Henri de Toulouse Lautrec (1864 – 1901)

Henri de Toulouse Lautrec kimdir ?

Afiş çalışmaları ve onun dönemine kadar hor görülmekte olan afişin bir sanat olarak değer kazanmasını sağlayan ressamdır.

Resim b ……… gibidir; kokusu duyulur, anlaşılmaz! / Henri de TOULOUSE – LAUTREC

 

Eylülün sekizi ,bir pazar günü.Boğulacakmış gibi oluyor insan. Hava elektrikli. Fırtına mı kopacak? Sinekler can sıkıcı. Vızıldıyorlar. İkide birde ısırıyorlar onu. Zaman zaman biraz doğrulup sinekleri kovmaya çalışıyor ama artık elini bile oynatacak gücü yok. Yorganı sanki kurşundan. Bütün vücudunu eziyor. “Anneciğim” diyor. “Anneciğim, susadım” diyor.

Gözlerini bir noktaya dikmiş: Lautrec sayıklıyor. Yaş otuz yedi. Arkadaşı Vincent da… Vincent Van Gogh da o yaşta ölmüştü. Raphaël de Watteau da o yaşta ölmüşlerdi.

Yatağının dibinde annesi diz çökmüş, dua ediyor. Uzaklardan gök gürültüleri geliyor. Yatakta can çekişen sakat bir adam var. Annesi Kontes Adèle durmadan dua ediyor.  Lautrec bir daha açmamak üzere gözlerini kapadı. Vakit gece yarısıyla sabah arasıdır. ikiyi çeyrek geçiyor. Biraz sonra aile ölüyü beklemeğe başlıyor. Malromé şatosunun üstünde fırtına patlıyor en sonunda. Yağmur oluktan boşanırcasına yağıyor. şimşekler çakıyor..

İşte o zaman duyuluyor silah sesleri, iki şimşek arasında, geceyi delip geçen, fırtınaya meydan okuyan silâh sesleri: aşağıda, sonsuz uykuya çekilen Toulouse-Lautrec’in babası Kont Alphonse, şatonun kulelerinden birinde baykuş avlamaktadır. Müthiş bir yağmur. şimşekler. Yıldırımlar. Kontes Adèle dua ediyor. Yukarıda, kulede, Kont Alphonse durmadan ateş ediyor. Sakat adamın yatağının çevresinde yanan dört mumun ince alevleri titreşerek yükseliyor…

Henri de Toulouse Lautrec ‘in ailesi

Otuz yedi yıl geriye dönelim. Toulouse – Lautrec’lerin oturduğu Albi şatosundayız. 1864 Kasımının yirmi dördüncü günü. Vakit gecedir. Müthiş bir sonbahar fırtınası patlıyor. şimşekler. Yağmur. Gök gürlemesi. Korkunç bir gece Kontes Adèle de Toulouse-Lautrec doğum sancıları içinde kıvranıyor. Daha çocuk doğmadan adını bile bulmuşlar. Henri olacak adı. Kont Alphonse kız istemiyor. “Kız” lâfına bile tahammülü yok. Garip bir adam Kont Alphonse: “Dişi bir hristiyan olmaktansa erkek bir kurbağa olmak daha iyidir” diyor. Çocuğu erkek doğmalı. Albi Kontluğunu tam bir erkek gibi yönetecek bir evlât istiyor. Aşağılık şeylerle  uğraşmamalı onun oğlu. Gelmiş geçmiş bütün erkek Toulouse-Lautrec’ler gibi, kendi babası gibi, kendisi gibi oğlu da yalnız avla, atlarla uğraşmalı.

Sevimli çocuk Henri de Toulouse Lautrec

Ama insanların istediği olmaz. Tanrının dediği olur. Zaten Toulouse-Lautrec’lerin bütün armalarında da yazılı olan söz bil değil mi? “Diex lo volt”. Latince bir deyim. “Tanrının dediği olur”. Bir erkek evlât istiyorlar. Ve Kontes Adèle şipşirin bir bebek dünyaya getiriyor. O kadar şirin, o kadar güzel bir çocuk ki Fransızcada “sevimli çocuk” anlamına gelen “Petit Bijou” adını takacaklardır ona…

Küçük Henri’nin geleceği şimdiden bellidir bile. O da ataları gibi bütün yorgunluklara göğüs gerebilecek tam bir erkek, büyük bir avcı olacaktır. Toulouse-Lautrec’ler böyle istiyor. Ama ‘Tanrının dediği olur”. Kader böyle istemiyor. On dört yaşına kadar çok canlı, hareketli, neşeli bir çocuk olan Henri’nin yaşantısı o çağa gelince kökünden değişecektir.

