Edgar Degas Kimdir?

Edgar DEGAS “Desen biçim değildir, biçimi görme yoludur.” diye anlatmıştır resim sanatına bakış açısını.

19 Temmuz 1834 tarihinde Pariste doğan Edgar Degas yaptığı bir kaç gezinin dışında ömrünün sonuna kadar Montmartre’da yaşadı. Babası bankacıydı- Degas’nın asıl adı Edgard Hilaire Germain de Gas idi. Ressam 1873 yılına kadar tablolarına De Gas imzasını attı. Çocukluğu ve ilk gençliği büyük bir mutluluk içinde geçti. 1853 yılında Hukuk Fakültesine yazıldı ama sadece yazılmakla kaldı çünkü Üniversiteye ancak bir kaç defa uğradı.

1856-1857 yıllarında Degas İtalya’ya gitti. O zamanlar bir sanatçının oluşumu bakımından bu ülkeye gitmesi zorunluydu. 1862 yılına kadar Degas’ın çalışmaları araştırmalarla geçti. Büyük ressam İngres’in etkisinde resimler yapıyor. Louvre’a giderek Velasquez gibi büyük ustaların tablolarını kopya ediyordu.

Edgar Degas Kimdir

1862 yılında Manet ile dostluk kuran Degas ilk atlarını ve jokeylerini yaptı. 1865 yılında ise tarihsel konuları bir yana bırakarak portreler yapmaya başladı. Kendisi gibi burjuva olan Manet’nin genç ressamlar arasında büyük bir ünü vardı. Gelecek yıllarda empresyonist (izlenimci) adı altında tanınacak olan ressamları Degas’a Manet tanıttı. Bütün bu ressamlar Paris’te Clichy alanının yakınındaki Guerbois kahvehanesinde toplanıyorlardı. Degas, Zola ve Duranty ile de aynı yıl tanıştı.

1870 savaşına Paris kuşatıldığı sırada katılan Degas 1872 yılında kardeşi René ile beraber New Orleans’a gitti. 1873 Nisan’ına kadar orada kaldı. Ünlü “Pamuk Bürosu” ve “Vazolu Kadın” tablolarını New Orleans’ta yaptı.

Edgar Degas Hayatı

Edgar DEGAS ‘ın duygusal yaşantısı ömrü boyunca bir sır olarak kalmıştır. Son soluğuna kadar bekar yaşayan Degas’ın en ufak bir aşk serüveni bile geçirmediğini bu büyük ressamın yaşamını inceleyenler doğruluyorlar. Oysa Degas’ın fizik bakımından her hangi bir noksanlığı ya da sapıklığı yoktu. Resme tutku ile bağlanan Degas bütün duygularını bu alanın dışında bırakmıştı. Ressamın aşkla, kadınla, evlenmeyle ilgilenmemesi ancak resim tutkusu ile açıklanabilir.

Edgar Degas Hayatı

Degas: “Aşk var, yapıt var, insanın da tek bir kalbi var” diyordu. Zaman zaman da: “Görevimle tek başıma kalmalıyım” diyordu. Ünlü tablo satıcısı Ambroise Vollaid bir gün Degas’a neden evlenmediğini sorunca ressam şu karşılığı vermiş:

“Bir tabloyu bitirince karımın: “Aman ne güzel şey bu resim” demesinden çok korkuyorum!”

Degas’ın Kadın Düşmanlığı

Ama bütün bunlar Degas’ın kadın düşmanlığını açıklamaya yetmez. Belki de ressam ilk gençliğinde bir aşk serüveni yaşamış, bu da onu hayal kırıklığına uğratmıştır. Olabilir. Belki de ressamın yaşamını incelemeyi sürdürenler bir gün bunu ortaya çıkaracaklardır. Şimdilik Degas’ın bu yönü aydınlığa kavuşmuş değildir

Oysa bu kadın düşmanı çağdaş resmin en güzel kadın portrelerinden bir kaçını yapmıştır.

Edgar Degas, Empresyonist Ressamlarla Birlikte

1873 yılında Fransa’ya dönen Degas’ın ilk işi Guerbois kahvehanesine gitmek oldu. Gene aynı ressamlar orada toplanıyorlar, uzun sanat tartışmaları yapıyorlardı. Ve bu tartışmalar empresyonist akımını ortaya çıkarmak üzereydi. Ama Degas bütün benliğiyle bu ressamların yanında değildi. Bir yandan bağımsızlığına bağlıydı bir yandan da bu ressamlarla birlikte tablolarını sergileyecek olursa uğrayabileceği başarısızlığı düşünüyordu: Bu ressamların hepsi devrimciydi, bir türlü kendilerini halka ve hükumet yetkililerine kabul ettiremiyorlardı.

