Sümer sanatı

Bu yazımızda Sümer sanatı hakkında bilgi vereceğiz.Sümer sanatı özellikleri ve Sümer sanat eserleri konusuna değineceğiz.

Doğunun tarihi üzerine gölge salmış bulunan Bâbil, bizim için bugün harap bir kıyıda toprak yığınlarından ibarettir. Sümer mimârisi yok olmuştur. Balçıktan yapılmış olan o saraylar, o mâbedler eriyip tekrar çamura dönmüştür. O harikulâde diye anılan yapılardan yıkıntıdan başka bir şey kalmamıştır. Lâkin bu durum merakımızı coşturmuş, büyük bir ihtirasla yürütülen kazılar meydana birçok eserlerin çıkmasını sağlamıştır. Böylelikle o sönmüş medeniyet merkezleri üzerinde edindiğimiz düşünce daha derin olmuştur.

sümerlerde sanat akbabalar anıtı dikilitaşı

Akbabalar anıtı. Parça. A. M. Ö. 2900. Kalker. Yüksekliği 1 m. 88. Tello’da bulunmuştur. Sümer sanatı eseri Anıtın parçalarından terkip edilmiş. Birinci yüzü: Lagaş Kıralı Ennatum’un Umma şehrine yaptığı seferi canlandırıyor.  «pençeleri arasında iki arslanı tutan arslan başlı Kartal» dan tamlan şehrin Tanrısı Ningirsu, ağı içine hapsettiği esirlerin kafalarını kırmaya hazırlanıyor ( Louvre )

Mezopotamya tarihi çok karışıktır. Orada kaynakları şüpheli, meçhul birçok milletler yaşamış ve ölmüştür. Karanlık birçok yüzyıllar bu milletlerin gelişmesini parçalamaktadır. Kimi vakit coğrafî merkezler bile tesbit edilemiyor.

İlk önce kuvvet ve zenginliğin, Doğu’dan gelmiş bir ırk olan Sümer’lerin hakim olduğu Güney Mezopotamya’ya Lagaş’a ve Ur şehirlerine yerleşmiş olduğu görülüyor. Ondan sonra sırasiyle iktidar Sami ırktan olan Akatlara, tekrar Sümer’lere, Bâbillilere, geçici olarak Hitit’lere, sonra Asur’lara ve en son Med’lere geçmiştir.

Tarih derslerinde bu konuda bilgi verildiğinden konuyu siyasî olaylar bakımından derinlestirmiyor sanat alanına dönüyoruz

Sümer sanatı tarihi

Asırların kahrile Mezopotamya şehirlerinde bütün anıtlar yıkılmış ise de girişilen kazılar bize Mezopotamya mimarlığı ve plâstiği hakkında genel bir görüş verecek yeter bilgiyi sağlamış bulunmaktadır. Bunların mimarlığı Mısırlılarınkinden ayrı idi. Yapı sistemi iklimin icabı bir tuğla mimarîsi idi. Bu volkanik arazide taş yoktu. Taşı Kuzeyin dağlarından getirmek lâzımdı. Buna karşılık balçık yoksulluğu önlüyordu. Yazın 40-50 derece sıcaklık, yoğurulmuş çamuru kurutmaya yetiyordu. Hattâ senenin bir ayı «Tuğla ayı» tanınmıştı. Bu küçük ölçüde kesilmiş olan tuğlalar kurutuluyor, ziftle, bitum ile karıştırılarak büyük binalar meydana getiriliyordu.

Dışarıya açılmış pencereler dar mazgal delikleri idi. Esasen açıklıklar mimarînin gücünü azaltmaktan başka bir şeye yaramıyordu. Halbuki burada yapıdan istenilen en önemli vazife; için  de oturanları ışığa ve sıcağa karşı korumaktı. Açıklık ise bu vazifeye engel olmakta idi. Çatı orada şimdi kullanıldığı gibi idi. Bazan tahta da lâzım oluyordu. Lâkin İrak’ta tahta hemen hemen yok gibi idi. Bu yüzden saraylarının büyük çatısı için İran hükümdarları son zamanlarda Lübnan ormanlarını işletmeye lüzum görmüşlerdir.

Alçak kabartmalardan anlaşıldığına göre Sümer’lerle, Asurlular kubbeyi kullanmışlardır. Bu kubbe; çapları gittikçe küçülmek şar- tiyle birbiri üzerine yuvarlak sıralanmış tuğlalarla kolayca yapılmakta idi.

