İhtiyaç Değil Etiket, Reklam Nedir? Reklamların İnsanlar Üzerindeki Etkileri

İhtiyaç Değil Etiket, Reklam Nedir? Reklamların İnsanlar Üzerindeki Etkileri

Reklam: İhtiyaç Değil Etiket

Reklam Nedir? Reklamların İnsanlar Üzerindeki Etkileri Nelerdir? Postmodern tüketim toplumunda görünür olmak vazgeçil(e)mez bir ‘olmak’ halidir. Kişi görünürlüğe ancak ürünler/nesneler ile kavuşabilir, yani tüketim çarkında hareket ederek. Neyin tüketileceğim belirleyen ise reklamlardır. Üretilen metaların pazarlanma sürecinde reklam, tüketiciyi yönlendirecek anlamlar oluşturmadır. “Reklam insana asla tek başına seslenmez, onu farklılaştırıcı ilişkisi içinde hedef alır.”  Bu anlamda ihtiyaçlar bireyden markete/ alışverişe doğru bir hareketi değil, üründen bireye doğru bir akışa dönüşmüştür. Bilinmeyen bir şey arzuya yol açmaz. Bu yüzden reklam, ürünü sunarken arzuyu kamçılamayı hedefler. Bireyin yaşamı, ürünlere ulaştığında ve ürünlerle temas ettiğinde gerçekten yaşadığı algısı edinir. Birey bu bağlamda tüketirken veya alışveriş yaparken vardır, bunun dışındaki zamanda sadece uyandırılması gereken, potansiyel müşteri olarak varlık anlamı kazanır.

Reklamların insanlar üzerindeki etkileri nelerdir?

Reklamların insanlar üzerindeki etkileri nelerdir?

Postmodern Toplumda Tüketim Arzusunu Uyandıran Yapılar

İnsan ihtiyaçları sınırlıyken ve üretim modern anlamda bu sınırda yüzerken, postmodern dönemde ürünlerin makyajlanması olarak görebileceğimiz reklamın görüntüyü daha etkin bir şekilde kullanılması ile ekonomik döngüde arz’ın önemi daha çok ön plana çıkmaktadır. Bu noktada moda/popüler kültür (her ne kadar modern bir arka plana sahip olsa da) postmodern toplumda tüketim arzusunu uyandıran yapılar olarak karşımıza çıkar. Moda, bu yanıyla postmodern ‘taklitlerin türediği alandır. Aslında Simmel’in “modanın yerleşmesi için bir araya gelmesi gereken iki toplumsal eğilimden bir yanda bütünleşme, diğer yanda farklılaşma ihtiyacından biri eksik kalırsa, modanın oluşumu gerçekleşmez, hükmü sona erer”  sözü ile ürün reklamlarının dolaşıma girme mantıklarım da anlayabiliriz. (Reklam Nedir? Reklamların İnsanlar Üzerindeki Etkileri Nelerdir?)

Ürünlerin yenilenmesi yeni reklamların piyasada dönmesinin de nedenidir. Bu bağlamda bir yıl, birçok moda dönemini içinde barındırır ki tüketici insan “yıldan yıla, aydan aya, mevsimden mevsime kendini yeniden çevrilmemeyi görev bilmelidir. Eğer bunu yapmazsa, tüketim toplumunun gerçek bir vatandaşı olamaz.”  Tüketim ürünleri böylece sürekli yenilenirken, tüketicileri de kendini yenilemek konusunda uyarır, aksi durumda birey için demode bir yaşam söz konusu olur. (Reklam Nedir? Reklamların İnsanlar Üzerindeki Etkileri Nelerdir?) Moda ürünleri bireye, “kimlik konfigürasyonları” çeşitliliğini sunar.  Böylece birey, olmak istediği kişiyi vitrinden seçtiği kombinasyonlarla elde eder. Ama burada bir tehlike de vardır: kişiyi sürekli değişime iten moda, bireye hastalık derecesinde yerleşirse ki tüketim toplumu bireyi bu noktada hastadır bireyi ürünlerin kölesi haline getireceği kesindir.

Reklam Nedir?Reklamların İnsanlar Üzerindeki Etkileri Nelerdir?

Reklam Nedir?Reklamların İnsanlar Üzerindeki Etkileri Nelerdir?

