Maurice Utrillo (1883 – 1955)
Ben deli değilim, alkoliğim. Maurice Utrillo Post Empresyonist (Art İzlenimci)
Maurice Utrillo Çocukluğu
“Litirillo! Litirillo!”
Çoluk çocuk herkes peşine düşmüştü Utrillo’nun. Hepsi alay ediyordu onunla. “Utrillo!” diye bağırıyorlardı. Gülüyorlardı. Montmartre’da sık sık oluyordu bu. “Litrillo” diyorlardı ona “Litrillo” diyorlardı ona. Çünkü Utrillio çok uyuyordu. Halk arasında litre anlamına litrillo ve litre deyince biraz da şarap geliyordu akla içki geliyordu Kısacası Utrillo o gün gene körkütük sarhoştu. Bütün meyhanelerden boğuluyordu Utrillo. Ama gene de bir yolunu buluyor içiyordu.
“Litrillo! Litrillo!”
Çoluk çocuk peşine düşmüştü Utrillo’nun. Korkunç gerçek dış, bir baskı yapıyorlardı Utrillo’nun üzerinde. Ve Utrillo kötü kotu bakıyordu onlara. Koca koca adamlar da vardı peşine düşenlerin arasında. Çok zaman keçileri kaçırıyordu Utrilla üstüne düşenlerin üzerine atılıyordu. Bir kavga. Bir gürültü. Polisler yetişiyordu olay yerine. Krakola götürüyorlardı Utrillo’yu o zaman Utrillo gözyaşlarını tutamıyor, sarsıla sarsıla, kana kana ağlıyor, basını duvarlara vuruyordu.
“Şeytanım ben” diye bağırıyordu. Utrillo. “Şeytanım ben! Annesine eziyet eden sefil bir sarhoşum ben!”
Olayı duyan annesi hemen karakola koşuyordu. Evine götürüyordu Utrillo’yu.
Utrillo’nun Efsanesi ve Yaşantısı
Daha sonraları ünlü Fransız ozanı ve romancısı Francis Carco “Utrillo’nıın Efsanesi ve Yaşantısı” .adlı bir kitap yayınladı. Külhanbeylerin yaşantısını olduğu kadar ressamların yaşantısını da yankından izleyen Carco Utrillo ile birçok defalar konuşmuş, ressamı incelemişti. Utrillo Francis Carco ya:
“Ben deli değilim, hiç bir zaman da delirmedim” demişti.
“Çok içtiğim için korkunç sinir buhranları geçiriyordum yalnız. Deli miydim diyorsun sen? Doğru değil bu. Deli olsaydım şimdi burada olur muydum?”
.
Ama kitap yayınlanınca Utrillo odasına kapandı. Kapısını kilitledi. Her zamandan büyük bir kriz geçirdi. Ressam o gün küçük küçük kâğıtların üzerine şunları yazarak pencereden attı: “Bay Carco benim deli olduğumu söylüyor. Ben deli değilim. Alkoliğim.”
Utrillo’nun Alkolikliği
Deli değildi Utrillo. Alkolikti. Bu yüzden geçiriyordu delirt um krizlerini. Akıl hastalarının bakıldığı kliniklere tam on bir defa girdi çıktı Utrillo. Bir defasında Picpus’teki akıl hastanesine zor kullanılarak kapatıldı Utrillo. Bu hastaneden kaçtı GD dip Modigliani’yi buldu. “Bakalım kim daha fazla içecek” diye iki ressam bahse tutuştular. O geceyi Montparnase’daki meyhanelerde geçirdiler. Meyhanenin birinde ikisi de öylesine sarhoş olmuşlardı ki durmadan bağırıyorlar ve içki kadehlerini kırıyorlardı Polisler Utrillo’yu yakaladılar ve bu defa “tehlikeli deli” damgası vurularak kapatıldı hastaneye Utrillo. Bunun dışında ressam her zaman kendi isteğiyle hastanelere girmiş ve kendini baktırmıştır.
