Michel Foucault

Michel Foucault kimdir? Dünya Savaşı’ndan sonraki süreç, sosyal bilimler açısından Fransız etkisinin yoğun olduğu bir dönemdir. Bu sürece en aktif katkı Sartre’ın varoluşçuluğudur. Düşünsel açıdan Sartre’dan sonra gelenler farklı temellere yaslanmalarına rağmen Sartre’ın entelek­tüel bir kişilik ve muhalif olarak Fransız entelektüel dünyasına bir prototip figür olarak etkisi söz konusudur. Onun varoluşçu pers­pektifi, modern bireyin özgürlük sorunsalı etrafında şekillenmiştir. Sartre’ın ardıllarından olan Michel Foucault, birçok akımla ilişkilendirilen bir düşünürdür. Kendisini hiçbir akım adı altında tanımlamayan Foucault, en çok postyapısalcı ekolle anılmış olması­na karşın bunu da kabul etmemiştir. Bunun yanında Foucault post- modern sıfatını taşıyan bir düşünür değildir. Buna rağmen onun modern döneme dair eleştirel düşüncelerinin, postmodernizmin entelektüel cephaneliğinde bulunan mühimmatının önemli bir kısmında Foucault’nun etkisinin olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Foucault, modern dönemin arkeolojik ve epistemolojik geç­mişine iner ve burada modern tarihin oluşumunda bilinmeyeni ya da unutulanı gün yüzüne çıkararak modern sürecin farklı bir okumasını geliştirir. Modern dönemin belirleyicisi olan akıl, nesnellik-bilimsellik-, bireysel özgürleşme ve ilerleme kavramları, Foucault açısından iktidar, söylem ve tahakküm mekanizmasının içinde var olan veya onu tamamlayan kavramlardır. Bu kavramlar, modernliğin belirleyicileridir ve hayata kurumlar aracılığıyla yerle­şir. Kurumlar hastaneler, okullar, hapishaneler, kısaca disiplin sağ­layıcılardan oluşur. Bu noktada disiplin toplumuna giden sürecin kökenine inmeye çalışan Foucault ’ya göre disiplin toplumunun üçayağından bahsedilebilir: İlk olarak gözetlemenin gerçekleştiği panoptikonal gözlem ve kontrol araçları; ikinci olarak disiplinin nor­malleştirici etkisi olarak cezalandırıcı kurumlar; son olarak bürok­rasinin hiyerarşik düzeninde, üstlerin astları sınaması.

Tarihi Yazılmayanların İzi

Kurumların temel işlevi, modern iktidarı rahatsız eden isten­medik davranışları rehabilite etmek ve ortaya çıkacak olan olası olumsuz davranışları da engellemektir. Burada Foucault, soy kütüksel yöntemle modern toplumun dışında bırakılan ve o toplumun kurumlarında uzmanlar nezaretinde tutulan marjinal kişilerin (deli, suçlu, aylak, sapkın vs.), tarihi yazılmayanların izini sürer. Sonuçta bulunan ya da ortaya çıkan modernin dışladıklarından oluşan öte­ki yüzdür. Doğrusu bütün toplumlarda (burada modern toplumu dikkate alarak) dışlamanın olduğunu belirten Foucault, dışlamanın istinasız her toplumda dört şekilde göründüğü belirtir, bunlar:

  • Çalışma karşısında, ekonomik üretim karşısında dışlama sistemi. Her toplumda, ekonomik üretim ağının parçası olmayan bireyler her zaman vardır, bunlar ya üretimden muaftırlar ya da çalışacak durumda değildirler.
  • Yalnızca çalışma karşısında değil, aile karşısında yani yal­nızca ekonomik üretim karşısında değil, toplumun üreti­mi karşısında da marjinal olan bireyler her zaman vardır.
  • Her toplumda bazı kişilerin sözünün sıradan birinin sözü gibi kabul edilmemesini sağlayan bir dışlama sistemi her zaman vardır. Sözleri diğerlerinkinden daha kutsal olan bireyler ya da tersine, sözleri diğerlerinkinden daha işe ya­ramaz ve boş olanlar ve bu nedenle, konuştuklarında aynı güveni uyandırmayan kişiler ya da sözleri normal kişilerin sözleriyle aynı etkiyi elde edemeyecek olanlar vardır.
  • Son bir dışlama sistemi vardır: Oyun karşısında işleyen sistem. Her toplumda oyun ya da bayram mahiyetinde bir şeyler olduğu gibi, oyun karşısında diğerleriyle aynı konu­mu paylaşmayan kişiler de her zaman vardır: Bunlar oyun­dan dışlanmışlardır ya da oyun oynayabilecek durumda değillerdir veyahut oyunun lideri ya da tersine oyunun nesneleri ya da kurbanları olmak gibi özel bir konumları vardır oyun karşısında.Bu dört dışlama sistemine de bütün kurumlarda uğrayan yal­nızca delilerdir. Deliler, akılsal bir varlık olan (özellikle modern akıl) insanın en uzağında olan ya da insan vasfına kavuşmaktan mahrum insanlardır. Çalışma, eğitim, aile ortamlarında bulunması iğreti olan, istenmeyenlerdir.