Reklamların İnsanlar Üzerindeki Etkileri Nelerdir?

Reklamlar kitlenin arzusunu gıdıklayarak modayı belirler ya da moda olması istenen ürünlerin satışını artırır, diğer bir deyişle modanın yerleşmesini sağlar. Reklam mantığı, ürünü, farklı bir amaca ulaşmada zorunlu olduğu fikrini bireye empoze ederek, tüketim arzusunu harekete geçirir: Farklı amaçta kastedilen, örneğin; reklamda cinsel temanın vurgusu gösterilebilir. Postmodern tüketim toplumunda, görüntü egemenliğindeki reklamlar, bu noktada “oluşturulan imajlarda, sembollerde, görüntülerde yansıdığı gibi, arzular insan bedeninin cinsel potansiyeli ile ilişkilendirilmektedirler.”  Libido, diğer anlamıyla, yaşama arzusu, reklam endüstrisinin değişmez zeminidir, böylece bir ürünün kalitesi, yararı değil, sunumu; ifade ettiği anlam bu zemine çekilerek tüketim cazibesi haline getirilir.

Reklam Nedir? Reklam Sosyolojisi

Tüketim toplumunda insanın temel karakteristiği olan tüketerek eğlenme, “işten ziyade, tüketim yoluyla haz elde etmek, tüketim toplumunun ‘eğlence ahlakına göre, en önde gelen ödevidir.”  Bu ödevi yerine getiren, bizatihi alışverişte kendini gerçekleştiren bireylerdir ve onlar sayesinde reklamların hedef kitlesi sürekli genişler. Bu genişlemeyi sağlayan fotoğraf, televizyon ya da internet gibi, kısaca görsel iletişim araçları sayesinde, tüketicide göz aldanması yaratan reklamlarla verilen imaj/imgelerdir. (Reklam Nedir? Reklamların İnsanlar Üzerindeki Etkileri Nelerdir?) Satın alman metalar, imgesel olduğu için hiçbir zaman yeterli tatmin sağla(ya)maz.

Kişinin nesneyi satın alma niyeti, nesneye sahip olduğunda kalmaz. Velhasıl kişi, sürekli bir eksiklik ve doyumsuzluk girdabında tüketim açlığıyla ortada kalır. Bu yüzden her bireyin bir anlamda imgeler çöplüğüne dönüşmüş kimlik artıklarıyla yaşamaya devam ettiğini belirtebiliriz. Reklamlar ve moda sayesinde oluşan markalar, değiştirilebilir kimliklerdir. Bireye verilen tüketilebilir marka kimlikler olarak “gerçek bir tenis ayakkabısı markası, parfüm, otomobil, elbise ve diğer maddi eşyalar ‘kendini ifade etmede’ ve nihayetinde güç ve başarı elde edilmesinde gerekli görülmektedir.” Reklam Sosyolojisi

Reklam Sosyolojisi

Reklam Sosyolojisi

Postmodern göstergelerin ana nüvesi, her şeyin tüketilebilir olması düşüncesidir. ‘Katı’ veya kutsal’ şeyler bile, bu tüketime dahil edilir. Nitekim; dünyevi olan ya da dünyevi olmayan kutsallar, doğrudan veya dolaylı olarak tüketim nesnelerine dönüşebilir. Kısaca; insan yaşamında kullanılan tüm metalar, değerler ve yaşam tarzları, reklam/pazarlama tekniğiyle hep daha iyisi, daha mükemmeli olarak sunulur. Böylece tüketici insan, olmazsa olmaz olan eksiklik duygusuyla, daha iyi veya daha mükemmel olmak için, nesneleri (n hayalini) kendini tamamlamak için satın alır diyebiliriz. Ne var ki bu tüketim döngüsünde, kesinlikle daha iyisi, yenisi hep olacaktır. Bu kapitalist üretim tüketim döngüsünde, mükemmellik’ hep ötede bir yerdedir.

Modernite, Postmodernite ve Bauman, Mehmet E. Şimşek, Belge Yayınları

Yağlıboya Nehir Nasıl Yapılır, Dere Nasıl Yapılır?

Yağlıboya Nehir Nasıl Yapılır, Dere Nasıl Yapılır?

