Auguste Renoir 

Ressamın paleti bir anlam taşımaz Her şeyi yapan gözüdür.  Auguste Renoir
Auquste Renoir (1841 -1919)

Auguste Renoir’in Hayatı

Auquste Renoir

Auquste Renoir

Renoir 25 Şubat 1841 tarihinde Limoges’da dünyaya geldi. Ba­bası terziydi. Renoir dört yaşındayken aile Paris’e taşındı. Babası Paris’te çok para kazanacağını umuyordu. Ama kısa süre içinde hayal kırıklığına uğradı. İlkokula giden küçük Auguste Renoir ödev defterlerine bir takım insan resimleri yapıyor, bu yüzden de öğretmenlerinden cezalar alıyordu. Ama müzik öğretmeni ay­nı sertliği göstermiyordu. Hatta otuz yaşlarındaki bu öğretmen çocuğun evine bile giderek bu konuda babasıyla konuşmuştu.

Ter­zi:

“Müzik güzel bir şey efendim” demişti. “Ama oğlum re­sim de yapıyor. Annesiyle ben zaten bu konuda bir şeyler düşünü­yoruz!”.

Müzik öğretmeni merakla:

“Ne düşünüyorsunuz?” diye sormuş.

” Biliyorsunuz biz porselen memleketi Umoges’dan geli­yoruz… Oğlumuz porselen üzerine resim yapacak. Bundan daha ince bir meslek olabilir mi?’

“Muhakkak ama müziğe karşı da eğilimi var çocuğunuzun, “bunu düşünmediniz mi?”

Bir yandan da Bay Ingres gibi keman çalar ne yapalım !’*

Öğretmen ısrar etmedi. Zaten terzi iğnesini eline almıştı bi­le. Ayağa kalktı, selâm verdi, tam çıkıyordu ki Auguste’un baba­sı:

“Oğlumuza karşı gösterdiğiniz ilgi bizi duygulandırdı efendim” dedi* “Adınızı öğrenebilir miyim?”

Genç Adam:

“Charles Gounod” dedi.

Auguste Renoir eserleri , Terastaki İki Kız Kardeş

Auguste Renoir, Terastaki İki Kız Kardeş

Bir kaç ay sonra Pierre-Auguste Renoir Temple sokağında Dir porselen fabrikasına çırak olarak giriyordu. On üç yaşındaydı. Bir süre sonra porselen fabrikası kapanınca Renoir misyonerler için yelpazeler ve ıstorlar resimlemeğe başladı. Çok çalışıyordu. Bütün amacı biraz para biriktirmekti. Para biriktirip “gerçek bir ressam” gibi resimler yapmak istiyordu.

Auguste Renoir’in Çırak Ressamlık Dönemi

Ve Renoir bir gün isteğine kavuştu. Ressam Gleyre’in atölyesine yazıldı. Gleyre ne iyi bir ressamdı ne de iyi bir öğretmen ama atölyesinde canlı modeller önünde çalışılıyordu. Üstelik Renoir orada Monet’i, Sisley’i, Bazille’i tanıdı. Ama bu ressamların hiç biri henüz değerlerinin farkında değillerdi. Oysa gelmiş geç­miş resim akımlarının en büyüğünü, en canlısını, en ilgincini ha­zırlayacak sanatçılardan bazılarıydı bunlar… Daha sonra Renoir, Cezanne ve Pissaro ile de tanıştı. Bir ara Bazille, Renoir, Pissarro ve Cezanne pazar günleri hep birlikte Croissy adasına re­sim yapmağa gitmeğe başladılar.

Renoir “Moulin de la Galette” adındaki üstün yapıtını ta­mamladığı zaman otuz beş yaşındaydı. Bu tabloda en ufak renk lekesi bile pırıl pırıldır. İnsanın içini kıvançla, mutlulukla doldu­ran bir tablodur bu- Sürekli bir bayram ve neşe havası vardı re­isimde. Ve vals yapan kadınlar içindeki en güzel kadına da ressam âşık olmuştur. Daha sonra evleneceği bu kadın Aline-Victorine Charigot’dur.

