Postmodernite ve Postmodernlik
Postmodernite, entelektüel kökeni, çizgisi belirsizdir veya tartışmalıdır. Tartışmaya yol açan sorular: ‘ Postmodernlik modernite den tamamen bağımsız, yeni bir dönem mi? Yoksa modernitenin bir sonucu mu?’ gibi sorulardır. Modernitenin değerlerine yaslananlar, süreç olarak yeni bir evreye girildiğini kabul etmekle beraber, bu süreci moderniteden bağımsızlaşmış ya da onu aşmış bir durum olarak kabul etmediklerini; postmoderniteyi savunanlar ise modern tarihin bittiğini, modern rüyaların kâbuslara yol açtığını söyleyerek, postmodernitenin moderniteden ayrı ve özel bir dönem olduğunu ileri sürerler.
Modernlik; seküler, liberal, sanayileşmiş, bilim ve akıl birlikteliğinde oluşan toplumsal bir deneyim olarak ‘ileri ye yönelen bir durumdur. Bu durumun, 20. yüzyılın ikinci yarısında sonlandığı kabul edilir. Modernliğin sonlanması ile ortaya çıkan duruma, postmodernlik ya da postmodernite denmektedir. Modern toplumun alışkanlıkları ve davranış biçimleri; aidiyet ve politik teorileri (sınıf gibi) insanlık için umutlu görünmediği bir dönemdir post modern dönemde.
1968 Öğrenci Hareketleri
1968 öğrenci hareketleri (68 Kuşağı) sınıfsal durumu söz konusu olsa da sosyalist devrimi gerçekleştirememiş, bu yüzden 68 Kuşağının kültürel ve yaşam deneyimleri alanındaki etkileri başka anlamaları/hareketleri ön plana çıkarmıştır diyebiliriz: Cinsellik (cinsel devrim), feminizm, eşcinsel kimlikler, pop art vs. gibi. Aslında bu hareketin, modern reflekslerle ortaya çıkmasına rağmen, postmodernliğe geçişi sağlayan bir duygu yarattığını ileri sürmek, aşırı bir çıkarım olmasa gerek. Nitekim postmodernliğe dair ilk teorik ve bütünlükçü eser 1970’lerin ortasında bir Fransız olan Lyotard’ın Postmoderrı Durum adlı eseridir.
Postmodernite kavramının felsefe ve sosyoloji dünyasına entelektüel olarak girişinin bu kitapla sağlandığı söylenebilir. Bununla birlikte postmodernite için en önemli kavşak, Sovyetlerin dağıldığı 1989 tarihidir. Bu tarih soğuk savaşın galibi olarak kapitalizmin kürsüye çıktığı, iki kutuplu dünyanın tek kutuplu veya kutupsuz bir hal aldığı ‘yeni dünya düzeninin başlangıcıdır. Dünya ve toplum, eskisinden çok farklı bir yapıdadır.
Toplum artık postmodern bir görünümdedir. Tabii bu algılama daha çok Batı dünyasına dair bir algılamadır, ancak bu algılama üçüncü dünyada da taraftar bulmuştur. Postmodern olarak görünen bu resmin özellikleri ise şöyledir:
1. Toplumsal yapı parçalanmıştır. Cinsiyet, yaş, etnik özellik önemlidir [millet, sınıf, emek, politika gibi örgütlü yapıdaki hareketlerde kendine üst kimlikler homojenleştirici edinmekteydi modern insan].
- Kültürel öğeler önemlidir. Kimlik gelenekler yoluyla değil bireysel seçim ve tercihler yoluyla kurulur. [Tarihsel değerlerin oluşturduğu bir kimlikten, bireyin tüketim nesneleri arasında yaptığı seçimlerinden oluşan seçme özgürlüğünün yarattığı öznel kimlikler].
- Bilgisayarlaşmış bilgi, üretimin temel gücü olmuştur. Tarım işçisi değil, üretim değil, asıl bilgisayarcıdır. Karar işçinin değildir, çokuluslu şirketlerindir [bilgi sanal bir mekânda ağ üzerinde dolaşır ve neredeyse bilginin geçerliliği, bu ağda edindiği şöhrettir. Ticari anlamda dünya küçük bir AVM
’dir. Her şey satılır ve ticari olan her şey bu dünyada sınırlara takılmadan, kolayca dolaşıma girer], - Siyasi ve günlük yaşam bakımından kişisel girişimi, CV’ler de kendini anlatma, kendi adını bir yerlere yazma ki bu ayıptır başka yaklaşımlarda erdemleri olur [birey kendini bu camdan dünyada göstermek için her yolu kullanır, bu noktada birey kendi etiketini yaratır, piyasa koşullarına uyum sağlayacak formda, esneklikte olmak mühimdir].
Postmodernlik Batının, gelişmiş toplumların birçok bakımdan tıkanma noktasına eriştiği bir dönemde, modern akıl ve bilime yaslanan ‘doğrunun terk edildiği etnik, cinsel, dinsel gibi farklı alanlardan bakılan bir kültürün ya da yaşam deneyiminin verdiği görelilikte bulur anlamını. “Tüm grupların, kendi sesleriyle kendileri için konuşma haklarının olduğu fikri ve o sesin gerçek ve meşru olarak kabul edilmesi postmodernizmin çoğulculuk tutumu için gereklidir.”11 Dünyanın postmoderniteyle birlikte, merkezde modernitenin (Aydınlanmanın) yarattığı metafiziksel insan(lık) fikrinin olduğu bir yer olmaktan çıkıp, tekil veya marjinal insanın/ grubun merkezsizliği ya da çoklu merkez fikrinin yerleştiği bir mekân olmaya başladığını söyleyebiliriz. Bunun yanında, bu dağılmış merkez anlayışı, epistemeyi, kültürel deneyimi ve üst kimlikleri de parçalamıştır. Postmodern durumda katı’, değişmez değerler mevcut değildir. Doğuştan gelen seksüel kimliğin dahi değişebildiği bir dünya söz konusudur.