Neden Utrillo’nun sarhoşluğu, alkolikliği üzerinde böylesine durduğum belki yadırgatabilir okuyucuyu. İçkinin yalnız kişiliği ve yaşantısıyla ilgisi olaydı belki durmazdım bu konunun üzerinde. Ama Utrillo’nun sanatı, yaratıcılığı doğrudan doğruya içkiyle ilgilidir. İçkiyle de değil, “aşırı” içkiciliğiyle, deliliğe götüren alkolik]iğiyle ilgilidir.
1924 yılından sonra Utrillo’nun resimleri çok para etmeğe başlamıştı. Resim satıcıları, resim meraklıları kapışıyorlardı tablolarını, Hele yaşantısının son on yılında akıllı uslu bir insan olmuştu Utrillo. Artık zengindi. Ve tam bir “küçük burjuva” yaşantısı içinde geçiriyordu günlerini.
Utrillo’nun “Beyaz Dönemi’
Şimdi geriye dönelim ve özellikle 1908-1914 yılları üzerinde duralım. Bu dönem Utrillo’nun “beyaz dönemi’’dir. En güzel, en şiirli tabloları bu dönemdeki yapıtlarıdır. Utrillo o yıllarda bir •iadeli içkiye bir tablo yapıyordu. İçiyor içiyor yerlere yıkılıyor, fırçalarını eline alıyor resim yapıyor, gene durmadan içiyordu, içki içmek resim yapmanın “bedeli” gibi bir şeydi onun için. Bir cehennem yaşantısı içindeydi Utrillo. İçki içiyor resim yapıyordu. Resim yapıyor içki içiyordu. Bunun dışında değer verdiği bir tek pey vardı: Annesi Suzanne Valadon. Hatta denebilir ki annesine çok zaman içkiden de resimden de çok değer veriyordu.
Suzanne Vaiadon büyük bir ressamdı. Gerçekten büyüktü. 26 Ekim 1883 tarihinde dünyaya getirdiği oğlunun eline fırçaları, boyaları veren kendisiydi. O yıllarda adı Marie Cementine Valadon olan bu kadın çok güzel bir kadındı. Bir cambazhanede akrobatik numaralar yaparken ayağı kırılınca modelliğe başlamıştı. Puvis de Chavannes, Renoir, Toulouse Lautrec gibi bir çok ressamın beğendiği modeldi Suzanne. Sonra modelliği bırakıp resim yapmaya başlamıştı.
Maurice Utrillo’nun Serkeş Arkadaşları
Suzanne Valadon’un resim sanatında kendine göre önemli bir yeri vardır. Bunun yanında aşkları, tutkuları, bohem yaşantısı da çok ilginçtir. Maurice’i dünyaya getirdiği zaman Suzanne on altı yaşındaydı. Suzanne Valadon’un yaşantısını inceleyen birçok Araştırmacıya göre Maurice’in babası Boissy adında bir alkoliktir. Daha sonraları Suzanne, Miguel Utrillo adında bir İspanyol eleştirmecisiyle yakınlık kurmuştu. Bu adam 1890 yılında Maurice’i resmen evlat edindi.
Daha sonra Suzanne, Mousis adında bir adamla karıkoca gibi yaşamaya başladı. Mousis Maurice’i yanında istemiyordu ama Suzanne de oğlundan ayrılmıyordu. Suzanne bu adamla evlendi ama bir kaç yıl sonra boşandı. Oğlu Maurice gece gündüz içiyordu. 1909 yılında Montmartre’da bir meyhanede Andre Utter adında bit ressamla tanışmıştı Maurice. Utter o tarihte Picasso’nıın da yakın arkadaşıydı. Bir gece Utrillo gene körkütük sarhoştu. Utter götürdü onu evine. Suzanne’la bu ressam orada karşılaştılar. Ve o gece Suzanne’la Utter arasında bir yıldırım aşkı doğdu Utter evde kaldı ve bir daha da Suzanne’dan ayrılmadı. Ve böylece korkunç bir üçlü çıktı ortaya: Valadan-Utter-Utrillo üçlüsü. Bu ikçiler yıllarca ve yıllarca burun buruna yaşadı. Utter yeteneksiz bir ressamdı. Ama Suzanne’dan yirmi bir, Utrillo’dan da üç yaş küçüktü. .
