Paul Klee (1879 – 1940)

En sınırlı, sadece ölçüyle belirlenen çizgidir.  Paul KLEE

Paul Klee 18 Aralık 1879 tarihinde Bern’de doğdu. Bavyeralı olan babası bu kentin yakınındaki Münchenbuchsee müzik okulun da öğretmendi. Keman çalmayı Paul’a babası öğretti. On sekiz yaşına taştığı zaman annesiyle babası hangi yolu seçeceğini sordular.

“Müziğin bana ihtiyacı yok” dedi Paul. “Müzik mükemmelliğe erişti. Ressam olacağım çünkü resim henüz gerektiği kadar gelişmedi…”

Bunun üzerine ailesi Paul’ü resim eğitimini yapması için Münih’e gönderdiler. Klee güzel Sanatlar Okuluna yazıldı. Bu arada bir konserde tanıştığı Lily Stumpf’a kur yapmaya başladı. Lily çok iyi bir piyanocuydu.

Güzel Sanatlar Okulundaki öğretmeni Stuck yetersiz bir eğiticiydi. Klee resmin gerçeği olduğu gibi tuale aktarmak olmadığını kısa süre içinde anladı. Resim daha büyük, daha gerçek bir şeydi… Münih yılları araştırma ve inceleme yıllarıdır. Genç ressam gelecekteki yapıtlarının temelini burada kurmaya başlamıştır. Klee o yıllarda: “Modelin içine kadar’ girmek istiyorum, kalbine kadar sokulmak istiyorum” diye yazar.

Ama ressam Henila bunu başaracak yetenekte değildir. Evet, birinin kalbine kadar sokulur ama bu Lily’nin kalbidir ki genç 1906 yılında evlenirler. Daha önce Klee İtalya’ya, Paris’e geziler yapmış, müzeleri dolaşmıştır. Ama hiç bir genç ressamla ilişki kurmamıştır.

Paul Klee Little Painting Of Fir Trees Köknar Ağaçları Çizimi 1922

Paul Klee Little Painting Of Fir Trees Köknar Ağaçları Çizimi 1922

 

Evlilikten Sonra

Evlendikten sonra Klee yeniden çocukluğunun burjuva çevresine döndü. Geçinebilmeleri için Lily piyano dersleri vermek zorunda kalmıştı. Klee bir yandan resim yaparken bir yandan da çarşıdan alışveriş̧ yapıyor ve mutfak işleriyle uğraşıyordu.

Sıkıntı ve zorluk içinde geçen bu yıllar boyunca birçok başarısızlığı sineye çekmek zorunda kaldı. Ama umutsuzluğa kapılmadı. Çalışmalarını sürdürdü. Her zaman yeni, her zaman sınır sız biçimlerin peşinde koşarak ortaya çıkardı.

Daumier’nin ve Belçikalı James Ensor’un “expressionnisme”ni bu yıllarda inceledi. Münih’te bir galeride sergilenen “İmpressionniste’lerin tabloları onu çok etkiledi. Lautrec’in, Manet’in, Van Gogh’un yapıtları karşısında coşkuya kapıldı. Ama asıl sarsıntıyı bir sergide gördüğü Cezanne’ın sekiz tablosunun karşısında geçirdi. Bu serginin izlenimini Klee şu satırlarla belirtiyordu: “ İşte benim için ustanın ta kendisi. Van Gogh’tan daha çok şey öğretiyor insana Cézanne.”

1911 yılının sonunda Münih’teki ilerici ressamlar Kandinsky’nin ön ayaklığı ile “Mavi Atlı” adı altında bir topluluk kurarak belli bir resim anlayışına doğru yöneldiler. Klee bu dönemde Paris’e giderek Fransız ressamı Robert Delaunay ile ilişki kurmaya karar verdi. Paul Klee’den daha genç olan Delaunay de Kandinsky gibi “non-figuration”un en güçlü temsilcilerinden biriydi. Bu iki ressam Klee’nin sanatında doğrudan doğruya büyük bir etki yarattılar.