Ütopyası Olmayan ve Dolayısıyla Geleceği da Olmayan
Bununla beraber postmodern dünya için bir ütopyası olmayan ve dolayısıyla geleceği da olmayan, aynı zamanda geçmişten de uzaklaşmış bir zamandan arta kalan eksik bir ‘şimdi’lik durumudur. Postmodern durumda, insan için tek zaman dilimi olarak içinde bulunduğu ‘an’ vardır ve bu an’ tüketim ve eğlenceyle geçirilerek ancak anlam bulur. ‘An in kısır döngüselliğinde, günün sonunda yeterince tüketen ve eğlenen yorgun bir insan kalır. Postmodernite, insana peşinden koşacak bir yarın vermeyen, geçmişten gelen bir değere de eklenmeyen, günlük varoluşlarla harcanan bir süreçtir ve bu süreçte mühim olan ‘hız’lı ve ‘çok’lu tüketimlerdir (bunun yanında Habermas postmoderniteyi yeni muhafazakârlık olarak nitelendirir). Bu bağlamda Habermas, “Postmodernite; ticari prosedürlerin günlük hayatımıza girmesi ve kitle tüketim kültürlerinin kültürel sistemler üzerindeki etkisinin artmasıyla, örneğin üst ve alt kültürler arasındaki ayrımı, bulanık hale getirmesidir,” demiştir.
Bütün argümanlarına moderniteyi olumsuzlayarak varan postmodernitenin karakteristik insanı; Batılı, şehirli, teknolojik ve zevkine düşkün bir insandır. Bu insan 20. yüzyılın sonlarına doğru gelişen tüketim kültüründe her şeyi tüketilebilir bir nesne haline getiren küresel kapitalist dönemde kendisi için (hazırlanıp sunulan) gezilecek yeni yerler, tadına bakılacak egzotik yiyecekler ve uyarıcı maddelerin tetiklediği erotik rüyaların peşindedir. Tüketilebilecek her nesne, tüketim esnasında değer kazanır, bir nevi dipsiz bir kuyu iştahına sahip olan postmodern insan, tüketimde sınırsız bir özgürlüğe sahiptir.
Modernlik, ortaçağın sonlarından itibaren kafasını kaldırıp aklını kullanan ‘yaratıcı insan’ın ve klasik metafiziksel alanı terk edip kendi seküler metafiziksel dünyevi kutsallıklar alanını yaratarak geleceği tarihi oluşturacak hayallerin peşindeydi. Bu bağlamda modernlik, Tanrının unutulduğu, ibadethanelerin yerini, akıl ve bilimle donanmış mekânların aldığı, ahlaki değerlerin yerini hukuksal normlara bıraktığı bir dönem iken, postmodernlikle beraber, modernliğin dışladığı değerlerin yeni biçimlerle tekrar ortaya çıktığı belirtilebilir.
Kökensel Bağlar Zayıflıyor
Bununla birlikte değerlerin yeniden ortaya çıkışında, kökensel bağların zayıfladığı ve tüketim kültürüne uygun bir şekle bürünerek, herkes için kullanılabilecek, öznellik görelilik kılavuzluğunda cazip ve kullanım rahatlığı sunması dikkat çekicidir. ‘Her şey gider’ mantığıyla, eylemler, davranışlar mubahlaşır. Kültürel yapının minör gruplara ayrıldığı bu durumda, örgütlü bir birliktelik olmasına karşın, herkesin aynı kalıplarla hareket ettiğini söyleyebiliriz. Birey, kendisini diğerlerinden farklı kılacak etiketleri satın alarak oluşturur. Postmodernlik, modern insanın bardağındaki boşluğu göstererek, onu modern uykudan uyandırır. Postmodernlik bütün tartışmalara rağmen entelektüel dünyada konuşulan (şimdilerde eskisi kadar olmasa da) bir konu ve toplumsal yaşamda yeni pratikler ortaya çıkaran bir dönemdir.
Postmodernitenin sunduğu hayat formları, küresel kapitalist ve iletişim ağının yarattığı duruma bağlı olarak hareketlilik ve değişkenlik gösterir. Hiçbir sabit noktası olmayan bu hayat formlarının, özellikle görüntüler yoluyla kitleselleştiğini söylemek gerek. Ekrandan dışarıya doğru akan bu tüketim ve eğlence biçimleri, istediği insanı reklamlar veya programlarla yönlendirip harekete geçirir. Postmodern toplumda hemen şimdi olması gereken, bireyin doyuma ulaşmasıdır.
Sonuç olarak son yarım yüzyıl içindeki dönemde dünyada birçok şey (modernitenin ‘şey’leri) eski anlamını ve kıymetini kaybetmiştir diyebiliriz. Bu dönemle ilgili tanımlamalarda fikir birliği sağlanamamasına karşın, öne çıkanın ‘postmodernite’ adı altında kavramsallaştığını ileri sürebiliriz.
Modernite, Postmodernite ve Bauman
Mehmet E. Şimşek
Belge Yayınları
