Anna, Meryem ve Çocuk İsa

Anna, Meryem ve Çocuk İsa; bu üçlü grup bir bütünlük şeklindedir. Böyle dar bir mekân içine üç kişiyi sıkıştırmak zorunda kalan Leonardo garip bir vasıtaya başvurmuş, Meryem’i anasının dizleri üstüne oturtmuştur. Bu tuhaf durum onun, insan vücudunda gösterdiği eşsiz ustalık ve üstünlük ile ancak tabii görülebilirdi. Anna, Meryem ve Çocuk İsa

Anna’nın başı grubun üzerindeki mekân içinde yalnız durmaktadır; baş üzerindeki tül sivri bir tepe, ehramın tepesini vücuda getiriyor. Matematikçi Leonardo hiçbir noktayı unutmamıştır. Bir diyagonal, tablonun sol köşesinden sağ alt köşesine doğru sol kolu takip ederek, çocuğun başından ve kuzunun sır-tından geçerek üçgenin tabanına kadar inmektedir, öbür tarafla beriki kadar belirgin başka bir diyagonal, Anna’nın omuzundan, Meryem’in mantosundan ve kalçaları etrafında toplanan büklümlerden geçerek teşekkül ediyor.

Meryem’ in çabalayan çocuğa eğilmek için ansızın yaptığı hareket, tabloda diyagonallerin çapraz düştüğü noktaya rastlıyor, uzanan kolların geniş hareketini başın eğilişi karşılıyor. Bacakların paralel oluşu, küçük İsa’nın kolu, hatta kuzunun kıvrılan kuyruğu ile beliren hareket, tablonun ritmini vücuda getirmektedir. Bu tabloda rastgele konulmuş hiçbir şey yoktur. Soldan sağa doğru olan şiddetli hareket, karşılığını sağdan sola doğru giden harekette, Anna’nın dirseğindi bulmaktadır. Van Gogh

Anna, Meryem ve çocuk İsa

Anna, Meryem ve çocuk İsa. Bu üçlü grup bir bütünlük şeklindedir. Böyle dar bir mekân içine üç kişiyi sıkıştırmak zorunda kalan Leonardo da Vinci garip bir vasıtaya başvurmuş, Meryem’i anasının dizleri üstüne oturtmuştur.

 

Anna, Meryem ve Çocuk İsa Tablosu Manzaradaki Sanatsal Ayrıntılar

Manzaranın cansız bir dekor olmaktan çıktığını, iç hayatın bir yankısı, hare-ketlerdeki ritmin bir devamı olduğunu bu tabloda bütün derinliğiyle görürüz. Gerideki tepeler dalgalı vadinin üzerinde, öndeki ehramın tekrarlanışı olarak beliriyor. Tablonun üst sağ köşesindeki ağaç, dikkati gerideki belli belirsiz manzaralardan üçlü gruba çeken, aynı zamanda Meryem’in göğsündeki beyaz lekeyi değerlendiren gerekli bir denge unsurudu! Bu suretle ağacın tablo içinde nasıl canlı bir görevi olduğu anlaşılıyor.

Leonardo’nun eserleri arasında en’ ölçülü, en tartılı, en düşünülmüş olanlarından biri bulunan bu kompozisyon, başka herhangi bir ressamın ellerinde, kuru bir şema, cansız, hendesi bir plan olmaktan ileriye gidemezdi. Oysa burada kendimizi bizim gibi yaşayan varlıklar, hayatla taşan, üzerlerinden hayat nefesin iri bir rüzgâr gibi geçtiği, kadife omuzlu, dolgun gerdanlı kadınlar karşısında buluyoruz. Madonna’nın uzun ve nemli gözleri sevgiyle doludur, tebessümünde ana şefkatinin sonsuzluğu titriyor. Onun üstünde, göz kapaklan arasından, görünmeyen bir ışık gibi sızan bakışlarıyla Anna’yı, Meryem’in anasını görüyoruz.

Anna, Meryem ve Çocuk İsa

Anna’dan Bir Detay

Anna, Meryem ve Çocuk İsa Tablosu Neyi Anlatıyor

Tablonun hendesi düzeni bizi Anna’nın şefkat, merhamet duygularına bürünen o esrarlı tebessümüne götürmek için vücuda getirilmiş gibidir.

Leonardo, matematik bir kesinlik içinde figürlerine verebildiği bu ruh derinliğini, keşfettiği ve hiçbir ressamın kendisi kadar sahip olmadığı erimiş bir modle’ye borçludur. Bunu koyu renkler ve gittikçe azalan hafif aydınlık içinde yapmaktadır. Bu tarz, ince, yumuşak ruhuna da uygundur. Onun ruhu, adalelere tümseklik vermekten korkmayan, çıplak vücutları ceviz çuvallarına döndüren Pollaiolo gibi teşhirci ressamların zevk aldıkları o çıkıntılardan, o sertliklerden hoşlanamazdı.

