Modernizm
Modernizm, modernlik, modernleşme, modern gibi kavramların içerisinin doldurulmasında veya anlaşılmasında daha geç bir dönemde ortaya çıkan bir kavram görüş olan modernizm, Batı kaynaklı değişimleri ifade eden bir akımdır. Modernlik, yaşama deneyimi olarak değişimlerin meydana geldiğini ifade ederken; modernizm, bu sürecin teorileştirilmesidir. Modernizm kavramı, 19. yüzyılda ortaya çıkan sanatsal, felsefi ve toplumsal bir akım olarak eskinin yerine yeniyi koymaya çalışan bir hareket olarak tanımlanabilir.
Aydınlanma ile birlikte ortaya çıkan düşünsel gelişmenin çerçevesinde hümanist, seküler, dünyevi, bilimci, rasyonel ve ilerlemeci bir görüş olarak ortaya konabilir. Modernizmi insanı kendine sığınacak bir yer arayışı olarak gören Berman’ın indinde modernizm, “modern insanların modernleşmenin nesneleri oldukları kadar özneleri de olmak, modern dünyada sıkıca tutunabilecekleri bir yer bulmak ve kendilerini bu dünyada evde hissetmek için giriştikleri çabalar olarak tanımlanmaktadır. Berman’a dayanarak; ‘moderniteden kalan şey tepesinde çatısı olmayan ve zemini sağlam olmayan bir ev midir?’ sorusu da gündeme gelmektedir. Buna 20. yüzyılda olumsuz cevap verecek olanlar çoktur diyebiliriz.
Modernizm, Rasyonalizasyon, Bilimsel Gelişmeler
Modernizm, rasyonalizasyon, bilimsel gelişmeler, insanların daha önce yaşadıkları kapalı veya dinsel yaşamlarını ortadan kaldırmaya ve yerine bu dünyanın değerlerini, gökten indirerek, ayakları yeryüzüne değen bir medeniyet kültür inşa etme çalışması olarak görülebilir. 19. yüzyıl, siyasal hareketleri, sanayileşme ve bilimin daha da kutsandığı bir yüzyıl olması bakımından modernizmin yüzyılı olarak tanımlanabilir. Bu bakımdan, “Modernizm, Aydınlanma felsefesiyle ortaya çıkan; insanları içinde bulunduğu bağnazlıktan, hurafelerden; geri kalmışlıktan kurtarmayı amaçlayan insan uygarlığının genellikle sanayileşme ve lâikleşme aracıyla uğradığı ekonomik, siyasal ve toplumsal bir dönüşümdür ve ilerleme olgusunu temel alarak insanlığın gittikçe daha iyi ve üstün amaca doğru hareket ettiğini kabul eder.”
Modernitenin dinamiklerinden yola çıkılarak oluşan modernizm(in) teorisi, bir ideoloji olmaktan ziyade felsefi ve sanatsal bir akım olarak görülmelidir. Buna rağmen modernizmin içinde barındırdığı Batılı referanslar onu ideolojileşmeye dönüştüren en temel noktadır. Klasik din savaşlarından çıkıldığında (her savaşın bir iktidar arayışı olma durumunu unutmadan ki bunlar arasında haçlı seferleri bağlamında İslam Hristiyanlık, Hristiyanlığın kendi içindeki mezhep kavgaları vs.), savaşmak için daha farklı araç amaç gelişimi görülmektedir. Bunlar arasında ilk olarak sömürgecilik savaşları ve milliyetçilik dalgasıyla oluşan savaşlara bakıldığında, modernitenin dünya sahnesine armağan ettiği savaşlar olup, bir kanadının da modernizmin ilerleme ve uygarlaşma mitosuna dayandıklarını söyleyebiliriz.
Dinler
Dinler, dünyayı geçici gösterirken bile bu dünyadaki eylemleri sevap ve günah değerleriyle açıklamışlardır. Modernizm ise; bu dünyayı anlamak ve anlamlandırmak adına yeni düaliteler (ikilikler) yaratarak kendi çağına dem vurmuştur. Bu ikiliklere bakıldığında kabaca modernizmin olumladığı ve öne çıkardığı kavramlar şunlardır: “Rasyonellik, aklın egemenliği, mantık, bilimsel/evren sel doğrular, bilimsellik, algoritmik, sistematik düşünme, pozitivizm vs.” kavramlardır. Bu kavramlar ikiliklerin ‘iyi’ tarafı olmakla birlikte modernizmin öne çıkardığı bu kavramların karşısında ise daha çok dinsel ve kültürel maneviyatla ilgili olanlar durur. Bunlar: Tanrının egemenliği (en azından öyle varsayılan), dinsel doğrular, mistik düşünme, ahlak vs..