Yağlıboya Nehir Nasıl Yapılır, Dere Nasıl Yapılır ?

Yağlıboya Nehir Nasıl Yapılır, Dere Nasıl Yapılır? Şimdi de bir nehir veya dere kenarı üzerinde biraz duralım. Böyle bir manzarada suyun üzerine yankısını göğün rengi, olduğundan daha koyu görünür. Evler, ağaçlar, dağlar ve çevresinin renkleri de öyledir. Bu arada gümüş şerit gibi bir iki parıltı su üzerindeki bu yankıları keser. Suya baktığımız zaman güneş karşımızda ise, su, havadan daha parlak görülür. Bu parlaklık bize, yani ön plana doğru gittikçe azalır. Ayni zamanda göğün suya vuran aksi de koyulaşır. Suyun hareketi ve kıvrımları, kıyının suya vuran yankısıyla birlikte çoğalır. Bu kıvrımlar ve hareketler resmi boyama sırasında, karışıklık dolayısıyla, çok kere belirtilemiyor. Suya vuran yansımaları resmederken aslına uygun ve doğru olmalarına çok dikkat etmeliyiz. Bir evin kenarları, bir kulenin veya bir ağacın yüksekliği, perspektif bakımdan meydana gelen kısalma ve küçülmeler dairesinde, her iki tarafta da birbirine eşit ve uygun olmalıdır.

Durgun Nehir Arthipo

Durgun Nehir Arthipo

Böyle bir su manzarasını resmederken, teknik bakımdan, tıpkı göğü resmederken yapıldığı gibi hareket edilir. Evde, değişmeyen ışık ve modeller karşısında yaptığımız natürmort çalışmalarında, vazo ve buna benzer modellerin parıltılarını belirtmekte kazandığımız tecrübelerin, parlak su hatlarını resmetmekte de bize çok faydası olur.

Claude Monet Nehir

Claude Monet Nehir

Dere kıyısını boyarken gölgeleri sahilden başlayarak yansımalarına, doğru sürer ve fakat aradaki parıltıları boyamadan bırakırız. Tuvalin rengine beyaz olarak bırakılan bu parıltıların kuvveti sonra gerektiği kadar azaltılır. Yalnız, suya düşen gölgeleri boyarken göğün sudaki akislerini de göz önünde bulundurmak lazımdır. Bu akis bazen kıyının sudaki gölge ve akislerine karışır. Dalgaların hareketine gelince, bunların gölgeli kısımları fırça ile çizilerek, ya parıltılı yerlerinin boyası kurutma kağıdı ile kaldırılıp açılarak bunların her ikisiyle birlikte çalışılarak ışık ve gölgeleri belirtilmek suretiyle ifade edilir. Sığ yerlerde bazen, bizim su sathına karşı olan durumumuza ve ışık vaziyetine göre, suyun dibi de görülür. Yosun veya çamurla kaplı olan bu kısım, şeffaf su tabakası altında belirsiz, dumanlı bir koyuluk gibi, görünür. Göğün aksine kapanan derin yerlerden sığ kıyıya doğru geldikçe sular yeşilimsi, yeşil-sarı, kahverengine çalar sarı ve nihayet toprak sarısı (Ocker) renginde görülür. Çakıllı ve taşlı kıyılar da kurşuni (gri).

Bugünün Sanat Eğitimi Üzerine

Bugünün Sanat Eğitimi Üzerine

BUGÜNÜN SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE

Sanat eğitimi, içinde bulunulan çağın sanatı üe ilgilenir. Bir çağın sanatı, başka çağlarm sanatından farklı özelliklere sahip ise o çağın kendine özgü sanat anlayışım öğreten bir eğitim sistemine de sahip olması gerekir.

Sanat dünyasının bize sunduğu yapıtları incelersek, sanat anlayışlarının her çağda değiştiğini açık olarak görürüz. Sanat anlayışları yalnız çağa göre değü memleketlere, milletlere göre de değişir. Mısır, Hitit, Mezopotamya, Yunan, Roma, Çın, Türk sanatları birbirlerinden çok farklı özellikler gösterdiği gibi, her memleketin her çağdaki sanatı yeni bir dünya görüşü içindedir. Yalnız Fransa’daki resim sanatı, 1850 den sonra çok değişik çehreler göstermiştir. Memleketimizde de durum aynidir. Yalnız Cumhuriyet devrimizde bile, mimarî olsun, resim sanatı olsun ayni görüşte çakılı kalmamıştır.