Ressam Edgar Degas Ünlü Resimleri, Tabloları

Oysa sonradan empresyonist adı altında ün kazanacak olan ressamlarla Degas’ın bir ilgisi yoktu. Onlar ışığa ve canlı renklere doğru eğiliyorlardı. Eski “ustaların ’ denge ve mantığına sıkı sıkıya bağlı kalan Degas ise insanlarda ve eşyalarda değişmezliği ve sonsuzluğu arıyordu.

Pissarro ya da Renoir sırtlarında boya kutuları olduğu halde kan ter içinde Guerbois kahvehanesine döndükleri zaman açık havada rüzgarın altında nasıl resim yaptıklarını anlattıkça Degas: “Amma yaptınız ha! Sanat spor değildir!” diyerek onları bozuyordu.

Ama sanat anlayışına uyuşmazlığına karşın Degas gene de tablolarını bu ressamlarla birlikte sergiledi. Çünkü ressam akademiye karşı resimde bir yeniliğin yapılması gereğini duymaktaydı. Bunun da çeşitli eğilimdeki ressamların bir araya gelmesiyle gerçekleşebileceğini biliyordu. Degas bu ressamların sergilerine katılmakla kalmadı aynı zamanda bu topluluğun başına geçti. Degas, ressam grubunun başına Monet’nin geçmesini istiyordu. Ama Monet’nin bu toplulukta kişiliğini de resimlerini de hiç sevmediği biri vardı: Paul Cézanne.

İlk Sergide Eleştiriler Başlıyor

Bu ressam topluluğunun ilk sergisi 15 Nisan 1874 tarihinde büyük fotoğrafçı Nadar’ın atölyesinde açıldı. Çok büyük bir tepki yarattı sergi. Tabloları seyredenlerin kimi alay ediyor kimi küfrediyordu. Eleştirmenler bir tek Degas’yı hırpalamadılar. Ama bu uzun sürmedi. İki yıl sonra açılan ikinci sergiye Degas yirmi dört tablo ile katılmıştı. Zamanın ünlü sanat eleştirmenlerinden Albert Wolff “Le Figaro” gazetesinde Degas’nın tutar yanını bırakmadı. Wolff şöyle yazıyordu:

“…Bay Degas’ya haksız olduğunu anlatmaya bir deneyin isterseniz. Sanatta adlarına desen denen, renk denen, yaratma, irade denen bazı özellikler bulunduğunu söyleyin kendisine. Yüzünüze gülecek ve size gerici diyecektir.”

Ama Degas hazırcevap bir adamdı. Çevresindekilerin hepsi onun alaylı, iğneli sözlerinden çekinirlerdi. Ressam, Wolff’a karşılık vermekte gecikmedi. Wolff fizik yapısı bakımından biraz maymuna benziyordu. Gazetedeki eleştirmeyi okuyan Degas:

“Nerden anlasın adamcağız bu tabloları! Ağaçtan ağaca geçerek Paris’e gelmiş!”

1880 yılında İspanyaya bir gezi yapan Degas orada hiç resim yapmadan Fransa’ya döndü, empresyonist grubun 1886 yılındaki sekizinci ve son sergisine “Çıplak Kadınları” ile katıldı.

Degas’nın kadın düşmanlığı ve aynı zamanda kadın biçimlerine alan eğilim ve tutkusu bu tablolarda en yüksek noktasına ulaşmıştır. Bu çalışmalarıyla ilgili olarak ressam yakın dostu İngiliz yazarı George Moore’a şu açıklamayı yapmıştı:

“Kadınlarım basit, namuslu kişilerdir. Fiziksel uğraşlarından başka bir şey düşünmezler. İşte ayaklarını yıkayan şu kadına bak, sanki anahtar deliğinden seyrediyormuş gibiyim…”

Edgar Degas Heykelleri

Gözleri gittikçe bozuluyordu Degas’ın. 1902 yılında yağlı boya resim yapmayı kesinlikle bırakmıştı. Degas yavaş yavaş kör oluyordu. Bir gün poz süresi bitince atölyesindeki bir model:

“Olmadı Bay Degas, burnumu dümdüz yapmışsınız, Oysa ben kalkık burunluyum!” diye bağırdı.

