Felsefe Sanat ilişkisi ve Ruben
Bu yazımızın konusu Felsefe sanat ilişkisi ve Ruben .
Ortaçağın sonuna yaklaşılırken, Avrupa’da bir tür entelektüel ve sanatsal uyanış ruhu gelişiyordu. Bu yenilik ve keşif sürecinde, Ortodoksların evrenin ve toplumun nasıl düzenlendiğine dair ortaçağa özgü görüşlerine meydan okuyan düşünürlerden yeni bir nesil oluştu.
Hümanizm ve Bilimin Dirilişi
Rönesans, sanatta yeni bir hümanizmin, bilimde de yeniden hayat bulan keşif ruhunun ortaya çıkışını temsil etmektedir. Bu süreç,İtalya’da 19. yüzyılın ortalarında başladı ve hızla Batı’nın geri kalanına yayıldı. Bu büyüme ve yenilenme dönemi, şehirlerin hızla genişlemesinin getirdiği toplumsal ve ekonomik değişimin radikal zemini karşısında yer aldı. Şehirler büyüdükçe, artan talebe cevaben tanm ekonomisi gelişti ve yeni teknolojiler üretkenliğin artmasına yardımcı oldu. Bu gelişme, kamusal alanları özel mülkiyete dönüştürmenin yollarını arayan kuşatma hareketiyle birlikte, köylülerle sertlerin kendi topraklarından şehirlere sürülmesiyle sonuçlandı. Feodal sistem, varlıklı bir tüccar sınıfının oluşmaya başlamasıyla gerileyip kapitalizme yer açmıştı.
Eski Latince ve Yunanca metinlere de artık daha kolay ulaşılabiliyordu. Dönemin düşünürlerinin birçoğu, uzun süredir entelektüel yaşamda egemen olan Aristocu ve Platon u geleneğe alternatif bir miras keşfetmekteydiler. Lukretius ve Cicero’nun Latin dilindeki seçkin mısralarıyla, Stoacılığın ve Epikürcülüğün pagan felsefesi yeniden hayat buluyordu.
felsefe sanat ilişkisi
Ruben, Dört Filozof Tablosu

Yeni hümanizmde entelektüel tartışmalar, Kilise’ye ve günlük yaşama da sıçradı Ruben‘in Dört Filozof adlı eserinde entelektüel ve sanatsal uğraşın nasıl bir araya geldiği anlatılıyor.
Yeni Bilim Anlayışı
Rönesans düşünürleri simya ve büyüyle, ayrıca bilimle de uğraştılar. Dönemin bilim adamlarının dünyayla ilgili kabul edilmiş teorileri – Kilise’nin ciddi bir yatırım yaptığı teorileri – sorgulamaya hazırlanmış olması, Skolastik çağın sonunu hızlandırdı. felsefe sanat ilişkisi.
İngiliz saray Francis Bacon mensuplarından (1561-1626), bilimsel çabaya tümevarım kuramı olarak bilinen yeni bir yaklaşım getirdi. Bilim adamlarına, dünyayla ilgili gözlem yapmalarını ve bu gözlemleri genel anlamda üretecekleri kuramlara temel oluşturmak amacıyla kullanmalarını’ önerdi. Bu yaklaşım, ortaçağ düşünürlerinin dünyanın nasıl döndüğüyle ilgili geleneksel modellerin otoritesine boyun eğme eğilimleriyle tam bir tezat teşkil ediyordu.
Bu yeni yaklaşım tarzı en açık ifadesini 17. yüzyıla girerken, Galileo’nun buluşlarını takip eden kozmolojik devrimde buldu. Aristo fiziği ve Yeni Platoncu kozmoloji tarafından desteklenen geleneksel kâinat resminde dünya, çevresindeki sabit yörüngelerde bulunan tüm gök cisimleriyle birlikte merkeze yerleşmişti.
Skolastik filozoflar bu kozmoloji biliminin yerini sağlamlaştırmış, insanoğlunun yerini, Yaratılış ve Tanrıya dair metafizik görüşlerle de sarmalamışlardı. Ancak Galileo, kendi üretimi olan teleskopla gözlemler yaparak, güneşin yüzeyinde yer değiştiren lekelerin bulunduğunu ve dünyanın güneş etrafında döndüğünü ileri sürdü.