Edouard Manet Kimdir?
Edouard Manet, en yakın arkadaşı Antonin Proust’un ressamla ilgili anıları 1913 yılında yayınlanmıştı. Proust’un bu kitabında Manet’nin şu sözleri yer almaktadır:
“Neden buradayım bilmiyorum. Gözlerimizin önündeki her şey gülünç. Işık sahte, gölgeler sahte. Atölyeye geldiğim zaman mezara giriyormuşum gibi geliyor. Bir modelin sokakta soyulamayacağını biliyorum. Ama tarlalar var. Söylendiğine göre çıplak mademki sanatın ilk ve sonuncu kelimesidir hiç olmazsa yazın kırlarda çıplak etüdleri yapılabilir.”
Manet’nin sözünü ettiği atölye Thomas Coııture’iin atölyesiydi. Bu akademik ressamın atölyesine 1850 yılında yazılan Manet altı yıla yakın bir zaman orada çalıştı. Aynı atölyede tanıştığı Suzan- ne Leenhoff adında bir genç kızdan bir çocuğu oldu. Çocuğu Manet’nin ailesine Suzanne’ın kardeşi diye tanıttılar. Babasının ölümünden sonra Manet bu kadınla 1863 yılında evlendi.
Couture’ün eğitim ve sanat anlayışına çok öfkelenen Manet sonunda atölyeden ayrıldı. Ressam henüz İspanyaya gitmemişti. Ama Manet’nin ilk tablolarında İspanyol ressamlarının etkisi görülür. Bu dönemde İtalyan ressamlar da Manet’yi etkilemiştir.
Manet’in Le Déjeuner sur l’herbe (Otlar Üzerinde Kahvaltı) Yağlı Boya Tablosu
Manet 1863 yılında Salon’da açılacak sergi için “bir tablo hazırlıyordu: Le Déjeuner sur l’herbe (Otlar Üzerinde Kahvaltı). Bütün düşüncesini, bütün sanat yeteneğini bu tabloya yerleştirmişti. Bu tablonun ilgi toplayacağını umut ediyordu. Ama Jüri üyeleri tabloyu sergiye kabul etmediler.

Edouard Manet kimdir? Otlar Arasında Kahvaltı Tablosu
Bu olay genç ressamlar arasında büyük bir tartışma yarattı. Haksızlığın düzeltilmesi için III ncü Napoléon’a başvurdular. İmparator Salonun’daki resmisergiden sonra bir de “Salon des Refusés” nin açılmasına izin verdi. Bu sergi “Salona kabul edilmeyenlerin sergisi” olacaktı.
Edouard Manet Hayatı ve Sanat Dünyası, Acımasız Eleştiriler
Fantin-Latour, Cézanne, Guillaumin, Jongkind, Pissar, Whistler de tablolarını bu salonda sergilemişlerdi. Sergiyi gezenler bu tabloların karşısında öfkelerini gizlemiyorlardı- Katıla katıla gülenlerin sayısı da küçümsenmeyecek kadardı. Ama hiç biri “Otlar Üzerinde Kahvaltı” kadar büyük patırtı yaratmadı. Bu sergiyi de gezen imparator tablonun önünde durmadı bile. İmparatoriçe ise utancından başını hafifçe başka yana çevirdi.
Öfkesini gizleyemeyen Manet bu duygusunu kısa bir süre sonra şu sözlerle belirtti…

Edourad Manet Hayatı ve Sanat Dünyası
“— Ahmaklar! Beni bayağılıkla suçluyorlar. Olağanın dışında bir şey yaptım diye suçluyorlar. Oysa tablomun Giorgione’nin Kır Konseri’nden ve Raphael’in Pâris’in Yargılanmasından esinlenerek yapıldığını görmediler….”
İki yıl sonra ve bu defa resmi Salon’da yeni bir rezalet daha kopuyordu. Ve bu rezaleti yaratan gene Edouard Manet idi. Bu sefer kimse bağırmıyordu. Kimse öfkelenmiyordu. Kimse ileri geri sözler etmiyordu. Ama herkes kahkahalarla gülüyordu. Sanki sergiyi gezenler sanat yapıtlarını izlemeye değil de doyasıya eğlenmeye gelmişlerdi. Çünkü Edouard Manet Olympia adını verdiği tablosunu sergilemişti burada.
