Jean François Lyotard

Postmodern kavramını gelişmiş toplumların epistemolojik dö­nüşümünün bir ürünü olarak gören Jean François Lyotard, postmodern kavra­mını Postmodern Durum -Bilgi Üzerine Bir Rapor- adlı çalışması ile felsefi bağlama çeken kişi olarak görülür. Lyotard, modern bil­ginin meta-söylemlere veya meta-anlatılara yaslanarak meşruluk elde ettiğini belirtir. Ona göre postmodern kavramını tanımlayan şey, bu meta-anlatılara karşı olan inançsızlıktır.Bu inançsızlık sorunsalını yaratan postmodernin modernden keskin veya net bir ayrılışı olarak görmek yerine Lyotard, postmoderni, moderni ar­dında bırakan bir dönem değil, modernin içinde var olan bir süreç olarak görür.

Bilimin, bilginin meşruluk arayışları ‘doğru’luk elde etme ih­tiyacından doğar. Doğruyu meşru görecek otoriteler, kanun koyu­cular, bilginin değerini, ‘ onaylar. Bilginin durumunu belirleyen otoriteler, etik ve politik bir merkezden bakarak ya da bu merkezi işgal eden kişilerin gözüyle süzülmektedir. Öyleyse bu durumda bilginin üretilmesi ve doğruluk değeri elde etmesi iktidarı elinde bulunduranlara göre değişime tabi olacaktır. Bilginin günümüzde yaşadığı kriz ya da meşruluk değişimin postmodern durumu niteleyen noktasıdır. Modernite ya da Ay­dınlanmanın büyük anlatıları ve meşruluğu yeniden inşa etmesi günümüze (Lyotard’ın günü) gelinceye kadar devam etmiştir.

Lyotard, insanlık tarihini tamamen kapsayan büyük anlatıların, Ay­dınlanmanın mirasçılarından olan Hegel ve Marx tarafından ka­rakteristik olarak ortaya konulduğunu söyler. İkisi de tarihin ereksellik taşıyan, ilerlemeci/doğrusal bir yolda devam ettiğini söyler, ama Hegel için tarih düşüncenin somutlaşmasıyken (tinin maddi­leşmesi, bilincin açılması); Marx, Hegel’in iddiasının tam tersinin doğru olduğunu düşünür. Marx’a göre tarih, maddeden düşünceye, bir sınıf mücadelesinin (üreticiler ve üretim güçlerini elinde tutan­lar) sonucu olarak daha ileriye doğru değişecektir. Kısacası Ay­dınlanmanın ve devamındaki modern sanayi toplumunun bilgisi, tarihsel anlatılara yaslanır.

Mantığa Aykırı Düş­üş

Postmodern durumda bilgi, artık modern/aydınlanmacı da­yanaklarını (indirgemeci), aklı ve bilimi, yitirdiği bir zamandır. Bu durumun bir sonucu olan postmodern bilginin ortaya çıkması toplumsal ve kültüreldir: Lyotard’ın hipotezine göre, postmodern bilginin çıkışına dayanak olarak “toplumlar postendüstriyel; kül­türler de postmodern olarak bilinen çağa girdikçe bilginin konu­munun değişimi gerçekleşir. Bu toplumda, bilgisayar çağında bilginin konumunun hükümetlerce yönetildiğini belirten Lyotard, bu bakımdan meşruluk arayışında bir değişimin olmadığını ifade eder. Ama bilgi artık “homolojik (yapı, değer veya durum itibariy­le aynı olan)” yapıdan uzaklaşmıştır, çünkü homolojik zeminde merkezileşmiş ya da bütünsellik arayışında olan bir us ya da bilim görürüz. Oysa postmodern bilgi “paralojiktir (mantığa aykırı düş­müş)”, çünkü evrensel akıl, bilim gibi kapsayıcı-bütünsel bir özel­likten öte, parçalanmış ya da dağılmış bir akıl söz konusudur, yani bilgi yeni ve farklılaştırıcıdır.

Dil Oyunları

Bu bağlamda bilginin en önemli ayağı olan gerçek(lik)e temas, orada bir yerlerde bizim keşfimizi bekleyen bir nitelikten çıkarak üretilen bir niteliğe dönüşür. Bu gerçekliği yaratmada dile yasla­nır. Nitekim Lyotard, postmodern bilgiyi belirlerken YVittgenstein’ın ‘dil oyunları’ kavramlarını temel alır. Dil oyunlarında anlam ya da bilgi, kullanıcılara ve onların kullanım bağlamlarına (oyun ve oyuncular gibi) ve oluşturdukları oyun kurallarına göre oluşur. Burada dikkat edilmesi gereken, kuralların pratik gereği değişe­bileceği, dolayısıyla anlamsal değişimin oluşturulabileceği esnek­liğidir.  Hakikat bu dil oyunları bağlamında yakalanır ve haki­kat üst dil ya da üst anlatılardaki gibi artık yeknesak değildir. Bu aşamada bilginin yeni evresinde, üretilen bir noktaya geldiğinde, üretilen her şeyin tüketime-satışa sunulacağını da dikkate alırsak, bilginin pazar için sürekli üretilen bir nesne haline geldiğini söy­leyebiliriz.

Postmodern(izm) üzerine en çok başvurulan düşünürlerden olan Lyotard, postmodern bir alaycılıkla: “Hikâyeler uydurdum, asla okumadığım bazı kitaplara göndermelerde bulundum. Belli ki bu kitaptan insanlar çok etkilenmiş. Aslında bu biraz da parodiydi. La Condition Postmodern, en kötü kitabimdir; kitaplarımın hepsi kötüdür ama bu en berbatı” diyebilecek kadar ileri giderek teorinin ya da bilginin kesinliğini yitirdiğini göstermeye çalıştığını ileri sü­rebiliriz: Postmodern parodinin parodisidir.

Modernite, Postmodernite ve Bauman, Mehmet E. Şimşek, Belge Yayınları