 

Paul Klee Warning Of Ships Gemilerin Uyarısı Arthipo

Paul Klee Warning Of Ships Gemilerin Uyarısı 1917

 

Tunus Tatili

Lee 1914 yılında karisiyle beraber Tunus’a gitti. Paskalya tatilini geçiriyorlardı orada. Hayal kuruyordu Klee. Sanatıyla ilgili birçok çıkmazları orada çözümledi. Bu dönemle ilgili olarak da Güzel Sanatlar Okulundaki öğretmeni Stuck yetersiz bir eğiticiydi. Paul Klee resmin gerçeği olduğu gibi tuale aktarmak olmadığını kısa süre içinde anladı. Resim daha büyük, daha gerçek bir şeydi…

Münih yılları araştırma ve inceleme yıllarıdır. Genç ressam gelecekteki yapıtlarının temelini burada kurmaya başlamıştır. Klee o yıllarda: “Modelin içine kadar girmek istiyorum, kalbine kadar sokulmak istiyorum’’ diye yazar.

Ama ressam henüz bunu başaracak yetenekte değildir. Evet, birinin kalbine kadar sokulur ama bu Lily’nin kalbidir iki genç 1906 yılında evlenirler. Daha önce Klee İtalya’ya, Paris’e geziler yapmış, müzeleri dolaşmıştır. Ama hiç bir genç ressamla ilişki kurmamıştır.

Evlendikten sonra Klee yeniden çocukluğunun burjuva çevresine döndü. Geçinebilmeleri için Lily piyano dersleri vermek zorunda kalmıştı. Klee bir yandan resim yaparken bir yandan da çarşıdan alışveriş yapıyor ve mutfak işleriyle uğraşıyordu.

Sıkıntı ve zorluk içinde geçen bu yıllar boyunca birçok başarısızlığı sineye çekmek zorunda kaldı. Ama umutsuzluğa kapılmadı. Çalışmalarını sürdürdü. Her zaman yeni, her zaman sınır sız biçimlerin peşinde koşarak ortaya çıkardı.

Expresyonistler (Dışavurumcular)

Daumier’nin ve Belçikalı James Ensor’un “expressionnisme”ini bu yıllarda inceledi. Münih’te bir galeride sergilenen “impressionniste’’lerin tabloları onu çok etkiledi. Lautrec’in, Manet’in, Van Gogh’un yapıtları karşısında coşkuya kapıldı. Ama asıl sarsıntıyı bir sergide gördüğü Cézanne’in sekiz tablosunun karşısında geçirdi. Bu serginin izleniminiPaul Klee şu satırlarla belirtiyordu: “ İşte benim için ustanın ta kendisi. Van Gogh’tan daha çok şey öğretiyor insana Cézanne.”

3911 yılının sonunda Münih’teki ilerici ressamlar Kandinsky’nin ön ayaklığı ile “ Mavi Atlı” adı altında bir topluluk kurarak belli bir resim anlayışına doğru yöneldiler.Paul Klee bu dönemde Paris’e giderek Fransız ressamı Robert Delaunay ile ilişki kurmaya karar verdi. Klee’den daha genç olan Delaunay de Kandinsky gibi “non-figuration’un en güçlü temsilcilerinden biriydi. Bu iki ressam Paul Klee’nin sanatında doğrudan doğruya büyük bir etki yarattılar.

Paul Klee 1914 yılında karısıyla beraber Tunus’a gitti. Paskalya tatilini geçiriyorlardı orada. Hayal kuruyordu Klee. Sanatıyla ilgili birçok çıkmazları orada çözümledi. Bu dönemle ilgili olarak daha sonra Klee şunları yazacaktır; “Renk benim içimde. Onu yakalamam için aramam gerekli değil. Üstünlük kurmuş̧ üzerimde beni kıskıvrak yakalamış, biliyorum bunu ben… Renkle ben kaynaşmışız. Ressamım.’’