Tabloya Victorine Meurend modellik etmişti. Victorine çıplaktı. Ayaklarının dibinde bir kedi vardı. Yanında elinde bir buket çiçek tutan bir zenci kadın duruyordu. Renklerde büyük bir parlaklık yoktu ama desen çok sağlamdı. Aşığını bekliyormuş gibi bir “rehavet” içinde yatan bu genç kadının vücudundan dayanılmaz bir çekicilik dağılıyordu.
O çağın en anlayışsız sanat eleştirmenlerinden, üstelik en kötü romancılarından Jules Claretie L’Artiste dergisinde bu tablo üzerine şunları yazıyordu kısa süre sonra
“Olympia’yı temsil etmeye yeltenen ve ressamın kim bilir nereden bulduğu bu iğrenç model, bu sarı karınlı odalık da nedir?”
Ama aynı düşüncede olan yalnız Claretie değildi. Daha bir çok eleştirmeci Manet’yi yaylım ateşine almışlardı.
Eleştirmecilerin gösterdiği tepkiler, yazdıkları yazılar Manet’nin ününün artmasına, hatta sağlamlaşmasına yaramıştı sadece. Ama ters yönden işleyen bir ündü bu. Manet değerini kabul ettirmek istiyordu. Daha da ileri bir isteği vardı: Öncü bir ressam gibi görünmek istemeyen, herhangi bir okulun, bir akımının şefliğine de hiç bir eğilim göstermeyen bu sanatçı yetkililer tarafından tanınmak istiyor, kendisine Légion d’honneur nişanının verilmesini istiyordu.
Manet Değişimci ve Yenilikçi Kişiliği İki Önemli Düşünürçe Kabul Görüyor
Ama Manet’yi anlamayan ya da anlamaya çalışmayan bir çok eleştirmecinin yanında iki kişi vardı ki bunlar o çağın sanat yaşantısına imzalarım koyarak ilerici çabalara önderlik edeceklerdir: Bunlardan biri Charles Baudelaire, öteki de Emilé Zola idi. Zola sanat yorumlarında bir estet gibi davranan bir yazar değildi. Üstelik çok kişisel görüşleri vardı. Edebiyatta benimsediği yöntemi resme de uygulamaya çalışıyordu. Sanatla ilgili inceleme ve eleştirmelerinin bugün için büyük bir değeri yoktur.
Tarihsel bir açıdan bakınca bunun değerini anlıyoruz çünkü Zola İlerici genç ressamları bilinçle, coşkuyla savunmuştu. Manet’ye yazılarında baş yerlerden birisini vermesi bunu açıkça gösterir.
Baudelaire ise hem büyük bir sanatçı hem de sanat sorunlarını zamanına göre bambaşka bir açıdan ele alarak inceleyen büyük bir yorumcuydu. Hem çağındaki sanat hareketlerini iyi anlamış hem de romantizm ve klasisizm akımlarıyla gelecekteki sanat akımları arasında en güçlü köprüyü kurmuştu.
Edouard Manet Resimleri, Eserleri, Yağlıboya Tablolarına Karşı Hoşnutsuzluk Sürüyor
Ve Manet’nin tablolarını izleyenler çeşitli gösterilerle bunlardan biç hoşlanmadıklarını belirtiyorlardı. Bir gün sergi salonunda yuhalar yükselmişti. İşte o gün Manet ilk defa olarak sapsarı kesildi. Sergiden hemen ayrılarak Guyot sokağındaki atölyesine gitti. Metresi Victorine ressamı orada bekliyordu. Brüksel’den gelen bir mektubu uzattı Manet’ye. Mektupta şunlar yazılıydı:

Edouard Manet Resimleri, Eserleri, Tabloları
“Gene sizden söz etmem gerekiyor. Gene sizin değerinizi tanıtlamam gerekecek. Muhakkak elde etmeyi istediğiniz şey gerçekten budalaca. “Alay ediliyor sizinle, alaylar sizi rahatsız ediyor, değerinizi anlamıyorlar…” Bu durumda olan yalnız siz misi- /ıiz sanıyorsunuz.? Chateaubriand’dan ya da Wagner den daha mı büyük dehanız? Ama gene de onlarla çok alay edildi. Peki ne oldu? Hiç…”
Bu satırların altında Baudelaire imzası vardı.