Anna, Meryem ve Çocuk İsa

Meryem ve kedi ile Çocuk İsa için çalışmalar, 1478-80 civarı, mürekkep kalem, Musee Bonnat, Bayonne, Fransa, 22,8 x 16,5 cm. Bu çizim, Azize Meryem ve kediyle oynayan ya da kediyi tutan çocuk İsa üzerine yaptığı altı çalışmadan biridir.

Da Vinci’nin Anna, Meryem ve Çocuk İsa Tablosunda Kullandığı Resim Teknikleri

Leonardo, tatlı ve sevimli manzaraların, akıcı ve rahat konturların âşığıydı. Bir şeye çarpmaktan hoşlanmayan duygunluğu yalnız okşanmaktan hoşlanırdı. İşte bu doğuştan inceliktir ki ona kendisinden önce hiçbir ressamın görmediği şeyi, birbirine en yakın eşya arasında bile bir hava tabakasının bulunduğunu, bu hava tabakasının, gözlerimizle en uzak eşya arasına girince, o eşyaya mavimtırak bir renk verdiğini göstermiştir, ön, orta ve arka planlan birinden diğerine fark olunmayacak derecede geçişi göstermek için tonların devamlı surette hafiflemesi gerekir. Bu ise koyu kısımları çok karartmakla, tam gece ile tam gündüz arasına ışık-gölgenin yüzlerce nüansını koymakla ancak mümkündür.

O gittikçe azalan gölgeler, o gölgeler içindeki sonsuz değişmeler, eşyaya sertliklerini kaybettiren, onları yuvarlaklaştıran, eriten, o ıslak renkler karşısında ruhu bir hülya kaplamaya başlar. Veli Yohanna’ya bakınız; tamamıyla gölgededir. Yalnız ışıktan ince bir çizgi elinden koluna gitmektedir. Üçlü gruptaki küçük İsa’nın yalnız bir omuzu, bir yanağı, bir şakağı akıcı siyahlıktan meydana çıkmaktadır.

Leonardo da Vinci‘nin Dehası

Leonardo büyük, bir müzisyendi. Belki de rengin bu ustaca hafifletilmesinde ve şiddetlenmesinde, aydın-gölgenin insanı hayal içinde bırakan cazibeli, belirsiz büyüsünde, yüksek musiki eserlerine benzeyen bir şey vardır.

Leonardo’nun eserlerindeki figürlere büyük bir ruh zenginliği veren şey, o figürlerin pek az etli oluşudur. Onun figürlerinde, hayvani hayata işaret eden bir beden gelişimi görülmez. Bedenler incedir, hele çehrenin sırf hayvani hareketlerle ilgili olan kısımları mümkün olduğu kadar hafifletilmiştir. Dudaklar çok ince, üst dudaklar çok dardır, çene ufaktır, çoğu zaman da ince uzundur. Bu çene, Yunan heykellerinin rahatı ve gücü gösteren geniş çenelerinden çok farklıdır. Ruhu aksettiren gözler, mümkün olduğu kadar iridir.

Leonardo’nun eserlerinde renkler pek parlak değildir; beden tutkularının işaretleri olan kırmızı ve pembe renkler hemen hemen yok gibidir.

Bütün figürler, adeta cismi eriten, ruhanileştiren gölgeler içindedir. Ressam gölgeye, alaca karanlığa olan sonsuz sevgisini şu sözlerle ne güzel belirtir: Akşamüstü, kapalı havalarda, sokaklardan geçen erkeklerin ve kadınların yüzlerine iyi bak! Bu yüzlerde nasıl bir çekicilik ve tatlılık vardır, o zaman anlarsın.

Leonardo’ya göre en tatlı güzellik akşamdan gelir; çünkü şiddetli ışık tatsızdır, çok gölge görmeye engel olur; her ikisinin ortası iyidir.

Gölgeye olan bu sevginin canlı akislerini, özellikle üçlü Grupta, Mağaradaki Meryem’de, Veli Yohann’da, Gioconda’da görmüyor muyuz? Bir dumanın havada eriyişini andıran ışık – gölge oyunlarıyla bütün biçimler model edilmiştir.

Leonardo’nun eserlerindeki gölgeleri bütün hayatında da görürüz. Gölgeler hayatına akmış gibidir. Yaşayışındaki özellikleri herkesten kıskançlıkla saklaması belki de gölgeye olan bu sevgisinden ileri geliyordu.

Baudelaire’in, sayılı meşalelerden biri olarak gördüğü Leonardo, eşsiz sanatı ile karanlıkları aşarak zamanımıza kadar gelmektedir. Büyüklüğü eserin sayısında değil, tesirin deriliğinde arayanlar için Leonardo’nun sanatından daha büyük sanat olamaz. Gerçek sanat hayatını, yatışmak bilmeyen bir tecessüs, yorulmayan bir sabır ve ısrar, sürekli bir uyanıklık ve engin bir ilim sentezi sayanlar için de gene Leonardo’nun hayatından daha örnek bir hayat düşünülemez.