Şeker Ahmet Paşa çağında, resim sanatı başka görüşte, Çallı ve arkadaşlarının sanatı ise gene başka görüştedir. Çallı İbrahim’in öğrencileri olan «D» Grubu ressamlarının sanat anlayışı, hocalarından ne kadar farklıdır. Kaldı ki Çallı bu ressamlarımızın ayni zamanda hocası idi. Çallı’nın resim eğitimi ile, sonraları akademi öğretmeni olan öğrencilerinin eğitim anlayışı arasındaki fark, ressamlarımızca çok iyi bilinir.

Çallı ve öğrencilerinin eğitim anlayışı

Çallı’nın eğitimi yanlış anlaşılmış bir empressiyonizm ile natüralist bir görüşü amaç edinmişti. Öğrencilerinin eğitim anlayışı ise. Post empresyonizm ve kübist anlayışın bir karışımıdır. 1950 den sonra batı, ekol zihniyetini reddettikten sonra, ferdiyetçi bir laboratuvar araştırmasına yönelmiş ve bunun sonunda saf resim unsurları ile yapılan sentezleri değerlendirmeğe başlamıştı. Bu görüş, akademilerde benimsenince, modern form araştırmaları çalışmalara yeni bir pencere açmıştır. Öyleki bugün, çocukluk çağındakiler hariç batı memleketlerinde yeni, tamamen tasavvuri soyut bir çalışma, çağımız insanının iç dünyasının estetik belgeleri sayılmaktadır.

Sanatın bugün süratle enternasyonal bir sanat dili olduğu üzerindeki görüşler çağımız dünya anlayışının çeşitli vasıtalarla bütün dünyaya yayılmasından ve benimsenmesinden doğmuştur. Bu görüş AICA (Uluslararası Sanat Kritikçileri) VIII kongresinde de paylaşılmış bir görüştür. Buna rağmen bu yeni uluslar arası dil memleketlere göre mahallî bir özellik göstermektedir. Görülüyor ki, günümüz sanatının, kendine özgü görüşüne uygun bir eğitime sahip olması gerekmektedir. Bu eğitim anlayışı vardır ve gittikçe yayılmaktadır.

Doğa resmi ve Sanat eğitimi

Sanat eğitimine değinirken, çok kimselerin üzerinde önemle durdukları başka bir noktayı da açıklamak gerekir. Bugünün soyut resmini yapacak sanatçının muhakkak eski çağlarda olduğu gibi doğadan, figüratif olarak çalışması gerekli midir?

Eski çağlar sanatçılarının daima tabiat karşısında çalışmış olduklarını düşünmek yanlış olur. Tarihte öyle çağlar vardır ki, belli formüller içinde çalışılmıştır . Öyle çağlar da olmuştur ki, doğadan çalışmak bizzat krallar tarafından emredilmiştir. Bir çağın zevki, o devrin çalışma zevkini de göstermektedir.

bugünün sanat eğitimi doğa resmi

Daha çok yakın bir zamanda expressionistlerin gözlerini doğadan ‘ tamamen uzaklaştırdıkları bir gerçektir. Günümüz sanatçılarının artık tabiat karşısında çalıştıklarını gören var mıdır? Bugün plâstik sanatlardaki renklerin doğada olduğunu iddia etmek kimin elindedir. Bu soyut dünya yolunun doğadan geçtiğini iddia etmek her zaman için mümkün olamaz. Ama aşırı bir görüşle doğadan hiç faydalanılamaz demek de doğru olmaz.