Savaş Yılları

Savaş başlamıştı. Otuz beş yaşında olan Paul savaşa katılmak istemiyordu. Görünen dünya ile gerçekle bir ilgisi yoktur Klee’nin. Tüm soyut bir yapıtın uğrasına dalmıştı Klee. O dönemde ressam şöyle yazar: “Bu savaşı uzun süre içimde taşıdım ben. Onun içindir ki içyapı bakımından savaşın benimle bir ilgisi yok” .

Paul Klee karisiyle birlikte 1915 yılının’ yaz aylarını Bern’de küçük bir evde geçirdi. Birkaç dostu geliyor, müzikle vakit geçiriyorlardı. Bunların arasında ozan Rainer Maria Rilke de vardı ki konçerto arasında ressam dostlarına yaptığı tabloları gösteriyordu. Rilke gerçek yaşamla hiç bir ilgisi olmayan bu soyut sanat karşısında ne diyeceğini şaşırıyordu.

Sonra savaş sona erdi. Walter Gropius 1919 yılında Weims’da Bauhaus’u kurdu. Gropius otuz beş yaşında genç bir mimardı Çağdaş sanat alanında devrim yaratan Bauhaus’da Mimarlık. Heykelcilik, Resim tam bir denge içinde yürütülüyordu. Okulun re sim bölümünün başına Kandinsky ile Klee getirilmişti.

Paul Klee Before The Town Önce Şehir Water Colour on paper suluboya

Paul Klee Before The Town Önce Şehir,1915

Savaş Sonrası

Bauhaus her şeyden önce toplumsal bir düşüncenin okuluydu Ve Kandinsky de Klee de herhangi bir “okula” bağlanabilecek kişiler değildi. Zaten öğrenciler de bu iki ressamdan pek büyük bir şey kapamadılar. Onlara karşı çok büyük bir hayranlıkları i ardı, o kadar.

Çalışmalarım fazla devrimci bulan Alman hükümeti okulu kapatınca Münih’ten ayrılan Bauhaus Dessau’ya yerleşti. Klee de oraya gitti. Pedagojik eskizlerini yayınladı- Almanya’da ve İsviçre’de birçok defalar tablolarını sergiledi. Fransaya, İtalya’ya ve Mısır’a geziler yaptı.

1935 yılından sonra Klee’nin hayranları çoğalmaya başladı. Bunların arasında Jean Paulhan, Joe Bousquet, Jean Cocteau, André Malraux gibi ünlü yazarlarla Max Ernst, Joan Miro, Braque, Picasso gibi ressamlar vardı. Ama birkaç eleştiricinin dışında resim eleştirisiyle uğraşanların hiçbiri ilgi göstermiyordu Klee’ye.

1930 yılında Paul Klee New York’taki Modern Sanat Müze’sinde önemli bir sergi açtı. 20. yüzyıl ressamları arasındaki değeri de bu sergide kesinleşti. Tabloları dünyanın en büyük koleksiyonları arasına girdi. Ama burnu büyümedi Klee’nin. Eski yaşamını olduğu gibi sürdürdü.

O sıralarda Bauhaus “nasyonal-sosyalist” yetkililerin tehdididir altında Dessau’dan Berlin’e taşınmıştı. Nazi çizmelerinin sokaklarda çıkardığı sesleri korkunç bir savaş habercisi gibi karşılayan Paul Klee sonsuz bir üzüntü içindeydi. Bunun üzerine ressam kesin olarak İsviçre’ye yerleşmeye karar verdi. 1933 yılının Aralık ayında bir gün bir dostunun kapısını çalarak:

“Almanya’da artık bana yer yok” dedi.

Aynı Klee eskiden: “Almanya’ sız ne olurum ben?” diyordu. Karısının ve dostlarının sevgisi olmasa ressamın büyük bir umutsuzluğa kapılması işten değildi. Ünü gittikçe büyüyordu ama İsviçreliler bu büyük ressamı anlamaktan çok uzaktılar. Öyle ki İsviçre uyrukluğuna girmek için başvuran ressamın bu isteği bile yetkililerce onanmadı.