Henri de Toulouse Lautrec sakat kalıyor

Albi şatosunun bir parkesinde sol uyluk kemiği kırılıyor. Bir yıl sonra da annesiyle beraber gittiği Barèges’de bir çukura düşüyor. Bu defa da öteki bacağı kırılıyor. Kemikler iyi kaynamıyor. Bu çifte kazadan sonra “Petit Bijou” yaşantısının sonuna kadar sakat kalacaktır. Çok zaman Toulouse-Lautrec için cüce demişlerdir ama doğru değildir çünkü büyük ressam I metre 52 santim boyundaydı.

Toulouse Lautrec ‘in sanata başlaması

Geçirdiği kazalardan sonra sevimli ve güzel çocukta yavaş yavaş bir değişikliktir baş gösterdi. Gün geçtikçe çirkinleşti. Gözleri zayıfladı. Dudakları şişmeye başladı. Vücudu çöktü, büzüldü, ‘biçimini yitirdi. Aylarca yatakta yatmak zorunda kaldı. Hareketi, yaşamayı seven bir çocuk için bundan kahredici bir şey mi olur? Henri bunun da kolayını buldu. Hareketsizliğe meydan okudu. Hareketi kıskıvrak yakaladı. Nasıl mı? Resim yaparak. Artık herkes ona modellik yapıyordu. Çevresindeki insanların, ömrü boyunca seveceği atların hareketlerini büyük bir ustalıkla ya kalıyor ve kağıda geçiriyordu. Eğilimini, yeteneğini, yaşama ne denini bulmuştu. Ressam olacaktı.

Bu haliyle babası Kont Alphonse için “gereksiz bir yaratık” tan başka bir şey olmayan Henri on yedi yaşına kadar iyi kötü okudu. Bakalorya sınavını verdikten sonra annesine babasına ressam olmak istediğini söyledi. Bu alanda gelişebilmesi için kendi sine izin vermelerini rica etti. Kont omuzlarını silkti. Oğlu mu sanatçı olacakmış? Varsın olsun. Ata binemedikten, ava çıkamadıktan, bin yıllık çok ünlü ve çok onurlu soylu bir ailenin yüzkarası olduktan sonra… Varsın olsun. Ressam olsun. Ama Kontun bir koşulu vardı: Henri namuslu, onurlu bir sanatçı olacak akademik bir ressam olacak. Yâni resim alanında her zaman klasik kurallara bağlı kalacak. Fransanın en büyük sanat kuruluşu olan ” nstituf’nün yâni Güzel Sanatlar Akademisinin öğretmenlerinin beğeneceği değerde ve havada yapıtlar yaratacak.

Lautrec değerli öğretmenlerden dersler alıyor

Henri önceleri bu koşula tıpatıp uydu. Zamanın ünlü öğretmenleri René Princeteau’nun ve Cormon’un derslerini izledi. Ama bu soğuk akademik hava içinde Henri’nin kişiliğini, özelliğini bulmasına imkân yoktu. Annesiyle birlikte Pariste çok konforlu bir eve yerleşmişlerdi. Henri’nin bir dediğini iki etmiyordu annesi. Yıl 1885. Toulouse-Lautrec delikanlı olmuştu. Artık yirmi bir yaşındaydı. Ressamların semti o zamanlar Montmartre idi. Ve Lautrec için Montmartre özgürlük demekti. O çevrede toplum dışı kadınlar vardı. Kanun dışı insanlar vardı.

Lautrec balolara, en aşağılık meyhanelere, dansinglere gidiyordu. Artık yepyeni bir dünyanın içine girmişti. Artık bu çevreden kurtulamayacaktı. Zaten kurtulmaya da hiç niyeti yoktu. içiyordu da… Hem de herkesin içtiği içkilerden değil. Kendi eliyle hazırladığı özel kokteyller içiyordu. Lautrec 1887 yılında bir arkadaşıyla birlikte yeni bir atölye kiraladı. Emile Bernard, Seurat, Signac, Van Gogh gibi ressamlar oraya geliyordu. Bir yandan sanat tartışmaları yapıyorlar, bir yandan da içiyorlar, gülüp eğleniyorlardı.

Toulouse Lautrec’in eserlerinde sosyal hayatının izleri

1889 yılında Pariste yeni bir balo salonu açılmıştı: Moulin Rouge. Açılış gecesi Henri de Toulouse Lautrec en ön sırada oturuyordu. Moulin Rouge’la beraber Lautrec’in tablolarında, desenlerinde, litografilerinde büyük bir gelişme görülür. Zamanın en ünlü, en güzel “kadril” dansı bu salonda yapılmaktadır. Bu kadrilin canlandırıcıları La Goulue, Kemiksiz Valentin, Lağım Kapağı, Altın Işın, Kapı-duvar Marie, ve Kız Fromage’dır. Bütün Paris onları seyretmeye koşuyordu. Lautrec hemen her gece oradaydı. Bu canlandırıcıların, bu kadrilcilerin çeşitli resimlerini yaptı. Bu resimlerin çoğu üstün yapıtlardır.

