Camille Pissarro (1830 – 1903)
Küçük tuşlarla çalışmalı ve algılarını hemen tabloya geçirmeğe yönelmelidir ressam. Camille PISSARRO
1902 yılında Gauguin şöyle yazıyordu:
“Pissarro’nun sanatı bütünüyle incelenince kararsızlıklarına karşın yapıtlarında yalnız aşırı bir sanatçı iradesi değil aynı zamanda çok ince içgüdüsel bir sanat da bulunur. Herkese baktı (Pissarro) diyorsunuz, öyle mi? Neden bakmasın? Herkes de ona baktı, ama baktığım yalanlıyor. O benim ustalarımdan biriydi. Ve ben bunu yalanlamıyorum.”
Cezanne: “Pissarro, ressamlar arasında doğaya en çok yaklaşandır” diyordu.
Camille Pissarro ve Empresyonizm
Empresyonizme (impressionnism) içten ve sonuna kadar bağlı kalan bir tek ressam vardı: Pissarro, impressionniste diye tanınan ressamların hiç biri bu sanat hareketinin gösterilerine süreli olarak katılmamıştı. Pissarro’nun dışında. Oysa Pissarro gösterilerin sekizinde de yapıtlarını sergilemişti
Sanat eleştirmeni Théodore Duret Pissarro ’ya yazdığı bir mektupta şunları öğütlüyordu: “Sizde Sisley’nin dekoratif duygusu yok. Mcnot’nin olağanüstü gözü de yok. Ama sizde onlarda olmayan bir şey var. İçten ve derin bir doğa duygusu var. Üstelik fırçanız da öylesine güçlü ki sizin iyi bir tablonuzda muhakkak bir oturmuşluk buluyor insan. Size bir öğüt vermem gerekseydi günü derdim: Ne Monet’yi düşünün ne de Sisley’i. Onların yaptıkları ile ilgilenmeyin. Siz kendi yolunuzda yürüyün, kırlardaki, köylerdeki doğaya yönelin hep…”
Camille Pissarro’nun Hayatı
Danimarka’ya bağlı Antil Adalarından Saint-Thomas Adasında 10 Temmuz 1830 tarihinde dünyaya gelen Camille Pissarro on bir yaşında Paris’e geldi ve on yedi yaşında öğrenimini tamamlayınca yeniden Saint-Thomas’a döndü. Ama Paris özleminden kurtulamıyordu. Babasıyla birçok tartışmalardan sonra Pissarro yirmi beş yaşında yeniden Fransa’ya dönebildi. Önce Ingres’in, Delacroix’ın, Courbet’nin ve özellikle Corot’nun etkisinde kaldı. Pissarro’ya ilk yön veren Corot’dur. Ve Camille Pissarro ustasını hiç unutmayacaktır.
Çocukları
1857 yılında “Académie Suisse’e giren Pissarro orada Monet, Cézanne ve Guiliaumin’Ie arkadaşlık kurdu. 1863 yılında evlenen sanatçının yedi çocuğu olacaktır. 1868 yılındaki sergiye katılan Pissarro için Emilé Zola şunları yazıyordu:
“Pissarro dokuz yıldır tablolarını sergiliyor. Dokuz yıldır eleştirmecilere ve halka güçlü yapıtlar sunuyor. Ama ne eleştirmeciler ne de halk bunlara bir yakınlık göstermeğe çalışmıyor. Oysa bu yapıtlarda güçlü bir kişiliği olan bir insan var. Sanatı salt ve sonsuz bir gerçek gibi oluşturan bir insan var. Yalanlarla hiç ilişkisi olmayan dürüst bir insan var. Bunu anlamak için bu yapıtlara bir göz atmak yeter.”
Bu sözlerle Zola Pissarro’nun kişiliğini çok iyi anlatmıştır. Çünkü ressam bütün maddesel sıkıntılarına, sanat alanında geçirdiği çok zor aşamalara karşın son soluğuna kadar kişiliğini korumasını bilecektir. Bir yandan artan çocuklarının sayısı bir yandan parasızlığın verdiği bunalım Pissarro’yu çok sarsıyordu. Ama Pissarro hiç bir zaman günün zevklerine uygun resimler yapmağa yanaşmadı.
Üstelik Pissarro öteki çağdaşları gibi de değildi. Resimdeki yeniliklere her zaman ilgi gösteriyor, genç ressamlarla konuşmaktan, tartışmaktan, hatta onların düşüncelerini benimsemekten geri kalmıyordu. Örneğin; fizikçi Chevreul’ün gözle ilgili kuramları karşısında coşkusunu açıkça belirtmiştir. Seurat ile yakınlık kurmuş, “néo-impressionnisme” diye adlandırılan akıma da katılarak kendini bu yönde bir geliştirmeye yöneltmişti.
1870 yılında Almanlar Fransa’ya girmişti. O sırada Pissarro’nun atölyesinde binden çok tablo vardı Bunların çoğunu Almanlar yok etti, Bunun üzerine Londra’ya kaçan Pissarro orada Turner’le Constable’ın yapıtlarını incelemek fırsatını buldu. Monet de o tarihte Londra’daydı.
Camille Pissarro’nun Sanat görüşü
Fransaya dönünce eski sıkıntılarını unuttu. Pontoise’a yerleşti. Kısa bir süre sonra Cézanne’de oraya gelerek beraber çalışmağa başladılar. 1872-1874 yılları iki ressam arasındaki yakınlığı daha da güçlendirdi.
