Romantizm

Romantizm akımı,

Fransa’da, İmparatorluğun sonu ile 1848 arasında gelişen, Avrupalıların duygu ve düşüncelerini değiştiren manevi bir ihtilaldir. Siyasette, edebiyatta olduğu gibi müzikte ve plastik sanatlarda da görünmüştür. Onu ilk önce resimde ele almak lazımdır.

Romantizm akımının öncüsü kimdi ? 

romantizm sanatçıları delacroix halka yol gösteren özgürlük tablosu

Delacroix’ e ait , Fransız devrimini anlatan Halk’a yol gösteren özgürlük isimli tablo (1830)

Romantiklerin başı olmak şerefi Delacroix’ya nasip olmuştur. Romantizm, şahıslara göre türlü manzaralarla görünür. Zira romantizmin esası şahsi orijinaliteleri daha ziyade belirtmektedir.

Eugene Delacroix

Eugene Delacroix’in otoportresi

Romantizm ile klasizm karşılaştırması

Klasikler; ideal, herkes için doğru, mekteplere ve şahıslara ha kim bir güzelliğe inanıyorlardı. Oysa ki romantizm, estetiğini şahsi duygulara dayatıyordu. O; bir eserin samimi, orijinal olduğu ve onu yaratanın özel varlığına yaraştığı nispette güzel sayılacağına inanmıştır. Bu prensipten birçok neticeler çıkar.

Klasizm bir mukallittir. Halbuki romantik, modele esirliği asla kabul etmez Klasik sanatçılar ; sanatı akla bağlar, duygunun heveslerinden kaçınır. Romantik aksine duygularına teslim olur. Aklın, heyecanı, atılışı öldürme sinden korkar. Klasik sanatçı, Eski devre aşıktır. Orta Çağı küçük görür.

Romantik sanatçılar ise Yunan ve Latin kültürünün uzun baskısından bezgindir. Onun hülyası sevinçle Gotik yüzyılların karanlık çağlarına döner. Nihayet İngres ile Delacroix arasındaki zıtlık bütün şiddetiyle burada meydana çıkar. Klasik, kusursuz çizgiyi, kompozisyonun ahengini arar. Romantik, ifadeli şekil bozukluklarım sever. Fakat sanatçı, Delacroix  gibi büyük bir ressam olmayınca, o zaman, kompozisyon alaca bulaca, muvazenesiz bir şekil alır.

Romantizm Akımının Etkileri

Romantizm akımının en dikkat çekici zaferlerinden biri de tabiat dini idi. Bu dinden, hem 1830 peyzajcıları, hem Fontainebleau mektebi denilen gurup doğmuştur. Bu ressamların birçokları ormanlarda, kırlarda, Paris’in getirdiği şöhrete arka çevirmişler, köylüler gibi yaşamışlar, hayatlarını büyük ağaçların resimlerini yapmağa bağışlamışlardı. Fakat resmin en büyüklerinden olan Corot bu gruptan yetişmiş değildir. O, Fransa’yı ve İtalya’yı baştanbaşa dolaşmıştı. Nerede olursa olsun o her şeyden önce ışığın şairidir. İnce olan bu ışık, sabahın veya akşamın alaca karanlıklarıyla hafifler. Eserlerinde bir Fransız köylüsüne, bir Romalı çobana yahut danseden perilere rast gelince hayret etmemelidir. Zira Corot’ nun görüşü, realiteyi hülyaya çevirir.

Almanya’da Romantizm Akımı

Alman romantikleri içinde “Nazarener” denilen bir okuldan olan Overbeck ve Cornelius gibi ressamlar da yer alır. Bunlar, Ortaçağ dinsel anlayışına, bir sanat eleştirmeni olan Friedrich Schlegel’in önerisi ile önem vermiş bir grupturlar. Aşı­rı dindarlıkları nedeniyle, bulundukları dünyadan yani çağdaş Almanya’dan uzaklaşarak “Lukas Kardeşler” adı altında Roma’
daki San İsidaro Manastırı’na giderler ve bu kentte özellikle Raffaello’nun gençlik resimlerine özenerek yeni- bir dinsel resmi ihya etmeye çalışırlar. Aynı resim anlayışını, İngiltere’de de Preraffaelit’ler denen bir grup ressam benimser. İngiltere’ deki bu grup içinde de Rosetti ve Millais gibi ressamlar yer alır ve dinsel inancın insanı yücelttiğini ima eden yapıtlar yapar­lar.