Henri de Toulouse Lautrec eserleri

Henri de Toulouse Lautrec ‘in yaşama bakışı

Lautrec yalnız içse, yalnız Moulin Rouge’a ve buna benzer yerlere gitse gene neyse… Ama soylu ressam uygunsuz kadınla rın yaşadığı evlere de dadanmıştı. O kadar ki bu evler artık kendi evi gibi olmuştu. Yemeklerini oralarda yiyor, içkisini oralarda içiyor, oralarda yatıp kalkıyordu. Modelleri de uygunsuz kadınlardı. Ama Lautrec’in tablolarında en ufak bir adilik, en ufak bir şehvet sömürücülüğü bulamazsınız. Çünkü Lautrec insanları seviyordu. En soylusundan en soysuzuna kadar insanda insanlık yönünü arayıp ortaya çıkarmasını biliyordu.

lautrec moulin rouge tablosu

Henri de Toulouse Lautrec ailesiyle çatışıyor

Ama sürdüğü yaşantı ailesi için iğrençti. Yüz kızartıcı bir şeydi. Amcalarından biri “ailenin onuru adına” Montmartre’dan ayrılmasını emretti. Bu söz Henri’nin bir kulağından girip ötekinden çıktı. 1895 yılında amcası Charles de Toulouse-Lautrec yeğeninin şatoda yaptığı bütün tabloları Albi şatosunun avlusunda topladı ve hepsini ateşe verdi. Tablolar tutuşunca amca: “Bu pislikler buranın onurunu kirletmeyecek” dedi.

lautrec tabloları

Henri de Toulouse Lautrec akıl hastaları kliniğinde

 Son yıllarda Lautrec adamakıllı sapıtmıştı. içmeye sabah başlıyor, gece geç saatlere kadar durmadan sürdürüyordu. ilk dengesizlik belirtileri 1898 yılının sonbaharında kendini gösterdi. Keskin bir “delirium tremens” krizi geçiren Lautrec Neuilly’de bir dinlenme evine kaldırıldı. Oraya kibarca dinlenme evi diyorlardı ama aslında akıl hastalarının ve alkoliklerin bakıldığı bir klinikti. Lautrec iyileşir gibi oldu ama klinikten çıktıktan sonra yeniden eski yaşamına döndü. Son ayları büyük bir umutsuzluk ve dengesizlik içinde geçmiştir. Bir gün kadın arkadaşlarından birine: “Hadi kucaklaşalım, artık birbirimizi göremeyeceğiz” demiş. Ve görmemişler birbirlerini. Büyük ressam yatağa düşmüş, bir daha kalkmamak üzere…

 

Yeninin temel oluşu seyrektir; insan en içten yerinden hareket ederek bir şeyi iyiye doğru geliştirmeli gerekli olan budur. / JACQUES LASSAIGNE:

 

Toulouse-Lautrec her şeyden önce bağımsızdı. Dostları oldu, ama hiç bir zaman öğrenci yetiştirmeğe kalkışmadı. Her çeşit sanat kuramından nefret etti. Hiç bir sanat hareketine de katılmadı. Bununla beraber Toulouse-Lautrec çağının içindedir derinlemesine ve bu çağın temel sorunlarını içgüdüsel bir kavrayışla yakalamasını bilmiştir. Eski yöntemlerin ve geleneksel uygulamaların amansız düşmanı olan ressam tam bir özgürlük içinde gerçeğe yeni bir görüntü getirdi. Ve bunu yaparken hiç kimseyi etkilemeyi düşünmedi. Bonnard, Vuillard ya da Valloton gibi genç ressamları her zaman eşitiymiş gibi gördü. / FRANÇOIS MATHEY:

Japon ressamlarının yapıtlarındaki belirtileri Lautrec bu sanatçıların yoksun olduğu çok büyük bir güç ve değerle kendi yapıtlarına yerleştirdi. Böylece doğal olarak afişle ilgilenme yoluna girmiş oluyordu. Baudry ve özellikle Cheret bu sanatın yolunu göstermişlerdi.

Henri de Toulouse Lautrec’in afişleri

Henri de Toulouse Lautrec çağdaş afişin yaratıcısı olacaktır.Lautrec’in afişleri öylesine büyük bir ” etki” yaratmıştı ki Yığınların Törelleştirilmesini amaç güden Erdem Derneği Lautrec’in yaptığı afişleri Puvis de Chavannes’ın ermiş Gerevie’in yaşantısından esinlenerek yaptığı bir tablonun çok büyük röprodüksüyonlarıyla örterek kapatıyordu. Başarı demekti bu.

lautrec afişleri

Bu olayla ilgili olarak 1896 yılında Maurice Maindron: “Müze sokaktadır ve henüz bu bir başlangıçtır” diye yazıyordu. Afiş sayesinde canlı sanatla halk arasındaki kesiklik bundan böyle ölüleri seçenlerin kafalarında bir değer taşıyordu sadece.