İnsan Bedenlerine Nüfuz Eden İktidar

Dışlamayı sağlayan iktidar, toplumsal ilişkilerin bir ürünüdür; dolayısıyla insan, her türlü ilişki içindeyken aynı zamanda ilişki­sel iktidarın çarkındadır. Bu iktidar, hiyerarşik bir yapılanma ile meydana gelen bir şey değildir. Foucault ‘ya göre iktidar belli bir akılsallığa yaslanarak gündelik hayatın içinde oluşur ve dolaşır. İn­sanların davranışlarına, bedenlerine nüfuz eden iktidar, mikros­kobik bir şekilde toplumsal yataylığın içinde küme küme bulunur. Bu noktada özne, varlığını iktidar alanlarında kazanır. Ona göre, iktidar her yerdedir ve iktidarın bulunduğu her yerde direniş de vardır. Özne, ancak bu direnişi-yine her yerde olan- gerçekleştirir­se, özne’lik kazanır.

Postmodernitenin eleştirdiği modern toplumu, bireylerinin her hareketini araştıran, ölçen, onları düzeltmeye ve normalliğe kavuşturmaya çalışan disipliner bir toplum olarak niteleyebiliriz. Bu toplum bireylerini köken olarak Bentham’ın panoptikon-göze- tim evi tasarımı olan yapı içinde takibe alır, inceler. Gözetim-evi, “nezaret altında tutma, hapis, tecrit, zorla çalıştırma ve eğitim; bun­ların tümü de göz önünde bulundurulacak olan amaçlardır. Tutukluların odaları binanın çeperinde konumlanır. İsterseniz, bunları, hücre olarak adlandırabilirsiniz. Gözetleyicinin odası merkezde yer alır; istersen buna gözetmenin locası diyebiliriz.” Panoptikon ta­sarımın ortaya çıkışında öncelikli hedefi suçlular olmasına karşın, tasarım daha sonra modern yapıların (hastane, okul, işyeri/fabrika vd.) hepsinde görülür diyebiliriz.

Michel Foucault açısından modern disiplin yapıları hastane, okul ve hapishanedir. Bu kurumlarda çalışan uzmanlar (doktorlar, eğitici­ler ve gardiyanlar) aracılığıyla istenen tipte, yani normal bir insan üretmek amaçtır. Normallik ve anormallik bu kurumlar-uzmanlar tarafından belirlenir. Eğer anormal bir birey varsa bu kurumlara kapatılarak normalleşmeyi sağlayacak işlemlerden geçirilir. Michel Foucault göre, pişman olmuş suçlu, iyi işçi, iyi öğrenci, sadık asker, kararlı yurttaş sözü edilen disipline edici” kurumların ürettiği veya üretmek istediği ürünlerdir.

Akıllı, Kurallara Uyan, Çalışkan

Neticede, postmodern düşüncede Foucault’un önemi, modern tahayyül içinde varolan-istenen- insan ve toplum tek tipleştiricidir. Foucault için modern toplumun amacı, her insanı-bireyi istenen tek tip modele kavuşturmaktır (akıllı, kurallara uyan, çalışkan vs.). Modern toplum eğer herhangi bir insanı bu örnek modele getire- mese ya da buna aykırı gelen insanı yakalarsa, onu düzen sağlayıcı yapılar olan kapatma aygıtlarına yollayan bir sistem oluşturmuştur. Postmodernite, bu bağlamda modernitenin dışladığı bireylere kapı aralar. Çünkü anormal-normal sınıflandırmasında postmodernlik normali dışarıda tutar ve herkes kendi anormal normalliğinde ya­şar.

Burada temel dayanak insanın kendisidir. Size, anormal ola­cağınızı söyleyecek bir iktidar-söylem yoksa ya da kendiniz iseniz, normallik ve anormallik tercihinize kalmıştır. Ama bu durumda normallik ve anormallik olumsuzluk taşımayan bir durum olur. Postmodern düşüncenin Foucault’ya katılarak her türlü otoriter/ evrensel bilimsel-sosyal tasnifleri kabul etmediğini ifade edebili­riz. Buna karşın postmodernistlerin, Foucault’dan (sadece analiz eder) farklı olarak modern toplumun/dönemin kapandığını, yeri­ne yerel ve öznel kimliklerin ortaya çıktığını fikrini savunduklarını göz önünde tutmak gerekir.

Modernite, Postmodernite ve Bauman, Mehmet E. Şimşek, Belge Yayınları