Risk Toplumu, Ulrich Beck
Risk Toplumu, (Ulrich Beck); insan yaşamı sürekli bir tehlike, tehdit içinde olup bunlara karşı aldığı önlemler etrafında devam eder. Modern dönem öncesi belirlenmişliklerin (kimliksel, dinsel) verdiği güvenli yaşam ortamı modernlikle beraber doğayı (aklileştirme veya hesaplanabilir kılma) fethe çıkan insan, onu zapt etme konusunda epey bir yol almıştır. Yani, doğadan gelen tehlikeler bir anlamda bertaraf edilmeye çalışılmış olup, bu çaba yeni tehlikeleri de getirmiştir. Bu açıdan risk, Giddens’a göre dışsal ve imal edilmiş riskler olarak tanımlanır. Dışsal riskler, geleneksel ve sanayi toplumunda çoğunlukla doğadan kaynaklanırken, imal edilmiş riskler ise insanın gelişim çabalan sonucu, hem doğaya verdiği zarar hem de ekonomik ve toplumsal değişimler etrafında oluşan risklerdir.
Günümüzdeki postmodern toplumda ise doğa, tüketim bazında can çekişir bir durumda olup, insana yeterli bir kaynak değildir. Bu yüzden insan yeni tür kimyasal veya teknolojik müdahalelerle doğayı sürekli yeniden üreterek (ve tüketerek) kullanımda tutmaktadır. Aynı zamanda sosyal hayatın değişmesiyle aile ve sosyal bağları zayıflamış olan ve giderek yalnızlaşan bireyin sürekli risklere karşı tetikte beklemesi gereken bir süreçte olduğunu düşündüğümüzde yaşam yeni risklerle dolu görünmektedir: Hastalık, kimyasal tehdit, ekolojik bozulma, işsizlik vs. gibi. Dolayısıyla günümüz riskleri daha çok imal edilmiş risklerdir diyebiliriz.
Ulrich Beck
Çağdaş sosyal bilimci Ulrich Beck’in ‘risk toplumu’ kavramı bu anlamda modern ve postmodern dönemi karşılaştırmak ama daha çok postmodern dönemi anlamak için değerlendirilecek bir kavramdır. Beck, risklerin elbette tarih boyunca var olduğunu söyler, fakat ona göre söz konusu edilip önemli bulunan “risk, modernleşmenin kendisi tarafından yaratılan ve tanıtılan tehlike ve güvensizliklerle sistemli bir biçimde başa çıkmaya çalışmanın bir yolu” şeklinde tanımlanan risktir.
Klasik modern toplum veya sanayi toplumu sınıf temelli olup refah seviyesini yükseltme amacındayken, risk toplumuna dönüşmeyle birlikte temel amaç, hayatta kalabilmektir. Her gün dünyayı ve insanı tehdit eden yeni bir haberin gündeme düştüğü risk toplumu, postmodernliğin hesaplanamazlığına dair bir görüntü vermektedir. Böylelikle her gelişmenin küresel olduğu bu postmodern dünyada riskler de aynı gelişmelerle artarak var olmaktadır. (Risk Toplumu, Ulrich Beck)
Beck’e göre, bu riskler yani öngörülemezlik hali, insanın eylem yeteneğini kısıtlamakta ve aynı zamanda insanı karamsarlığa düşürmektedir. Risklerin varlığı insanı sadece eylemsizliğe düşürüp, yapılmaması gerekenleri tercih etmeye yönlendirerek (ki burada da bir risk her zaman mevcuttur) tedirgin bekleyişlere düşürür. Modern dönemde risklere karşı sigortalamanın varlığı bir önlem olarak önemli görünürken günümüz toplumunda böyle bir garantinin verilmemesi risklerin boyutunu anlamak için manidardır. Örneğin, bir kimyasal felâket sonrasında yaşanacakların sadece felâketin yaşandığı yer ve zamanla sınırlı kalmaması risklerin boyutunu gösterir (Çernobil felâketinin etkilerinin hâlâ devam edişi gibi).
Risklere karşı tehlike tüm insanları eşit kılsa da yine de üst sınıfın risklere karşı güvenlik içinde olmaları ya da güvenliği satın almaları daha kolay olabilmektedir. Yine de bu tür riskleri artıran ve bunlardan korunma imkânları daha fazla olan zenginlerin de risklerden etkilenmesi, risklerin bumerang etkisi olarak nitelendirilir: “Riskler, onları üreten üst sınıf ve zengin uluslara geri döner.” Dolayısıyla, risklerden saklanmanın veya kaçmanın mümkün olmadığı bir toplumda yaşadığımız bir realitedir.
Refleksif Modernleşme
İnsanoğlunun ilerleme veya gelişme adına attığı her adım, aynı zamanda olası riskleri de barındırır ki bu risklerin imal edilmiş bölümü olan ‘ikinci modernite’ ya da ‘refleksif (düşünümsel) modernleşme’ çağıdır. Beck’e göre bireysel, sosyal veya küresel düzeyde öngörülemeyenin yaşandığı bir dönem olarak nitelendirilir. Ona göre, postmodern bir döneme geçmekten ziyade risklerin egemen olduğu bir ‘düşünümsel modernleşmeye geçtiğimizi söylemek daha doğrudur.
İki kutuplu dünyada komünistler veya kapitalistlerin birbiri için taşıdığı tehlikeli duruş anlaşılabilir, hesaplanabilir bir risk görünümü verirken, günümüz postmodern dönemde kutupların kaybolmuş olması riskleri azaltmamış, bilakis risklerin geldiği yerleri fazlalaştırıp belirsizleştirmiştir. İnsanlar küresel anlamda etkilere açık olan bu risk toplumunda, geleceğin ne getireceği konusunda daha kaygılı olup güvensizlik içinde bulunmaktadırlar. Risklerin çokluğu, her risk karşısında belirli grupların durumunu da tartışmalı kılmıştır. Bir riskin varlığı, kimileri için kâr hesabının artmasına yol açarken, kimileri için tehlike işareti olarak okunabilmektedir. Beck’in risk toplumunda “birileri, gıdalardaki zehirli maddeleri kendisi için bir tehdit olarak görürken, başka birileri, gıdalardaki zehirli maddeleri gündeme getirenleri kendine bir tehdit olarak” görmesi, riskler karşısında insanların farklılaşan konumlarını gösterir.
Sonuç Olarak
Beck’in risk toplumu postmodern dönem olarak adlandırılan süreci algılamada farklı noktaları gündeme getiren bir düşünce olması açısından önemli görülen bir teoridir. Postmodern toplumda insanların örgütsüzlüğü, riskler karşısında bir önlem almada bireyleri güçsüz kılmakta ve yalnız bırakmaktadır diyebiliriz. Dolayısıyla risk toplumu ile postmodern toplumun, aynı zeminde oluşan bir toplum olduğunu söyleyebiliriz.
Modernite, Postmodernite ve Bauman, Mehmet E. Şimşek, Belge Yayınları
