BUGÜNÜN SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE
Sanat eğitimi, içinde bulunulan çağın sanatı üe ilgilenir. Bir çağın sanatı, başka çağlarm sanatından farklı özelliklere sahip ise o çağın kendine özgü sanat anlayışım öğreten bir eğitim sistemine de sahip olması gerekir.
Sanat dünyasının bize sunduğu yapıtları incelersek, sanat anlayışlarının her çağda değiştiğini açık olarak görürüz. Sanat anlayışları yalnız çağa göre değü memleketlere, milletlere göre de değişir. Mısır, Hitit, Mezopotamya, Yunan, Roma, Çın, Türk sanatları birbirlerinden çok farklı özellikler gösterdiği gibi, her memleketin her çağdaki sanatı yeni bir dünya görüşü içindedir. Yalnız Fransa’daki resim sanatı, 1850 den sonra çok değişik çehreler göstermiştir. Memleketimizde de durum aynidir. Yalnız Cumhuriyet devrimizde bile, mimarî olsun, resim sanatı olsun ayni görüşte çakılı kalmamıştır.
Şeker Ahmet Paşa çağında, resim sanatı başka görüşte, Çallı ve arkadaşlarının sanatı ise gene başka görüştedir. Çallı İbrahim’in öğrencileri olan «D» Grubu ressamlarının sanat anlayışı, hocalarından ne kadar farklıdır. Kaldı ki Çallı bu ressamlarımızın ayni zamanda hocası idi. Çallı’nın resim eğitimi ile, sonraları akademi öğretmeni olan öğrencilerinin eğitim anlayışı arasındaki fark, ressamlarımızca çok iyi bilinir.
Çallı ve öğrencilerinin eğitim anlayışı
Çallı’nın eğitimi yanlış anlaşılmış bir empressiyonizm ile natüralist bir görüşü amaç edinmişti. Öğrencilerinin eğitim anlayışı ise. Post empresyonizm ve kübist anlayışın bir karışımıdır. 1950 den sonra batı, ekol zihniyetini reddettikten sonra, ferdiyetçi bir laboratuvar araştırmasına yönelmiş ve bunun sonunda saf resim unsurları ile yapılan sentezleri değerlendirmeğe başlamıştı. Bu görüş, akademilerde benimsenince, modern form araştırmaları çalışmalara yeni bir pencere açmıştır. Öyleki bugün, çocukluk çağındakiler hariç batı memleketlerinde yeni, tamamen tasavvuri soyut bir çalışma, çağımız insanının iç dünyasının estetik belgeleri sayılmaktadır.
Sanatın bugün süratle enternasyonal bir sanat dili olduğu üzerindeki görüşler çağımız dünya anlayışının çeşitli vasıtalarla bütün dünyaya yayılmasından ve benimsenmesinden doğmuştur. Bu görüş AICA (Uluslararası Sanat Kritikçileri) VIII kongresinde de paylaşılmış bir görüştür. Buna rağmen bu yeni uluslar arası dil memleketlere göre mahallî bir özellik göstermektedir. Görülüyor ki, günümüz sanatının, kendine özgü görüşüne uygun bir eğitime sahip olması gerekmektedir. Bu eğitim anlayışı vardır ve gittikçe yayılmaktadır.
Doğa resmi ve Sanat eğitimi
Sanat eğitimine değinirken, çok kimselerin üzerinde önemle durdukları başka bir noktayı da açıklamak gerekir. Bugünün soyut resmini yapacak sanatçının muhakkak eski çağlarda olduğu gibi doğadan, figüratif olarak çalışması gerekli midir?
Eski çağlar sanatçılarının daima tabiat karşısında çalışmış olduklarını düşünmek yanlış olur. Tarihte öyle çağlar vardır ki, belli formüller içinde çalışılmıştır . Öyle çağlar da olmuştur ki, doğadan çalışmak bizzat krallar tarafından emredilmiştir. Bir çağın zevki, o devrin çalışma zevkini de göstermektedir.

Daha çok yakın bir zamanda expressionistlerin gözlerini doğadan ‘ tamamen uzaklaştırdıkları bir gerçektir. Günümüz sanatçılarının artık tabiat karşısında çalıştıklarını gören var mıdır? Bugün plâstik sanatlardaki renklerin doğada olduğunu iddia etmek kimin elindedir. Bu soyut dünya yolunun doğadan geçtiğini iddia etmek her zaman için mümkün olamaz. Ama aşırı bir görüşle doğadan hiç faydalanılamaz demek de doğru olmaz.
Sanat bir anlayıştır. Tasavvuri bir anlayıştır. Bu anlayışın doğa ile hiçbir şekilde ilgisi yoktur. Bugün eğer tabiattan bir çalışma yapılıyorsa bu, tabiattan bir sanat eseri çıkarmak için değildir. Bu bir intibak kabiliyeti kazanmak için bir çalışmadır. Yani tamamen teknik bir husustur. Bir nevi yaza tekniğini öğrenmek gibi bir şeydir. Herhangi bir şeyden, bir sanatçı tasavvuru çıkarmak; işte problem burada yatar. Bu görüşün yalnız tabiattan çıktığını iddia etmek, sanat tasavvurunun hiçbir kaba sığmadığını bilmemek olduğu gibi, sanat tarihinin, kısacası birçok ülkelerin bize sunduğu değişik yapıtları anlamamak olur. İşte bu değişik sanat yapıtlarının değişik bir dünya görüşünden doğduklarını, bunların ortaya çıkmaları için o devir dünya görüşünü dile getiren sanatın nasıl öğretileceğini gösteren eğitim sistemleri vardır.
Şunu da bilmek gerekir: Sanatta doğayı gözlem vardır. Gözlem de sanatçıya izlenim sağlar. Fakat sanatçı için önemli olan doğanın desen haline getirilmiş izlenim şeklidir. Ve sanatçıya heyecan veren de kendi tarafından olan idrak şeklidir. Bu izlenim, bugün soyut bir tasavvura ait olmaktadır. Yani sanatçı iç doğasının bir izlenimini tesbit ve kompoze etmektedir. Eğitim de, bu iç doğayı gün ışığına çıkaracak yolu amaç edinmektedir.