Doğuştan iyi bir insan olan Pissarro’nun kişilik bakımından çağının ressamlarından ayrılan birçok yönü vardı. Anarşist düşüncelere kadar giden bir toplumcuydu Pissarro. Çağının sosyal sorunları ile çok yakından ilgilenirdi. Tanrıya inanmazdı. Din sorunlarına sırtını çevirmişti. Sanatçının toplum içindeki durumunu her zaman en önemli bir sorun olarak ele alır ve bunu sık sık savunurdu. Ve bütün bu sert gibi görünen yönlerine karşın dünyanın en iyi insanıydı. Çevresindeki herkes onu sever ve sayardı.Camille Pissarro yaşamının her döneminde çevresindekilerinin yardımına koşmuştu.
Ünlü kadın ressamlardan Mary Cassatt Pissarro’dan söz ederken: “Öyle bir öğretmendi ki taşlara bile doğru dürüst resim yapmasını öğretebilirdi” demişti.
Pissarro’nun ilk tablolarında Corot’nun ve Couıbet’nin etkisi görülür. Sonra ressamın paleti yavaş yavaş aydınlanmağa başlar. Biçimlerde sağlamlık görülür. Cézanne: “Daha 1865 yılındayken Pissarro siyahı, terdösiyeni, okr rengini; renkleri arasından uzaklaştırmıştı” demiştir.
Özellikle Londra’da incelediği İngiliz manzaracılarının etkisiyle 1870 yılından 1880 yılına kadar yaptığı tablolarda Pissarro gerdek bir ışık ve renk zenginliğine varmıştır. Bu dönemdeki tablolarında temel konunun ışık olduğu söylenebilir. Kırlardaki doğanın renk zenginliğini bu yapıtlara yansımıştır.
Camille Pissarro ve Divisionnisme
1886 yılında “divisionnisme”le ilgilenen Pissarro bir kaç yıl kadar kendini Seurat’nın kurallarına kaptırdı. Şu var ki sanat bakımından Seurat ile Camille Pissarro arasında büyük ayrıntılar vardı. Bilimsel bir yönde çalışabilecek bir yapısı yoktu Pissarro’nun. Şiirsel ve içgüdüsel yönü her zaman ağır basıyordu. “Neo-impressionnisme” yöntemini ne kadar candan benimsese gene de Seurat’nın durmuş oturmuş ağır ve nerdeyse elle tutulacakmış kadar düşün ve yöntem kokan çabalarına yaklaşamıyordu. “Fointillis-me” kurallarına uygun düşen tablolarına bakılınca Pissarro’nun bütün iyi niyetlerine, içtenliğine karşın doğanın salt şiirsel etkisinden kurtulamadığı hemen görülür.
Zaten Camille Pissarro’nun bu dönemdeki bir tablosuyla Seurat’nın bir tablosunu yan yana getirmek yeter de artar bile. Seurat belki deyim garip gelecek ama “esrarengiz” bir adamdır. Hiç bir şey kıpırdamaz bu tabloda. Muhakkak ki derinden etkileyen bir şey vardır ama gene muhakkak ki bu şey “hareket” değildir. Belki de “hareketsizliktir”* Aman Pissarro’nun aynı dönemdeki tablosuna bakın. Canlıdır. Pissarro başka türlü yapamaz. Her zaman doğaya yenilir. Her zaman yenilecektir. Ve hala bir değer taşıyorsa Pissarro’nun yapıtlarının bazıları bu yönden değerlidir.
1890 yılında “Pointillisme”le bağdaşamayacağını anlayan Pissarro bunu şöyle açıklamıştır:
“Duygularımı izleyemiyordum artık. Bu bakımdan da doğanın o gelip geçiveren enfes etkilerini izleyemiyor, tablolarıma canlılık, hareket katamıyordum. Yitirdiğim şeyi yeniden bulmak ve öğrendiğim şeyleri yitirmemek için pointilliste tekniği bıraktım’’.
Bununla beraber Pissarro ” divisionnisme” den çok şeyler kapmıştı. Son yıllarında araştırmalarında yepyeni bir anlatım özgürlüğüne yönelen ressam “impressionniste” ve “pointilliste” de neylerini birleştirerek çok daha sağlam ve ince bir sanat yapısına ulaşmıştı.
Camille Pissarro’nun yedi çocuğu vardı. Bunların beşi ressam olmuştur. Pissarro’nun oğlu Lucien’e yazdığı mektuplar 1950 yılında yayınlandı. Bu mektuplar okunmaya değer. Çünkü bunlar ressamın kişiliğini daha açık, seçik çizgilerle ortaya çıkarmaktadır. (Ve bir mektubunda Camille Pissarro oğluna şöyle yazıyordu:
“Resim benim bütün yaşantımdır. Ötesi neme gerek! İnsan bir şeyi bütün ruhu ile içindeki soylu yönü ile yaptı mı ötesi önemsizdir!”
Tohn Rewald’ın Camille Pissarro ile İlgili Görüşleri
“Pissarro son yıllarını yeni bir anlatım araştırmasına verdi. Çabaları şaşılacak kadar verimli oldu. Paris ve Rouen manzaralarında tatlı bir duygululuğu olağanüstü güçte bir uygulamaya bağlamayı başardı.
İmpressionniste ve divisionnisme deneyleri sayesinde ince ve sağlam bir sanata erişti. Deseni de sağlam ve büyük bir kromatik zenginlik içindeydi. Her şeyden önce manzara ressamı olan Pissarro portreler, natürmortla ve çıplaklar da yaptı. Özellikle durmadan desen çizdi ve ofortlar, litografiler yaptı. Bu yapıtları grafik sanatın en yetkin yapıtları arasındadır.


