Barok Mimarisi, Mimarlık Sanatı
Barok Mimarisi, bu dönemin devlet ve kilisesinin mutlak egemenliği yapılarda, özellikle saray ve kiliselerde görüldü. Sarayın gösterişli büyüklük duygusu, özellikle saray yapısında simgeleniyordu. Barok yapının mimarı, gösterişi, büyüklüğü, abartılı olanı, bol süs öğesini, krallığın egemenlik hususundaki eşsizliğini yansıtacak ölçüde planlıyordu. Kalabalık gösteriler ve eğlenceler için, büyük, görkemli salonlar, kralın geniş maiyeti için yüzlerce oda, mimarın programına giriyordu. Ayrıca yapının süslemesi gereği, tüm plastik sanatlar, mimarinin âdeta emrine veriliyordu.
Barok Mimarisi, yapıların dış ve iç duvarları tabandan tavana değin süslemeler, resimler ve heykellerle donatılıyor ve salon tavanları ya da kubbeler, göğe açılmış pencereler gibi, bulutlar ve gökte dolaşan ya da uçan figürlerle doldurulmuş kompozisyonlar haline getiriliyordu. Kısacası yapı içi, aldatıcı resimlerin mekânları ile genişletiliyordu. Ayrıca boya, heykel ve stuk süslemelerine ilişkin öğelerle sahte, yapmacıklı bir dekor, gerçek mimariyi âdeta ortadan kaldırıyordu. Yapımın planı, girintili çıkıntılı bir hale getiriliyor, oval kubbeler ve dolambaçlı merdivenler bunlara ekleniyordu. Ayrıca görkemli boyutlara ulaşan saray yapısının, özellikle arka kısmına uçsuz bucaksız bahçeler ekleniyordu.
Kilise yapısı da saray gibi aşırı bir süslülüğe boğuluyordu. Yapının yangemileri, eski bazilikadaki uzun dikdörtgen biçimini yitiriyor ve parçalı nişler haline geliyordu. Kilise ortagemisinin ve çaprazgemi kanatlarının üzerine konan oval kubbeler de, eski bazilikal sistemi tamamen ortadan kaldıran başka bir plan yaratıyordu. Kısacası, Rönesans’ın merkezi, kubbeli mimarisi de ortadan kalkıyordu. Mimar olarak, yapının duvarlarını nişlerle parçalıyor ve girintili çıkıntılı bir duvar sistemi ile önyüze de aşırı kabartılı biçimlemelere sahip kuleler ekliyordu. Barok Mimarlık ayrıca yapıya oval kubbeli bir bazilika planı veriyordu.
Barok Mimari İspanya Yansımaları
Barok mimarlık İspanya’da da gelişti. Ancak bu ülkenin eski efendileri olan Araplardan kimi yapı süslemeleri ile Gotik hatta eski Meksika ve Peru’dan alınan örgelerden oluşturulmuş bir dekorasyon (Churriguerisme), bu Akdeniz yarımadasının barok yapılarına değişik bir giyim de sağlamıştı.
Almanya’da Barok Mimarlık Sanatı
Barok Mimari Alman toprağındaki gelişimi daha çok Alpierin hemen kuzeyindeki ülkelerde oldu. Borromini’nin planı geliştirilerek yerel bir biçime sokuldu. Johann Michael Fischer ve Fischer Von Erlach gibi mimarlar, transept (çaprazgemi)- ortagemi kavşağında oval bir kubbe ile merkezi sistemli sayılabilecek yatay planlı bir kilise yapısı gerçekleştirdiler, Baltasar Neumann, Lucas Von Hildebrandt da kilise, manastır ve saray yapısında önemli yerli değişiklikler yaptılar.
Barok Mimari Akımı Fransa’da Gelişimi
Ancak, Barok Mimarisi saray mimarlığındaki öncüler Fransızlar oldular. Bu hususta İtalyan mimarların bir katkısı olmadı. Yalnız Rönesans’ın ünlü mimarları olan Alberti, Palladio ve Vignola’nın Barok saray yapısını etkileyen kuramları, Fransızlar gözden uzak tutmadı. Paris’te mimarlık sanatının öğretildiği Academie de l’Architecture’de bu Rönesans mimarlarının görüşleri özellikle benimseniyordu, öyle ki. 1665 de XIV. Louis, Louvre’un inşaatını sürdürmesi için İtalyan Lorenzo Bernini’yi çağırdı. Ancak bu heykelci mimarın yaptığı planı hem kendisi, hem Fransız mimarlar beğenmediler ve hatta ona karşı cephe bile aldılar. Bunun üzerine Fransız mimarı Claude Ferrault’un planı, saraya eklenmeğe başlandı. Bu plan, Fransız Mimarlık akademisinde öğretilen Rönesans akılcılığına dayanan bir sadeliğe sahipti. Bu nedenle Fransızların barok üsluptan çok klasik bir sadeliği benimsedikleri anlaşılıyordu.
