Yağlıboya Resimde Sis Nasıl Yapılır
Çok kere sis ve duman gibi şeyler görüşü zorlaştırır. Bazı yerlerin havası mesela İngiltere’de olduğu gibi sisleriyle sanayi, fabrikaları çok olan bazı şehirlerin havası da dumanları ile tanınmıştır. Bu dumanlı hava daha uzaklardan belli olur. Görülen şeylerin rengi, onların üzerine gelen ışığın geçtiği muhitin cinsine göre değişir. Kuvvetli ve parlak’ bir ışık altında tabiattaki renklerin daha, kuvvetli görüneceği yolundaki inanış tamamıyla yanlıştır. Mesela kırmızı bir sardunya çiçeğini parlak bir güneş altında koyalım; renginin yarı yarıya daha az kuvvetli göründüğünü derhal fark ederiz. Çok kere bir evler yığınını sarı, yüksek bir dağ tepesini de kurşuni bir cam arkasından görür gibi oluyoruz. Manzaralarda ki bu renk değişikliği günün türlü zamanlarına göre başka başkadır: sabahları kırlar sarımtırak, akşamları da kırmızı bir cam arkasında seyrediliyormuş gibidir. Işık en çok düz yerler üzerinde yayıldığından, böylece çıkıntılı ve köşeli yerleri de belirttiğinden, gölge ve yarım gölgeler resim üzerinden büyük yeri kaplar. Bu hal tabiatta renklerin parlaklığının azalmasıyla kendini belli eder.
Havanın rengi, uzaklara doğru şekil ve renkleri donuklaştırır, çok kere bir sis ve duman haline sokar. Çizgi ve renk perspektifi de buna göre değişir.
Sis Çizimi Nasıl Yapılır ?
Sis çizimi yapılırken. Arazi ve şekillerin tabiatta derinliğine sıralanıp gitmesi resimde ön plan, orta plan, arka plan dediğimiz sıralanmayı göz önünde tutmamızı gerektirir. Her hangi bir yere, bilhassa geniş ve açık bir manzaraya baktığımız zaman onu bize en yakın, biraz uzak ve nihayet en uzak kısımlar halinde görürüz. Ön plan, orta ve arka plan denilen sıralanma da işte budur. Manzaraları biz bu şekilde bir sıralanma içinde görürüz. Tiyatroda sahne dekorlarının hazırlanmasında ve dizilmesinde bu sıralanmadan, bu görüş ve görünüş kaidesinden faydalanılmaktadır. Bunun esası üç ayrı planı arka arkaya dizmekten ibarettir. Böylece seyirci, bulunduğu her hangi bir noktadan sahneye baktığı zaman, aslında birbirinden ayrı parçalar halinde dizilmiş bulunan bu dekorları birbirine bitişik ve bir bütün halinde görür.

Hava ve duman tabakaları da bu parçaları belli olmayacak şekilde birbirine kaynaştırır. İşte havanın bu özelliğini, şeküler görünüşü üzerinde yaptığı bu etkiyi resimde de hesaba katmak ve buna göre renkleri ve tonları birbirinden keskin sınırlarla ayırmamak lazımdır. Ayni ışık altında ve ayni uzaklıkta bulunan .nesneler, onlara bakan bir kimse için önde, ortada veya arkada bulunduklarına göre, ayni hava tesiri altında görünürler, onu arama çerçevesi (bak: sahife 28) bu yönden de uygun ve ahenkli motifler seçmemize yardım eder. Seçilen konunun işlenmesinde her zaman göz önünde bulundurulması gereken bir nokta da mesafe meselesidir. Mesela bir cami veya bir ağaç kar sisinde durarak resim yapmak ve bunları bütün yükseklikleriyle ön planda göstermek istediğimiz zaman ağacın hemen altında değil, dibinden itibaren boyunun iki misli kadar uzakta bir yerde durmalıyız.
