Delacroix
Delacroix, tek başına romantizmin içindeki en güzel şeyi temsil eder. İhtiraslı eserlerinde, sinirli tabiatının bütün coşkunluğunu, atılış ve heyecanlarını yaymıştır. Muşamba üzeri ne renklerini, hızlı fırça vuruşları ile atar. (Bu fırçaya klasikler sarhoş süpürge diyorlardı).
İnsanın geçmişine yönelen romantizm, Avrupa’da milli duyguların uyanmasına neden olmuştur. Özellikle romantik ressamlar, Grek sanatının Batı dünyasında uyandırdığı hayranlık nedeni ile Yunanistan’ın egemenlik kazanıp OsmanlI imparatorluğundan kurtulmasında, büyük bir kamuoyu oluşturmuşlardır. Örneğin Delacroix’in “Sakız Katliamı” XIX. yüzyılda büyük heyecan uyandıran yapıtlardan biri olmuştur.
Fransız Romantik Resim Okulunun Esas Temsilcisi Olarak Delacroix
Fransız romantik resim okulunun esas temsilcisi sayılan Delacroix yalnız başına, bu akımın en yetkin yapıtlarını ortaya koymuştur. Gericault ve Delacroix’nın romantik anlatımlı tüm resimlerinde, daima acı bir dramın konu edinildiği gözlemlenir. Hatta bu dramatik duygu, onların tüm portrelerinde bile gözlemlenir. Gericault, Napolyon’un süvari subaylarını, renkli, pırıltılı sırmalı elbiseleri içinde, ya yaralı, ya hücum sırasında şaha kalkmış atlar üzerinde ve barut dumanlarının kararttığı bir atmosfer altında göstermiştir. Ayrıca ünlü yapıtı “Medüse’ün Salı”nda, bir deniz faciası sonrası sala yapışmış insanların ümitsiz dramını konu edinmiştir. Bu resimde çıplak adaleler halindeki bitkin insanların piramidal yığını, insan üzerinde klasisist durgunluktan farklı heyecanlı bir etki uyandırmaktadır.
Delacroix ise, gerek “Sardanapalın Ölümü”, gerek “Hürriyet” ve gerekse, “Sakız Faciası” gibi yapıtlarında, hep aynı dramatik, heyecanlı konuları işlemiştir. Bütün bu yapıtlarda gene dramatik, dumanlı bir atmosfere yer verilmiştir. Delacroix’in tüm portrelerinde de aynı ümitsiz iç çöküntüsü yüzlerde yer almıştır. Bu resimlerde, süratle yapılmış fırça tuşları ve hep aynı renkli, korkusuz boyama dikkati çekmektedir. Onun Cezayir gezisi (1832) bu yabancı ülkenin yağız Arap atlarını, renkli, vahşi, esrarengiz Arap dünyasının mahrem harem hayatını ve diğer açık hava sahnelerini resimlerinde değerlendirmesine neden olmuştur. Atlar, kaplan avları, meydan savaşları, sarhoş, içi içine sığmayan, şair ruhlu bir ressamın psikolojik iç patlamasına olanak veren konular olmuştur.
Delacroix Ne Portreci, Ne Peyzajcı, Ne De Tarihçidir
Tabiata uygun resim yapmaz, tarihi renklerle yetinmez. Ne portreci, ne peyzajcı, ne de tarihçidir. O, resimde bir liriktir. İçinde hareket ettiği alem, kendi canından fışkırmıştır. İnsanlar, eşya, hayvanlar ve bitkiler; ruhunun azabını, muhteşem kara sevdasını aksettirirler.
Eserlerinde zamanının bütün heyecanları, romantik edebiyatı okumasından gelen coşkunluklar, Dante’nin hülyaları, Shakespeare’in yahut Goethe’nin dramları, Walter Scott, Lord Byron sıra ile kendilerini gösterirler.
Kendisi, Rubens’e, Veroneze (Veroneze) ye son derece hayran ve onları incelemiş büyük bir dekoratör idi. Delacroix, sanata. yalnız bilinmeyen şiiri getirmiş değildir. O, resim dilini değiştirerek yeni hassasiyetin en ifadeli bir şekli haline getirecek olan ve o zamana kadar bilinmeyen renk zenginliklerini keşfetmiştir.