Manet mektubu okuyunca Victorine’e :
“— Artık dayanamıyorum, İspanyaya bir gezi yapacağım” dedi. “Beni İspanyol ressamlarından benzetmeler yapmakla suçluyorlar. İspanyaya gidip bu ustaları daha iyi tanıyacağım. Bu arada tutkular da dinmiş olur…”
Manet Madrid’e gitti. Goya’yı, Zurbaran’ı, Velasquez’i yakından inceledi. Daha sonra başka geziler de yaptı. Yıllar geçtikçe etkisi de, ünü de, hayranları da artıyordu. Ama Manet mutlu değildi. Yapıtlarını halkın da beğenmesini, sevmesini istiyordu. 1881 yılı bu bakımdan Manet için çok önemli bir yıldır. Çünkü en yakın arkadaşı Antonin Proust Güzel Sanatlar Müsteşarının yardımcısı olmuştu. Manet’nin tabloları artık jüri üyelerinin denetlemesinden geçmiyordu. Ve ressam o yıl gene Proust’un desteklemesiyle Légion d’honneur nişanını da aldı. Yaşamının en bü- yük mutluluğuna erişmişti en sonunda.
Manet’yi inceleyen bir çok eleştirmeci bu ressamın her şey* den önce bir “siyah-beyaz” ustası olduğunu belirtirler. Bu tanıtlamanın gerçek bir yönü vardır. Manet de tıpkı Degas gibi atölyesinden ayrılmayı sevmeyen bir adamdı. Son yıllarına doğru yaptığı tablolarının dışında resimlerinde büyük bir renk zenginliği ve canlılığı yoktur. İtalyan ve özellikle İspanyol ustalarının etkisinde kalan Manet doğrudan doğruya yaşamdan esinlendiği sağlam bir gerçekçiliği yansıtmak istiyordu yapıtlarında.
Ama bu gerçekçilik “akademist” diye tanınan ressamların gerçekçiliğinin tam karşısındaydı. Son yıllarına doğru Monet’nin öğütlerini dinleyen Manet öteki “pleinairiste açıkhavacı” ressamlar gibi fırçalarını, paletini alarak kırlara uzandı. Paletindeki renkler daha bir canlılık kazandı. Ve ressam “impressionniste” diye adlandırılan sanatçılara biraz daha yaklaşmış oldu…

Edouard Manet Sözleri
Edouard Manet Sözleri
“İnsanın söyleyecek bir şeyi olmalı. Yoksa olmaz. Her şeyden çok resmi sevmeyince insan ressam olamaz. Hem sonra mesleğin inceliklerini bilmek de ye-‘ terli değildir. Duygu ve coşku da gerek. Bilim çok iyi ama bizim için imgelem daha da gereklidir… Bir gün Versailles’dan dönerken lokomotifte makinistle ocakçının yanına bindim. İkisi de görülecek şeydi: Soğuk kanlıkları, dayanıklıkları olağanüstüydü! Pis bir meslek bu! Bu adamlar çağımızın kahramanları vallahi’ İyileştiğim zaman onların bir tablosunu yapacağım…”
“Bir şeye başladığım zaman modelden yoksun kalacağım diye, gerektiği kadar ve görmek istediğim koşullar içinde modeli yeniden göremeyeceğim diye titrerim. Model gelir, poz verir, sonra da: “Kendi kendine bitirsin’’ diyerek içinden çekip gider. Ama öyle değil işte! hiç bir şey tek başına bitmiyor. Çünkü zaten başladığım gün bitiremiyor insan. Yeniden ve sık sık başlamak gerekiyor. O zaman da bir gün yetmiyor, günler gerekiyor…