Auguste Renoir, Monet Hanım ve Oğlu

Auguste Renoir, Monet Hanım ve Oğlu

Auguste Renoir’in Cezayir Yılları

1881 – 1882 yıllarında Cezayir’e giden Renoir bu bölgeyle il­gili resimler yaptıktan sonra İtalya’ya geçti. Venedik’e, Roma’ya, Napoli’ye gitti. Ama müzeler sonunda onu yordu. Rönesans res­samlarının büyük konulu tablolarını inceledi ama bunlardan da sıkıldı. Renoir sadeliğe alışmıştı. Canlı renklerin ressamıydı Renoir

Ressam çok çalışıyor, gerçek kişiliğini bulmağa savaşıyordu* Yavaş yavaş da ünü büyümeğe başlamıştı. Eskiden 100 ya da 150 franga satılan tabloları şimdi daha yüksek fiyatlara gidiyordu. Yirmi yıl önce 150 franga satılan “Düşünce” adlı tablosu 1899 yılında 22100 altın franga satılmıştı. Ama çoğunluk ve özellikle yetkili çevreler Renoir’a hiç ilgi göstermiyorlardı,

İlk adale romatizması ağrılarını Renoir 1894 yılına doğru duymağa başladı. Ve gene o sıralarda Fransa’nın Midi bölgesinde yaşamağa karar verdi. 1904 yılında romatizma ağrıları azmıştı. Manet’in kızı Julie ve Renoir o yıl:

“ Tamam” dedi “Usul usul geliyor ama yerleşiyor. Gelecek yıl daha da kötü olacak ve hep kötüye gidecek. Alışmaktan başka çare yok. Üstünde durmağa değmez…”

Auguste Renoir Eserleri – Ekmekçi Kadın

O yıl Renoir “Ekmekçi Kadın’la “Bacak Bacak Üstüne Atmış Çıplak’ı yaptı. Hastalığa meydan okuyordu ressam. Gene o yıl Salon D’automne’de bütün bir salon Renoir’un tablolarına ayrıldı. Ressam otuz beş tablosunu sergiledi. Renoir altmış üç yaşındaydı. Bu sergi çok büyük bir başarı kazandı. Artık büyük bir üne ulaşmıştı. Ama bu arada inme de yapacağını yapmıştı. İtalya’ya yaptıkları bir geziden söz eden Bayan Renoir bir gün:

“Ne kadar arıyorum o zamanı” dedi. “Renoir tablolarını «atamıyordu ama sapasağlamdı…”

Cezanne gibi Renoir da son yıllarında bütün yaşantısının bi­reşimini yaptı. Empresyonizm ona parlak renklerin zevkini ka­zandırmıştı. Akdeniz doğası da yeni bir ağırlık vermişti. Ve Renoir her zaman sevdiğini ve duyduğunu geçirmişti tuale…                                                                                                                           ^

Yapıtı öylesine büyüktür ki Renoir ’ın güçsüzlüklerini ve beceriksizliklerini insan hemen unutur çünkü bunlar da tabloların­da “doğaldır” ve hatta gereklidir. Çünkü bu yapıt her şeyden ön-‘ ce insanla doğanın her an kaynaştığı bir bireşimi yansıtır bize Renoir’a “devrimci” olduğunu söyledikleri zaman büyük res­samın her zaman parlayan gözleri gülümsermiş:

“Ben mi devrimci? Ne kadar yanlış… Başkalarının ben­den daha iyi yaptığı şeyleri ben sadece sürdürmeğe çalıştım, o kadar…”

Karısı Cagnes’de öldüğü zaman Renoir altmış dört yaşındaydı, Eşinin yanındaydı. Eşinin elini tutuyordu. Karısı son soluğu nu verdiği zaman hıçkırarak ağladı ve: “Hadi..” diye mırıldandı ve sonra yapmakta olduğu gül demetinin resmini tamamladı.

Dünya Savaşı Yılları

Savaş bitmek bilmiyordu. Oğulları Pierre’le Jean yaralanmış­lardı. Rodin’le Degas 1917 yılında ölmüşlerdi. Renoir durmadan resim yapıyordu hâlâ… Parmakları ölü parmakları gibiydi. Fırçasını eline bağlıyorlardı. Yapmakta olduğu tablonun üzerinde parmaklarını gezdirirken birdenbire sanki Rubens’in mutluluğu­nu. Fragonard’ın gülümsemesini yeniden buluyor gibiydi.