Sanat bir anlayıştır. Tasavvuri bir anlayıştır. Bu anlayışın doğa ile hiçbir şekilde ilgisi yoktur. Bugün eğer tabiattan bir çalışma yapılıyorsa bu, tabiattan bir sanat eseri çıkarmak için  değildir. Bu bir intibak kabiliyeti kazanmak için bir çalışmadır. Yani tamamen teknik bir husustur. Bir nevi  yaza tekniğini öğrenmek gibi bir şeydir. Herhangi bir şeyden, bir sanatçı tasavvuru çıkarmak; işte problem  burada yatar. Bu görüşün yalnız tabiattan çıktığını iddia etmek, sanat tasavvurunun hiçbir kaba sığmadığını bilmemek olduğu gibi, sanat tarihinin, kısacası birçok ülkelerin bize sunduğu değişik yapıtları anlamamak  olur. İşte bu değişik sanat yapıtlarının değişik bir dünya görüşünden doğduklarını, bunların ortaya çıkmaları  için o devir dünya görüşünü dile getiren sanatın nasıl öğretileceğini gösteren eğitim sistemleri vardır.

Şunu da bilmek gerekir: Sanatta doğayı gözlem vardır. Gözlem de sanatçıya izlenim sağlar. Fakat sanatçı için önemli olan doğanın desen haline getirilmiş izlenim şeklidir. Ve sanatçıya heyecan veren de kendi tarafından olan idrak şeklidir. Bu izlenim, bugün soyut bir tasavvura ait olmaktadır. Yani sanatçı iç doğasının bir izlenimini tesbit ve kompoze etmektedir. Eğitim de, bu iç doğayı gün ışığına çıkaracak yolu amaç edinmektedir.

Yağlıboya Sonbahar Ağaç Nasıl Yapılır, Ağaç Gövdesi Nasıl Yapılır?

Yağlıboya Sonbahar Ağaç Nasıl Yapılır, Ağaç Gövdesi Nasıl Yapılır?

Yağlıboya Sonbahar Ağaç Nasıl Yapılır, Ağaç Gövdesi Nasıl Yapılır?

Yağlıboya Sonbahar Ağaç Nasıl Yapılır, Ağaç Gövdesi Nasıl Yapılır? Sonbaharda Ağaçlar Coğrafya durumu ve iklim şartlarına göre ekim ayının başında veya ortasında, manzara ressamları için en güzel mevsim başlar. Bilhassa çamlarla birlikte meşe, kayın, huş, kiraz ve saire gibi geniş yapraklı ağaçları bulunan ormanlarda bu mevsimde rastlanan manzara pek hoş ve pek göz alıcıdır. Yapraklanan döken ağaçlar bu mevsimde san, kırmızı ve kahverenginin türlü türlü tonlamayla parlarlar. Bunların arasında bulunan-türlü cinste çam ağaçları ise koyu yeşil renkleriyle bu parlaklığı büsbütün arttırırlar. Sonbaharın bu renk denizi üzerine güneş ışığı da vurdu mu, insan kendini adeta bir masal alemi içinde sanır. Bu renk bolluğunun verdiği zevk ve heyecanla fırçamıza sarılıp resim yaparken zevksizliğe düşmekten ve kağıdımızı bayağı bir alacalı bulacalı hale koymaktan sakınmalıyız. Bunun için en iyi çare, her rengi vururken, kuvvetini ve tonunu yanındaki renklerle ölçerek vurmaktır.

Manzara resimlerinin esas renginde yeşil yerine mavi, kurşuni, san veya kahverengi hakim olmalıdır. Çünkü resme yeşilin hakim olması umumiyetle nahoş bir tesir bırakır. Fakat bunu söylerken, resimde daima sonbahar renklerinin uygun düşeceğini anlatmak istemiyoruz. Ağaçlarda yapraklar, dallar ve bunların arasında da karşı taraftan göğün görülmesine imkan veren boşluklar gibi birçok teferruat vardır. Resim yaparken bütün bunların hepsini noktası noktasına belirtmeye kalkışmak hem imkansız, hem de lüzumsuzdur. Gerçek tabiatla bizim, içine her şeyi sıkıştırdığımız küçücük resmimiz arasında, gayet tabii olarak, büyük ayrılıklar vardır.