Utrillo Tabloların Satılmasıyla Zengin Bir Adama Dönüşüyor
Daha yukarıda da belirttiğim gibi 1924 yılından sonra Utrillo’nun tabloları çok para getirmeğe başlamıştı. Suzanne Valadon’un tabloları zaten satılıyordu. Ana-oğul ikisi de zengin olma yolundaydı. Ama Suzanne yaşlanıyordu. Bir yandan Andre Utter’in aşkını yitirmekten korkuyor, bir yandan da ölmeden önce oğlu Maurice’in evlenerek bir yuva kurup rahata kavuşmasını istiyordu.
Valadon artık zengin hem de ünlüydü. Bir şato satın almıştı. Para su gibi akıyordu. Suzanne ile Utter büyük aşkın sürmesine karşın sık sık kavga ediyorlardı Tabaklar, bardaklar sık sık kırılıyordu, Bohem yaşantısı sürüp gidiyordu. Utrillo içiyor, resim yapıyor, içiyor, resim yapıyordu. Zaman zaman krizleri tutuyor. Mobilyaları, camları kırıyordu. Ve bütün bunlar sürüp giderken ünlü Fransız devlet adamı Edouard Herriot 1928 yılının Temmuz ayında Legion d’honneur nişanı verdi. Bu önemli olaydan sonra “Hiç olmazsa bundan böyle bana deli diyemezler, dedi.
Suzanne altmışındaydı. Sağlık bakımından pekiyi hissetmiyordu kendini. O sıralarda Pauwels adında Belçikalı bir bankacıyla karısı Suzanne’nin evine sık sık gelerek Valadon’un, Utrillo’nun yapıtlarını izliyorlardı. Resim meraklısı olan bankacı Suzanne’ın tablolarını satın alıyordu. Bir gün bankacıyla karısı evlerinden ayrıldıktan sonra Utrillo annesine:
“ Bana Bayan Pauwels gibi bir kadın bul…” dedi.
Gerçekte bankacının karısı zavallı Utrillo’ya gizliden gizliye hayranlık duymaktaydı. Bankacı Pauwvels 1982 yılında ölünce Valadon öylesine ustaca bir dolap düzenledi ki en sonunda bankacının güzel dul karısıyla Utrillo birbirlerinin kollarına düştüler. Dul Bayan Pauwels’le Maurice Utrillo 1915 yılında evlendiler. Ve bu olaya bütün sanat çevreleri şaştılar. Utrillo elli iki yaşındaydı. Suzanne Valadon üç yıl sonra öldü.
Utrillo için yeni bir yaşantı başlıyordu. Ve ressam son soluğuna kadar çalıştı. Ama bütün tabloları “beyaz dönenimdeki ustun yapıtlarının birer gölgesinden başka bir şey değildi.
Frank Elgar’ın Maurice Utrillo ile İlgili Düşünceleri
Yapı ustası olarak. Utrillo’nun binaları toprağa sımsıkı oturmuştur, katedralleri göğe doğru cesurca yönelir. Mimar olarak rıhtımları, sokakları, bulvarları şaşmaz bir perspektife göre ufka doğru uzanır. Renk ustası olarak tonlar, değerler ve tablonun havası arasındaki ilişkiler yerli yerindedir. Süt rengi beyazları , düzenli grileri, soluk mavileri, tatlı yeşilleri, parlak kırmızıları, yumuşak siyahları incelemeğe meydan okurlar.