 

İngiltere’deki Romantik Akım

Ancak, İngiltere’deki romantik akımın esas temsilcileri şuasın­da Constable ve Turner gibi sanatçılar yer alır. Hatta bu sanatçılar Fransız romantik resminden farklı yenilikler de geti­rirler. Bu iki ressamın önce farklı bir manzara resmi anlayışını getirdikleri saptanır. Bu ressamların manzaralarında, Alman ro­mantiklerindeki gibi içe kapanık bir insanın ruhsal durumu yan­sımaz. Bunlar, doğa karşısında edindikleri canlı izlenimlere, do­ğanın ışık ve canlı gerçek renklerine, yani görüntü renklerine bü­yük önem verirler. Böylece İngiliz resminde ilk kez Avrupa’da da adı geçen ressamlar ortaya çıkmaya başlar. Bunlardan Constable, doğa karşısına sehpasını kurar ve doğadan gerçekçi bir tu­tumla ve renkli fırça tuşları ile dolaysız bir gözleme dayanan notlar alır.Böylece, ancak doğa karşısında varılan bir gerçekçili­ğin ve hayalin yer almadığı doğacılığın öncüsü olur. Constable’e değin Avrupa’da yapılan ve birtakım kurallara dayandırılmış ide­al manzara resmi anlayışı, böylece ilk kez yenilenme olanağı bu­lur.

Constable’in görüşü, yani doğa gözlemi, barok anlatımlı man­zaradaki, her şeyi kahve renkleri içinde bütünleştiren, gözlemden uzak, akıldan manzara düzenlemesine de tamamen terstir. Onun yaptığı kır resimlerinde, çimenler ilk kez yeşil olarak, göründük­leri gibi boyanmışlardır. Bu durumu, onun 1824 de Paris’te açı­lan sergisinde ilk fark eden Delacroix olmuş ve “Gerçekten Çimenler Yeşil” demiştir. Kısacası izlenimcilerden önce doğa renklerinin gerçekliğini ilk anlayanlardan biri Constable olmuştur. Çünkü o, sehpasını kıra taşıyor, resmini, doğa karşı­sında algıladığı notlarla yapıyordu. Böylece de güneş ışığının nesne ve canlılar üzerindeki etkisini dolaysız olarak saptamayı amaçladığını gösteriyordu. Bu tutum izlenimcilerden önce yapı­lan en önemli bir resimleme biçimini yaratmıştır. O, bu neden­lerle hem Oelacroix’ya hem de izlenimcilerin “Açık Hava Resmi* ‘nin güç kazanmasına önemli bir öncü olmuştur.

Turner’in Resimleri

Turner de, gene bir çeşit açık hava resmini getirmiştir. Ancak o, Constable’de olduğu gibi resimlerini dolaysız olarak doğa kar­şısında yapmamıştır. Tam tersine, Turner, atölyesine kapanmış ve sezgilerine, aklında kalan kimi gözlemlere ağırlık tanıyarak çalışmalarını yapmıştır. Turner’in resimlerinde yeni olan hava­nın yoğun görüntüsüdür. Yani o da, izlenimcilerden önce, hava yoğunluğunun biçimleri eriten görüntüsünü saptamayı başarmış­tır. Bu nedenle, sonradan İngiltere’ye gelecek olan ilk izlenimci­ler, Constable İle onun resimlerine bakarak izlenimci anlayışın esaslarını ortaya koyacaklardır. Turner, yoğun hava tabakası içinde ışığı göstermeyi de amaç edinmiştir. Böylece onun resim­lerinde yoğun hava tabakası içinde nesnelerin kesin çizgileri eri- miştir. Örneğin “İngiliz Parlemento Binası” adlı yapı- tında, bu durum açık olarak görünür. Turner’in resimlerinde, fır­tınada batan ya da batırılan gemi konuları, hep yoğun atmosfe­rin ve ışığın durumuna göre işlenmişlerdir. Turner’in resmi, bir bakıma nesne-figür anlatımına ters düşen, onları dikkate alma­mayı göz önünde tutan bir anlayışa göre yapılmıştır, denebilir. Bu nedenle, Constable ile Turner’in barok nesne-figür biçimlemeciliğinin tasfiyesinde önemli rol aldıkları kabul edilmektedir.

Romantizm Akımının Önde Gelen Ressam, Heykeltraş ve Sanatçıları

Eugène Delacroix, Ingres, Théodore Géricault, Joseph Anton Koch, James Ward, Gordale Scar, John Constable, J. C. Dahl, William Blake, J. M. W. Turner, Ivan Aivazovsky, William Blake, Karl Bryullov, Hans Gude, John Martin,