İngiltere’deki Barok Yapılar
İngilizler de Fransızlar gibi aynı klasisist sadeliği benimsediler. İngiliz barok döneminin mimarı Sir Christopher Wren, Palladio’nun prensiplerini benimseyerek İngilizlere özgü soğuk soyluluğun gereksinimlerini karşılayan bir plan geliştirdi. Palladio’nun bahçeli ev tipi, soylu ingilizlerin kır evi planına yeni bir çehre kazandırdığı gibi, doğal manzara etkisindeki “İngiliz Bahçesinin gelişmesine de yardımcı olmuştu. Bu bahçe anlayışı, Fransız saraylarının arkası ve önündeki simetrik, labirent biçimli, traşlı ağaçlardan oluşturulmuş barok parkından tamamen ayrılıyordu.
Kent dışında gerçekleştirilen barok mimarisi saray ile kent içinde inşa edilmiş Rönesans sarayı, birbirlerinden tamamen farklı bir plana sahipti. Rönesans sarayının gösteri yeri, ortasındaki avlu idi. Saray yapısının bu nedenle dışa bakan yüzü değil, içe bakan yüzü önem kazanmıştı. Bu nedenle de Rönesans avlusuna “Onur Avlusu” deniyordu. Yapının da merkezi, bu avlu idi. Bu yapı dışa kapalıdır ve yalnız saray sosyetesine aittir. Oysa barok saray, dışa gösteriş için yapılmıştır, örneğin Versailles Sarayı’nın dış ön bahçeye açılan yüzü çok süslüdür ve uzunluğu da 576 m. dir. Yapı, içinde 10.000 insanın yaşayabileceği büyüklükte yapılmıştır. Barok sarayların arka tarafında kırlara doğru uzanan tarhlar halinde, havuzlu, heykellerle süslü ve geometrik planlı bir bahçe yer almaktadır. Bahçenin içinde kenarları heykellerle süslü fıskiyeli havuzlar da büyük bir itina ile yapılmıştır ve buraları saray sosyetesinin gezinti yaptığı yerlerdir.
Barok Mimarisi Sarayları
Barok sarayların ayrıca tekne-tavanlı geniş kabul salonları, üst katlara çıkan çift yönlü, geniş merdivenleri vardır ve tüm görkemlilik, sarayın mutlak simgesi olarak göz önünde tutulmuştur. Yapı içinde ve dışında plasterler, sütunlar ve gömme sütunlar, renkli mermerlerden gerçekleştirilmişlerdir. Mermer olmadığı zaman da stuk tekniği ile yapılmış mermer taklidi öğeler yapıda kullanılmıştır. Altın yaldız da israf edilircesine her yerde uygulanmıştır.
Barok Mimari Saray Versailles’in Planı
Versailles’in planı, Almanya topraklarındaki küçük eyalet devletlerinin sarayları ile Avusturya’daki saray yapılarında da benimsenmiştir, örneğin Münih’te Nymphenburg. Stuttgart’ ta Ludvvigsburg, Berlin’de Potsdam, Karlsruhe, Hannover ve Dresden Sarayları gibi. Ayrıca Viyana’da Schönbrunn ve Luca von Hildebrandt’ın Prens Eugen (Türkleri 2. Viyana kuşatmasında bozan) için inşa ettiği Belvedere Sarayı da, gene Versailles örnek alınarak yapılmıştır.
Ancak, özellikle Avusturya ve Güney Almanya’daki saraylarda kitaplık için ayrılan mekan, temsil edici bir görkemliliktedir. Burası, sarayda oturan kişinin esprili konuşabilmesi, kültürlü görünmesi için önem taşımaktadır. Sarayın odaları 1700 yıllarına doğru diğer iç ve dış temsil edici yerler gibi tamamen süslenmeğe başlamıştır.
Barok’un Son Dönemi Rokoko
Barok’un son dönemini içeren Rokoko‘da, duvarlar ve tavanlar “Rocaille” denen midye kabuğu biçiminden esinlenmiş bir süsleme örgesi yanında, kabartma olarak biçimlenmiş meyveler, çiçekler ve salkımlarla süsleniyordu. Ayrıca asimetrik bir duvar düzeni de benimsenmeğe başlanmıştı. Duvarlara bol yapraklı ağaçlar arasından bakan hayvan resimleri yapmak da moda haline gelmiştir. Rokoko döneminde yapılan küçük kasırlara Eremitage Ya Da Sanssouci gibi adlar verilmiş ve çok sevilmiştir.
Barokun son aşaması olarak değerlendirilen Rokoko ile Roman sanatından bu yana olan üslupsal gelişim, yani arkaik, klasik ve barok üslup aşamaları biter ve böylece tüm monarşik dönemlerin tarım ekonomili sanatları son bulur. Çünkü 1789 Fransız İhtilâli yalnız Avrupa barok saray saltanatını sona erdirmez, aynı zamanda parlamenter, endüstriyel ekonomili bir yeni çağı da başlatır. Hatta böylece mimari, resim ve heykel sanatlarına ait büyük üsluplar dönemi de son bulur.