Üstelik 1937 yılında Naziler Klee’ye “soysuzlaşmış sanat”ın temsilcisi diye yargı giydirdiler ve özel koleksiyonlarda ve müzelerdeki iki yüz tablosuna el koydular.

Paul Klee’nin sağlık durumu çevresindekileri düşündürmeye başlamıştı. Gerçekten de ressam İsviçre’ye geldikten kısa süre sonra “sklerodermi” denilen hastalığa yakalanmıştı. İtalya’nın Ascona kentinde dinlenirken Bracue’la Picasso onu görmeye geldiler. Büyük bir mutluluk duydu bundan Klee. Bir yandan onları bir daha göremeyeceğini sezinlediği için çok üzülüyordu. Ama eski dostu ve sanat alanındaki savaş arkadaşı Kandinsky ile 1937 yılında Bern’de yeniden buluşması daha acıklı oldu. Wassilli Kandinsky Kunsthalle’de bir sergi açmıştı. Klee çok gitmek istiyordu sergi ye ama o gün yatağından kalkamadı. Kandinsky onun evine gitti. Klee zorlukla konuşabiliyordu. Arkadaşı Klee’yi Neuilly’ye çağırdı. Ama ressam başını salladı. Kandinsky’nin gözleri dolu dolu olmuştu. Kucaklaştılar. Klee bir defa daha geleceği sezinlemiş ti: İki arkadaş birbirlerini hiç göremeyeceklerdi artık.

1940 yılında sağlık durumu birdenbire çok ağırlaştı. 8 Haziranda hastaneye kaldırıldı. 29 Haziranda da kalp krizinden öldü. Güncesinden alınan şu satırlar mezar taşının üzerine kazılmıştır:

“Dünya üzerinde ele avuca sığmam ben. Çünkü hem ölülerin hem de henüz doğmayanların arasında yaşıyorum. Yaratmanın kalbine her zamankinden biraz daha yakınım. Ama gene de gerektiği kadar yakın değilim.”

 

Paul Klee’nin Sanatsal Bakış Akışı

Renk beni yakaladı; artık rengin peşinden koşma gereğini duymuyorum. Her zaman için beni yakaladığını bitiyorum. Bu kutsal dakikanın anlamı işte budur. Renk ile ben kaynaştık, ayrımız gayrımız yok. Ressamım.

Dünya daha korkunç oldukça (şu anda olduğu gibi) sanat da daha soyut oluyor; oysa barış içindeki bir dünyadan gerçekçi bir sanat çıkıyor.

(1915 yılının başlangıcındaki güncesinden)

Sanat görüneni yansıtmaz; görünür kılar.

Çabuklukla hiç bir şey yapılamaz. Yapılan şeyler büyümelidir, yukarı doğru gelişmelidir ve büyük yapıtın zamanı… Aramayı sürdürmeliyiz. Bölümler bulduk ama tümü bulamadık. En büyük güçten yoksunuz çünkü bizi destekleyecek halk yok. Ama biz bir halk arıyoruz. Bunu aramaya burada. Bauhaus’da başladık. İşe burada bir toplulukla başladık ve her birimiz bu topluluğa elindekini verdi.

Fazlası elimizde değil.

 

Herbert Read Klee Hakkındaki Görüşleri

Klee, zorlama ile yapılan her çeşit çabanın boş olduğu bilincine belki de Goethe’den beri hiç bir sanatçının varamadığı biçimde varmıştı. Yaratmanın temel gidişinin bilincin yüzeyinin altında bulunduğu kanısındaydı. Bu görüş noktasında gerçeküstücülerle beraberdi ama sanat yapıtının otomatik olarak bilinçsizlikten fışkıracağı ilkesini hiç bir zaman benimsemeye yanaşmadı. Sanatın soyut kaynaklarına ve aynı zamanda somut araçlarına verdiği önemle Klee çağımızın en önemli sanatçısıdır bence