Savaş biter bitmez Renoir Paris’e götürülmesini istedi, öl­meden önce “Bayan Charpentier’nin Portresinin nasıl bir etki yarattığını görmek istiyordu. Bu tablosunu Devlet yeni satın al­mış ve Louvre Müzesine vermişti.

1919 yılının Ağustos ayında bir sabah müzeyi gezenler garip bir manzarayla karşılaştılar. İnmeli ve yaşlı bir adam iki teker­lekli koltuğuyla salondan salona geçip tablolara bakıyordu. Veronese’in tablosu önüne gelince Renoir koltuğunu durdurdu:

“Artık ölebilirim” dedi. “(Les Noces de Cana)’yı gördüm”1Gözlerinden yaşlar akıyordu Renoir’un. Ve ressam gerçekten dört ay sonra Cagnes’da öldü. Tanınmış bir sinema yönetmeni olan oğlu Jean babasının ölümünü şöyle anlatır:

” Sabahleyin bir sigara içtikten sonra yatağına yattı. Bir vazo modeli çizmek istiyordu ama kalem bulamamıştık. Saat sekizde sayıklamağa başladı…”

Ertesi günün gecesi saat ikide Renoir son soluğunu veriyor­du. Essoye, Champagne’ın küçük bir köyüdür. Karısının mezarı oradaydı. Ressamı da onun yanına gömdüler. Essoye güzel, pelt şirin bir köydür. Bu köyün topraklarında dünyanın en güzel gül­lerinden bazıları yetişir…

Auguste Renoir’in Sanat Görüşü

“Bir manzara resmiyse içinde gezip dolaşmak. Bir kadiri resmiyse sırtını okşamak isteğini uyandıran tabloları severim.

“Bununla beraber doğanın yansımasının durması gerektiği bir nokta vardır ”

*Resimde fazla olan bir şey vardır, ani anlatılmayan temel olan bir şey vardır. Doğanın önüne kuramlarla varırsınız, doğa sizi yerlere serer.

Bir sabah, içimizden birinde siyah eksikti, mavi Muttaridi: İmpressionnisme doğmuştu.

“Bir tablonun zaman ve onarmalar yüzünden ba­şına gelebilecek cilalara, pisliklere ve bütün namus­suzluklara dayanacak güçte olması gerekir.’*

“Aslında hiç bir şey bilmiyoruz, hiç bir şeyden emin değiliz. Eskilerin yapıtlarına bakınca insanın kötü şeyler düşünmesi gerekmez… İnsan resim yap­mayı müzede öğrenir. Doğaya bakarak salt inceleme yapmak gerektiğini söyleyen bazı dostlarımla bu ko­nuda birçok tartışmalar yaptım.’*

Raymond Cogniat Sözleriyle Renoir

Renoir m doğrudan doğruya impressionniste dö­nemi henüz tamamlanmadığı zaman ressam kırk ya­şındaydı. Bir yenilenme gereği duymaktaydı. O çağ­da împressionnisme’in karşı karşıya bulunduğu yön­tem tehlikesi, kolaylık tehlikesi çok ürkütüyordu Renoir’ı. Bir kaç yıl önce Cezanne ’nin yaptığı gibi Renoir da toparlanarak klasik geleneğe dönüş yaptı. 1881 yı­lının sonbaharında İtalya’ya gitti. Venedik’te bir süre kaldıktan sonra Romanya geçti: Orada Villa Farnese’deki Raphael’in fresklerini uzun uzun inceledi. Sonra Napoli’ye giderek Pompei resmini buldu.

Bu dönemden söz ederken Renoir daha sonra şun­ları söylemiştir: “O zaman yapıtımda bir bölünme ol­du. İmpressionnisme’in sonuna kadar gitmiştim ve şu kanıya varmıştım: Resim yapmasını da, desen yapma­sını da bilmiyordum. Tek kelimeyle bir çıkmazday­dım.’*