Gökyüzü çizimi
Acaba resimlerde gök için ne kadar bir yer ayırmalıyız? Bu mesele bazı ifade imkanlarım arttırmak veya azaltmak bakımından çok önemlidir. Resimde ufuk çizgisini kağıdın tam ortasına koymak ve böylece resmi altlı j üstlü iki eşit parçaya ayırmak pek tavsiyeye değer bir yol değildir. Çünkü bu tarzda yapılmış bir resim can sıkıcı ve gerçeğe pek uygun olmayan bir ifade taşır. En iyisi ufku kağıdın ortasından ya yukarıda veya daha aşağıda göstermektir. Bu yolda bazen ipincesi bir toprak şerit üzerine koskocaman bir gök parçası konmak suretiyle nispetsiz işler de yapılmaktadır. Bu şekil de bir resim seyirci üzerinde ağır ve sıkıcı duygular uyandırır. Derinlik ve uzaklık tesiri yaratmak için düz bir arazi üzerinde genişçe bir gök resmedilir. Üzerinde parça beyaz küme bulutlar bulunan mavi bir gök çiçekli bir ilkbahar havasına uygundur. Dağların ve yapıların yüksekliğini belirtmeli istersek, bunları, üzerinde nispeten az bir gök parçası kalacak, şekilde resmetmeliyiz. Bunun aksi bir ifade yaratılmak istendiği zaman da ona göre gök kısmı daha aşağılara kadar yer alır.
Resimde boşluklar
Resimde huzursuzluk ve dağınıklık yaratacak kadar geniş boşluklar bırakmamak ve bunları kompozisyon bakımından gidermek lazımdır. Bu da ya o gibi yerlere şekiller koymakla yahut ta arka planın rengine uygun düşecek tarzda açık veya koyu bir renk bütünlüğü ile sağlanır. Manzara resimlerinde bu iş için gökteki parça parça bulutların araza* üzerine düşen gölgelerinden mükemmel surette faydalanabiliriz. Bu gölgelerin de yardı iniyle arazi kabartmaları, arazi şekilleri çok daha iyi belirtilir. Yalnız, bu gibi gölgeleri gelişi güzel vurmamalı Ve hava durumu bu gölgelerin varlığını tabii göstermelidir. Bulut gölgeleri kaskatı lekeler halinde değdi, bilhassa ön plandaki bütün gölgeler gibi, altındaki şekilleri kapatmayacak nitelikte hafif ve uçucu olmalıdır. Bunun için bu koyuluklar bütün’ resmi kaplanarak, daha ziyade, gölge düşen yerler üzerinde birer tül gibi durmalıdır.
Resimde Gölgeler
Resimde her zaman bu türlü gölgelerden faydalanmak gerekmez. Bazen bunun aksi olur, gök büsbütün kapalı bulunur ve sadece bir iki yerinden güneş ışıklan sızar. Bu ışık parçalan birdenbire şu veya bu yerin üzerine düşer ve mavimtırak bir kurşuni renkle örtülmüş bulunan o yerdeki her şeyi meydana çıkarır: evlerin duvarları parlak ve beyazlıkla göze çarpar, bunların üzerindeki kırmızı damlar parıldar, çimenlik yerler en parlak bir zümrüt yeşili içinde görünür. Buna karşı altın sarısı ekinlerle dolu bir tarla ile bunun yanında bulunan ve ağaçlarının gövdeleri tek tük kırmızı parıltılarla göze çarpan bir çam ormanı koyuluklar içinde kaybolmuştur. Fakat biraz sonra ışık bunların üzerine düşer ve bu sefer burası bütün parlaklığı ile meydana çıkar, öbür yerler gölge altında kalır. Tabiatın bu sürekli değişikliğini her zaman görebiliriz. Eski zaman ressamları ile şimdikiler arasında bu bakımdan da bir mukayese yapmak mümkündür. Tabiattaki bu renk değişikliği bize parlak, canlı ve fakat aldatıcı bir resim gibi görünür. Seyredilmesi hoş ve zevkli, fakat tespit ve resmedilmesi bazı çalışmalara bağlı bir resim.