İşte bu kolaylıklar yüzünden pişmiş balçıktan yapılmış olan mimarî pek çabuk gelişerek sürüp gitmiştir. Romalı’lar, daha sonraları Hıristiyanlar ve Müslümanlar, kiliselerinde, camilerinde, Asya kubbesini benimsemişlerdir.

Sümer Sanatı Özellikleri

Sümer Mabedi Ziggurat

sümer sanat eserleri ziggurat

Eski yazılar ve bazı harabeler orijinal dinî bir mi- Dİ: ZİGGURAT. marîyi, Herodot’un anlattığı meşhur Ziggurat’ı tasarlamamıza imkân verir. Bu mâbed; dikdörtgen şeklinde, tepesine meyilli bir yoldan çıkılan sekiz katlı bir piramid idi. İçinde odalar vardı, ihtimal ki en üst kata Tanrı’nın mihrabını yerleştirmişlerdi. Ve ihtimal ki sihirbazlar bu yükseklikten yıldızları daha iyi inceliyorlardı. Eskilere göre Ziggurat’lar Mısır’ın büyük piramitken kadar yüksekti. Ninuva yakınında bu cinsten bir kulenin üç katı keşfolunmuştur. Fakat bu katların yüksekliği bir ölçü olarak alınırsa mâbed 40 metre den fazla yükselemez.

Sümer Heykel Sanatı

Tello ile Sus’daki kazılarda bulunan birçok yontulmuş taşlar ve alçak kabartmalar ( meselâ Louvre’daki «Akbabalar Stel’i ») çok önemlidir. Zira Milâddan üç bin sene önceye ait bir âlemin hayalini gözümüzün önünde canlandırmaktadır. Bunlar realist olmakla beraber kimi vakit icra bakımından tamamiyle saftırlar. Bu figürlerde realite Mısırda olduğu gibi uslûbun inceliğine veya asâletine bağlı değildir.

Sümer heykel sanatı ve tarihi olaylar

Tarihî olaylar bu eserlerde büyük bir canlılık ile anlatılmıştır. Askerlerin akbabalar tarafından parçalandıkları görülmektedir. Sus’da bulunan Louvre müzesindeki başka birstel Kıral Naram – Sin’in dağlarda düşmanlarını kovalamasını göstermektedir. Artık bu sefer heykeltraşın sanatı tecrübesiz değildir. Müsbet ilim kadar gerçeği ifade edebilmektedir. Bu manzara bir insan avını gösterir. Kıral boynuzlu bir başlık giymiş bütün haşmetiyle, yenilmez adımlarla ilerliyor. Erler burunları havada nerede ise uçup kaçmış olan avlarının kokusundan izlerini bulmaya çalışmaktadırlar.

sümer sanatı sümer heykelciği

Sümer heykelciği (SOLDA) M.Ö XXX Asır başlangıcı.Sümer heykelleri hatıra için yapılmazdı.Tapınaklarda heykel sahibinin yerine dua etmek ile görevli idi.Figür ayakta ibadet duruşundadır.Elleri göğüste kavuşmuştur.Elbise kumaştan basit bir etektir.Sümerlerin boy ölçüsü kısadır. (Louvre)

 

 

Sümer Sanatı Eserleri

Kral Gudea’nın Heykeli

sümer sanatı kral gudea heykeli

Asyalılar başka milletlere bakılırsa daha az heykel bırakmış olduklarından bulunan eserlerin kıymeti daha fazladır. Bunlarda da tıpkı Mısır’da olduğu gibi sanatçılar hayatı ifadeye çalışırken ilk önce geometrik nizamlara, maddenin sertliğine bağlıdırlar. Hayvan adalelerini o kadar ustalıkla ve ince bir tarzda ifadelendiren bu heykelciler, insan gövdesini sert bir kılıf içine sokmuşlardır. Canlı şekil yalnız göğsün, kolların tam yapılmasında göze çarpar. Ellerin, ayakların parçalarını, derinin buruşukluklarını bile belirtmek için sert taşları yontmaktan çekinmezler. Traş olmuş, kısa yüzlü başlar ise yünden örülmüş sanılan külahlarla örtülüdür. Vücudun iri kemikli çatısı bu portrelere kudretli bir eda verir. Oturmuş Gudea heykeli kocaman kafasını omuzları üzerinde dimdik tutar. Bu çehredeki gözler sanki zamanın akışıseyretmektedir.