Ağaç Gövdesi Çiziminde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Bir çam ağacı uzaktan sivri bir piramidi andırır. Bununla beraber yanlarında bazı girinti ve çıkıntılar vardır. Fakat gözlerimizi yarı kapayarak veya sadece bir tek gözümüzü açarak bakarsak çamın dış yanlarındaki çıkıntıların bizim tasavvur ettiğimiz kadar çok olmadığını görürüz. Bu şekilde ağaç bize daha düzgün görünür. Yabani çam da öyle. Hatta upuzun yükselen kavakların yanları da nispeten pürüzsüz ve düzdür. Serviler ise kavaklardan daha düz görünürler. Bu ağaçlar havada keskin bir siluet gibi yükselirler. Yapraklar ağacın iskeleti, yani gövdesi ve dalları etrafında planlı bir şekilde toplanırlar. Güneş karşısındaki ışık ve gölge, durumlarına göre biz bunları tek tek değil, birbiriyle ilgili toplu kümeler halinde görürüz. Gerek kırlarda, gerekse ağaçlardaki yeşil renk birçok değişik tonlar taşır. Hepsini sadece mavi ile sarının karışmasından çıkan bir yeşile boyamak doğru değildir. Bu fark bilhassa ilkbahardan yaza geçiş sırasında çok açık bir şekilde görünür. Taze iken yapraklar başka bir yeşille görünür, büyüyüp geliştikçe daha başka tonlar alır.

Yaprak yığınları arasında gövde ve dalları kuvvetli, belirli renklerle göstermek hem plastik tesiri yükseltmek, hem de yığın halindeki yaprak kümelerini parçalayıp küçültmek bakımlarından iyidir. Bunu yaparken gene yaş yaş çalışmak ve kaskatı sınırlar koyan koyu renkler sürmemek lazımdır. Hafifle koyu renkler arasında bir geçit, bir kaynaşma olmalıdır. Ağaçlar bizden ne kadar çok uzakta kalırsa, şekilleri de o kadar basitleşir ve yeşillikleri arasındaki farklar da o kadar azalır. Gölgeleri gittikçe mavimtırak bir renk alır ve en sonunda az çok kurşuni renkte bir leke, bir siluet gibi görünür. Arka planda kalan ağaç toplulukları ile geniş orman parçaları bazen koyu mavi bir renge bürünürler. Hatta daha yakınlarda bulundukları zaman, üzerilerine vuran ışığa göre, koyuluk ortasında kırmızımtırak veya kahverengine çalar bir renkte ağaç gövdeleri bile bu mavilik içinde kaybolurlar.

Yağlıboya Çiçek Tabloları Nasıl Yapılır? Yağlıboya Çiçek Yapımı İzle

Yağlıboya Çiçek Tabloları Nasıl Yapılır? Yağlıboya Çiçek Yapımı İzle

Yağlıboya Çiçek Tabloları Nasıl Yapılır?  Yağlıboya Çiçek Yapımı İzle

Natürmort modelleri arasında çiçeklerin de büyük bir yeri vardır. Çi­çeklerin kendilerine mahsus renkliliği ve parlaklığı suluboya tekniğinin renk ahengine pek uygundur. Bilhassa beyaz kağıt üzerine sürülen şeffaf suluboya renklerinin parlak ve tazeliği bu yolda başarı sağlayan başlıca amildir. En basit bir kır çiçeği demeti bile bir şiir tesiri bırakır. Ayçiçekleri, gelinci; der, leylaklar, yıldız çiçekleri ve kasımpatılarından gayet güzel resim­ler yapılır. Sonra, türlü renk ve çeşitleriyle güller vazoda, bardakta, demet veya dalda, bilhassa bir kadın elinde olmak üzere gayet güzel bir resim ko­nusu teşkil ederler.

Resimde eline ve fırçasına hakim bazı ressamlar, çiçek ve saire gibi tez solan modelleri resmederken, şekilleri kağıt üzerine önce sivri uçlu bir fır­ça ile ve modeldeki renklere uygun renkleri çizerler, ondan sonra boyamağa geçerler. Bunun iki faydası vardır. Biri: kağıdın şu veya burasının hangi renge boyanması gerektiği belirtilmiş olur, ki bundan sonra o yerleri model­deki renklerin parlaklığına uygun tonlarla boyamak kolaylaşır, ikinci fay­dası da resmin boyanmasını çabuklaştırmasıdır.

