mühendis’ figürü yerleşmiş, bütün bunların sonucunda modernlik bu kez sembolik olarak değil bilfiil makine ye dönüşmüş, insanın da, Tanrının da, doğanın da karikatürleşmesine, insanın da, doğanın da, dünyanın da geleceğinin tehlikeye girmesine yol açan, çatışmanın, büyük dünya savaşlarının, küresel bir kaosun ve katostrofun yaşanmasına zemin hazırlamıştır.”

Sonuç

Sonuçta düşünsel ve toplumsal alanda birçok radikal değişimlerin yaşandığı son üç dört yüzyıllık tarihte görünen modernliğe, olumlu veya olumsuz bakanlar olagelmiştir. Özellikle 20. yüzyılın son dönemlerinde olumsuz eleştiri yapanların, daha çok ön plana çıktığını söyleyebiliriz. Konuyu toparlayıp ana hatlarıyla ifade edersek, modernlik deyince:

  1. Modernlik, aklın insan yaşamında ön plana çıkarak, düzenleyici ve hüküm verici merkez haline gelmesidir.
  2. Bilgi konusunda referansların bilime kaydığı ve bilimin her şeyi anlaşılır kılacağına dair seküler bir inancın oluşmasıdır.
  3. Modernlik, ortaçağın teolojik tahayyülünü (dinsel cennet geleceği) bırakıp, bu dünyada insanın öznenin fail olduğu ‘gelecek’te bir yeryüzü cenneti kurulacağına dair olan rasyonel bir plandır. (Bu anlamda: “Modernite ebediyeti değersizleştirdi: mükemmeliyet, bir öteki dünyada değil, gelecekte yolculuk ediyordu, içinde bulunduğumuz dünyada.” )
  4. Aristokratik merkezli, imparator ve kral merkezli yapıdan uzaklaşıp, yerini toplumun diğer üyelerinin de katıldığı, ulus devlet (milliyetçilik) bağlamındaki iktidar ve yönetimin yeniden dizaynıdır.
  5. Sömürgeciliğin hızlanmasıyla dünyanın paylaşıldığı yeni bir dünya haritasının oluşturulmasıdır.
  6. Feodal tarımsal üretimin giderek sanayi fabrika sahalarına yerini bırakması, burjuvazi ve işçi sınıfının ikililiğinde yeni bir çatışmanın başlandığı süreçtir.
  7. Tanrının yasaları etrafında hizaya sokulan kulun, vatandaş olarak seküler hukukun önünde eşitlik, özgürlük ve adalet kavramlarının ışığında ‘kul hakkının bırakılıp, ‘insan haklarına dayandırıldığı bir dönemdir,
  8. Modernlik fikri projesi, insanın ilerleme perspektifi çerçevesinde değerlendirildiğinde, toplumun sürekli bir inşa süreci olarak görülmesidir.
  9. Modernlik, yarattığı değişimlerin olumlu yanlarına karşın (şehirleşme, bilimsel ilerleme, teknolojik konfor gibi), “yeni sıkıntıların yabancılaşma, anlamsızlık, toplumsal çözülmenin ortaya çıkmasıdır. Modernlik, yeni olanın iyi olduğu savunusu olarak, yeni yaşam deneyimlerinin gerçekleşmesidir. “Modernite; benlik, sosyal ilişkiler ve doğanın, detaylı bir kontrol ve düzenleme programına tabi olmasını içeren dünyanın hâkimiyeti etiği tarafından; dünyanın kontrol edildiği ve düzenlendiği geniş bir rasyonalizasyon sürecinin kültürel, sosyal ve politik şartlarının bir sonucudur. Modernizasyon projesi ise rasyonalitenin (araç sonuç ilişkileri bağlamında) bütüncül çevreye empoze edilmesidir.”

Modernite, Postmodernite ve Bauman

Mehmet E. Şimşek

Belge Yayınları