Yaşlı ressam her şeyin bittiğini anlamıştı. Bunun üzerine Degas pastel kalemleriyle füzenlerini de bıraktı.

Yalnız heykel yapıyordu. Gözlerinin görmemesine karşın Degas’nın heykelleri çok değerli sanat yapıtlarıdır. Özellikle Renoir bu heykelleri üstün yapıtlar olarak benimsemiştir. “On Dört Yaşında Küçük Dansöz” heykelinin dışında Degas’nın heykellerine yapı bakımından heykelcik demek daha doğru olur çünkü bunların yükseklikleri 12-30 santimetre arasındadır.

On Dört Yaşında Küçük Dansöz

Ressam Edgar Degas Hayatının Son Dönemi

Degas 27 Eylül 1917 tarihinde öldü. Ressamı Montmartre mezarlığına gömdüler. Savaş yüzünden gömme töreninde bir kaç dostundan başka kimse yoktu. Işığa gözleri kapanan Claude Monet de bunlar arasındaydı.

Edgar Degas Resimleri, Eserleri, Sözleri, Hakkında Söylenenler

Ölümünden bir kaç ay önce yakın bir arkadaşına Degas: “Mezarımın başında dua okumasınlar, sadece: “Her şeyden önce resmi severdi” desinler, o kadar yeter” demişti.

Degas’nın Camondo koleksiyonundaki tabloları ölümünden üç yıl önce Louvre’a girmişti. “Dansözlerin ressamı” henüz yasarken “ustaların” yanında yer almış oluyordu.

Edgar Degas Resimleri, Eserleri,

CHARLES BAUDELAIRE: “İnsan vücudunu maddesel bir düzen gibi, hareketin de eklendiği güzel bir mimarlık yapıtı gibi severdi”

FRANÇOIS MATHEY: “Degas’da virtüözlük vardır ama tatmin olmamış sanatçı yönü daha da ağır basar. Yeni yöntem araştırmalarına yönelir. (…) Atak olduğu kadar garip olan görüş açısı hareketi havada yakalar. Deseni bir eylemdir: Mime benzer.”

AMBROISE VOLLARD: ‘‘Bir resim meraklısı Degas’nın atelyesini görmeği çok istediğini söylemişti bana.

“Degas’ya götüreyim sizi, dedim.”

Adam sevincinden yerinde duramıyordu.

“İzin verirseniz bir arkadaşımı da “yanıma almak’’ istiyorum, dedi.

Sözünü ettiği adam da gelince hayır diyemedim. Sonra başka biri daha geldi. Sonra bir kişi daha geldi. Dört kişi olmuşlardı. Adamlardan biri karısını da getirdi. Biri de iki arkadaşını getirince sonunda yedi kişi olduk.

Degas sofradan henüz kalkmıştı, içeri ilk ben girdim. Ötekiler kapının önünde durdular. Durumu kendisine anlattım. Degas beni “benzetmek” için tam ağzını açıyordu ki caydı, istediği zaman son derece terbiyeli olan ressam insanların kapısında beklemesini boş karşılamadı ama kapıyı açmaya giderken de bana:

” Sonra mağazanıza uğrarım. İki çift sözüm olacak size”, dedi. ,

Doğrusunu söylemek gerekirse Degas’nın “konukları” ile ilk dakikaları oldukça soğuk geçti ama ben Durand-Ruel’in önünden geçerken bir “açık hava” sergisi gördüğümüzü söyleyerek sözü başka yöne çevirdim.

“Bana impressionniste’lerden söz etmeyin,” diye bağırdı Degas:

Resim meraklılarından biri:

“Durand-Ruel’de Monet’nin tabloları da var ama Bay Degas!” dedi.

Degas:  “Monet’nin kendisini de gördüm orada,” dedi. Monet’’ye: “Ben gidiyorum, tablolardaki su yansımaları gözlerimi bozuyor…” dedim. Sanki her yönden rüzgâr esiyor gibiydi. Biraz daha kalsaydım ceketimin yakasını kaldıracaktım…

Başka bir resim meraklısı:  Öyle ama Bay Degas, açık havada resim yaptığınız zaman siz de böyle yapmıyor musunuz? Bay Rouart’da gördüğümüz Plaj tablosunu açık havada yapmadınız mı?

Degas: Gayet basit, diye karşılık verdi. Yün örtümü atölyede yere yaydım. Modelimi üstüne oturttum… Tablo dediğiniz odada bir yere asılmak için yapılır: içerinin havası dışarının havasıyla aynı mıdır?

Pin It on Pinterest