 

Modelde bulunan bardak, kumaş gibi değişmeyen şeyler en son olarak çizilip boyanır. Şimdiye kadar daha yukarılarda da söylediğimiz gibi, suluboya ile boyanan yerler mümkün olduğu kadar bir fırçada ve boyaların parlaklığı bir sürü karıştırmalarla bozulmadan boyanacaktır. Suluboyanın parlaklık ve canlılığı başka boyalarda ve mesela guaşta yoktur. Fakat buna karşı guaşla özel ve samimi ifadeler yaratılabilir. Bilhassa beyaz kağıt yerine uygun renkte başka kağıt kullan­mak suretiyle çok güzel renk ahenkleri ortaya konur. Bu sebeple bu her iki boya ile her iki teknikte çalışmak, yavaş yavaş sıra ile bunların her ikisini de kullanmaya alışmak iyi olur.

Yağlıboya Çiçek Resmi Nasıl Yapılır ?

Yağlıboya Çiçek Resmi Nasıl Yapılır ? Koparılmış çiçeklerden başka saksıdaki çiçekleri de model olarak kul­lanabiliriz. Bilhassa sıcak yaz günlerinde bunları kullanmak daha faydalı olur, çünkü solmaz ve bozulmaz. Model olarak mesela saksı içinde bir beyaz çuha çiçeği seçelim . Bu çiçeğin üstte bol çiçekli birkaç, sapı, altta da çelenk gibi dizilmiş gür ve kuvvetli yaprakları vardır. Bu saksıyı pencere önüne göğe mürtesem düşecek şekilde koyarsak ancak siluet gibi görürüz, bu durumda renkleri iyice belli olmaz. IV numaralı resimde fotoğ­rafı görülen çuha çiçeğinin renkli resmi, soluk çiçek rengi ipek bir zemin ile yeşile çalar kahverengi kadife fon üzerinde yapılmıştır. Resim kareye ya­kın bir dört köşe içine alınmış ve ışık da soldan gelmiştir.

Model önce kurşun kalemle çizilmiş, sonra çiçeklerin çizgileri üzerinden fırça ile ve hafif bir kurşuni renkle geçilmiştir. Bunun sebebi, yukarıda da belirtmiş olduğumuz gibi, hem çiçekleri fondan ayırmak, hem de gölgeli kı­sımları belli etmektir. Bundan sonra en çok iki veya üç renk karıştırmak suretiyle resim boyanmıştır. Böyle bir resim eğer renkli kağıt üzenine yapı­lacaksa, renkleri hiç karıştırmadan kullanmalıdır. Çünkü kağıdın kendisi de sürülen boyalara bir renk olarak tesir eder ve bu tesir, kağıda sürülen bo­ya kuruduktan sonra belli olur. Kağıdın yaşlığı da renkleri ayni şekilde değişik gösterir. Buna göre mesela kağıda sürülen saf bir kobalt mavisi kurşuniye çalar bir renk alır; “Paynes” kurşunisi de donuk ve siyahımtırak görünür. Renkler üzerinde bu sebepten meydana gelen değişiklikleri an­ladıktan sonra, kağıda süreceğimiz her rengin kuruduğu zaman daha açı    görüneceğini hesaba katmamız ve ona göre kullanmamız lazımdır.

Resimde parlak ve beyaz gösterilmesi gereken yerlerin boyanmasını en sonraya bırakmalıdır. Resimdeki ayrı ayrı parçaların bütün içinde plastik yani müces­sem görünmesine de dikkat etmemiz gerektir. Yukarıda sözü geçen resimde çiçek sapları ve yapraklar açık kadmiyum sarısı ve krom oksidi yeşili ile, gölgeler de veronez yeşiliyle boyanmıştır. Saksı ve altlık için yanık Siena toprağı, çilek rengi altlık kumaşın başlıca gölgeli yerleri için kadmiyum tu­runcusu ile veronez yeşili karışığı kullanılmış, fonun koyu gölgeli yerlerine demir oksidi kırmızı (caput mortum) katılmıştır.

Yağlıboya Çiçek Resmi Yapılırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Yağlıboya Çiçek Resmi Yapılırken Dikkat Edilmesi Gerekenler Resimde, fazla sert ve koyu boyanmış yerler varsa fırça ile boyalarının fazlasını alıp o yerleri yumuşattıktan ve diğer bazı yerlerde, mesela saksı ile alt bağı arasında, yaprak katları aralarındaki gölgeli yerleri kuvvetlendirdikten sonra kapatıcı boyalarla son renklerin vurulmasına geçilmiştir. Bu işe ilk önce modelin en ilgi çeken yerinden, yani çiçeklerden başlanmış ve bunlara gayet hafif, şef­faf bir beyaz sürülmüştür. Bu boya sürülürken en parlak ve en açık görün­mesi gereken yerler boyanmamıştır. Sürülen boyalar üzerinde kağıdın tesiri burada da görülür. Bu yolda, yani boyalarla kağıt renginin birleşmesiyle çok zarif tonlar elde edilir. Gayet az miktarda sarı ve mavi de katılmak suretiyle bu tonları sıcak ile soğuk arasında değiştirmek mümkündür.

Biraz şeffaf olarak sürülen bu kapatıcı boyalar en açık yeklerle bir az daha koyu ışıklı yerler arasında bir geçittir. Yaprakların, sapların, işaret etmiş olduğumuz gibi, üst üste birçok boyalar sürmek suretiyle renklerin şeffaflığını bozmamak ve her sürülen boyanın kuruduktan sonra yaşken gö­ründüğünden daha açık bir renk alacağını unutmamak lazımdır. Arkadaki kadife kumaş üzerine hiç beyaz boya vurmamak ve kağıdın da renginden faydalanarak sadece suluboya ile boyamak daha iyi olur. Böylece fon, ren­ginin kuvvetine rağmen, öne doğru fırlamış olmaz.

Yağlıboya Çiçek Resmi Yapılırken Guaş Tekniği Yardımı

Yağlıboya Çiçek Resmi Yapılırken Guaş Tekniği Yardımı kullanılabilir. Bu türlü resimlerde guaş tekniğiyle çalışmak bize başka imkanlar verir. İstediğimiz her türlü renk özellikleri üzerinde durabiliriz. Yalnız, bu yolda çalışırken incecik bir fırça ile lüzumlu lüzumsuz her türlü teferruata girişmemek lazımdır. Mesela bu saksıda arkaya dönük çiçeklerin bir kısmını, kurşuniye çalar düz beyazla boyayıp geçeriz. Böylece bunlar fondaki yeşilimsi, sarı kahverengi tona daha uygun olurlar. Zaten saksıyı çiçekler, yapraklar diye ayrı ayrı parçalar halinde görmeye kalkarsak bu parçalar için de de ayrıca birçok kısımlar görürüz. Halbuki yapraklar ve çiçeklerle birlikte bütün saksıya bir bütünmüş gibi bakarsak o zaman çok ışıklı olan bu sebeple iyice beliren birkaç yeri ayrı ayrı fark eder ve geri kalan öteki kısımları ise bütün içinde erimiş, kaynaşmış olarak görürüz. Çiçekler ve çiçeklerin beyaz rengi için durum böyle olduğu gibi yapraklar ve yeşil renkler için de mesele aynıdır.

Yaprakların bir kısmı gerek şekil, ve gerekse renk bakımından daha iyi belirdiği halde diğer bir kısmı sadece bütünün İçinde bir parça gibi görünür. Modelde, ön planda ayni şekilde ve ayni değerde görülen kısımlar esas olarak ele alınır, ötekileri buna göre geriye doğru sıra­lanır ve hepsi birlikte resmin derece derece plastik, yani mücessem, kabartma olarak görülmesini sağlarlar. Boyarken, çiçeklerde olduğu gibi, yaprakların altlı üstlü sıralanışında da açıktan başlayıp koyuya doğru gitmek lazımıdır. Kuruduğu zaman koyu ve donuk değil, açık görünmesini istediğimiz yerlere, beyaz karıştırırız. Bunu da kağıt ıslakken önce hafif süreriz, sürülen bo­yalar kurumak üzere iken daha koyu olarak bir kere daha ayni rengi vuru­ruz. Kağıdı kurutmadan yaş yaş çalışabilmek için kağıdın arkasını tekrar tekrar süngerle ıslatmak gerekir, kağıdın arkası açık değilse o zaman bir püskürgeç kullanılır. Fakat bunu kullanırken kağıda çok fazla yaklaştırma malıyız. Çünkü kağıda düşen su damlaları birer leke gibi görünebilir.