Ortaya çıkan durumda modernizmin toplum bilimsel görünümünde, pozitivist bir eşkâlde dolaştığını ileri sürebiliriz. Modernizm,
tüm topluma bir nesne gibi yaklaşan pozitivizmin etkisiyle oluşan bir durumda, ileriye doğru gelişmeyi hedefleyen ve bu konuda yardımcı olacak bilimsel ve rasyonel temeller dışında hiçbir değer hesaba katmayan katıksız bir nesneleştirici bilim sevicidir, ki her şey standartlaşarak ancak modern bir görünüşe kavuşabilir.
Modernizmin, bu haliyle özellikle entelektüel bir hareketlilik sağladığı aşikârdır.
Modernizmin, bu haliyle özellikle entelektüel bir hareketlilik sağladığı aşikârdır. Asıl nokta ise; bu kavram etrafında ortaya çıkan ve daha çok toplumsal, siyasal ve ekonomi gibi alanlarda oluşan ‘modernleşme’ (modernizasyon, modernize etme, çağdaşlaşma) fikridir. Modernleşme, seküler dünyada, bilhassa 19. yüzyıldan bu yana, köyden kente, tarımdan sanayiye, imparatorluklardan ulusal ya da sınıfsal devletlere doğru yapılan hareketlerin dinamizmi olarak öne çıkmaktadır. Modernleşme kavramı etrafında toplumların sınıflandırılması sanayileşme, eğitim, demokratikleşme gibi alanlarda aslında batının kendisindeki özellikleri dayatması olarak düşünülebilir Batının bulunduğu noktayı yakalamaya çalışan öteki toplumların çabası söz konusudur.
Kısaca: “Modernleşme: Çoğunlukla sanayileşmede temellendirilmiş toplumsal gelişim aşamalarına gönderme yapmak amacıyla kullanılır. Modernleşme genişleyen kapitalist dünya pazarının sürüklediği bilimsel keşifler ile teknolojik yeniliklerin, sanayideki ilerlemelerin, nüfus hareketlerinin, kentleşmenin, ulus devletin ve kitlesel siyasal hareketlerin oluşumuyla birlikte ortaya çıkan sosyoekonomik değişimlerin çeşitliliğinin bir birliğidir.” Bu birliği yakalamış, dahası yakalayacak bir Doğu toplumu henüz mevcut değildir diyebiliriz. Nitekim bu olmayış durumu, Batının (Batı derken daha çok Kıta Avrupa, İngiltere ve ABD kastedilmektedir) var olan durumu ile hep ilerde ve gelişmiş olduğu ve hep “büyük biraderler ailesi olarak kaldığı ve öteki toplumlara ağabeylik etme girişiminde bulunmasını meşrulaştırıcı bir durum olarak kullanmaktadır.
Modernleşme esas olarak iki ya da üç çizgisi, üç boyutu olan bir süreç
Modernleşme esas olarak iki ya da üç çizgisi, üç boyutu olan bir süreç. Bir tanesi sanayileşme ve buna bağlı olarak emek üretkenliğinin artması, yani insanın doğa üzerindeki hâkimiyetinin büyük bir sıçrama geçirerek yen bir evre gelmesi; ikinci boyutu modernleşmenin, lâikleşme denilen şey, yan, dünyanın bir büyü bozumuna uğraması, dünyanın büyülü ya da Tanrısal güçlerden arındırılması; üçüncü boyutu ki, bunun üzerinde Max Weber daha çok durmuştur, rasyonalizasyon, rasyonelleşme adı verilen şey, bu da bütün insan davranışlarına, insan eylemlerine kapitalist firma ile bürokratik devletin modellerine göre düzenlenen amaçlı rasyonel eylemin hâkim olması.
Bu üç boyutu 19. yüzyıldan bu yana açık bir şekilde dünyanın her yerinde görmekteyiz. Modernleşme serüveninin sonuçlarını ise daha çok 20. yüzyılda görüyoruz. 20. yüzyıl, dünya savaşlarının yarattığı olumsuzlukların yanında modernleşme isteği ile dolu olan Batı dışı dünyada ortaya çıkan iç çatışmaların yaşandığı tarihsel bir dönemdir. Batı sömürgeleştirme sevdasının, gidip işgal etme ve orayı değiştirme şeklinde cereyan eden ve bunun adını uygarlaştırma ya da modernleştirme kavramlarıyla tanımlayıp, Doğunun geri kalmışlığını ileri medeniyetler seviyesine çıkaracağı iddiasının sonucunda Doğu’da birçok acı yaşanmıştır. Modernizm/moderni te nasıl ki kavramsal ikilikler yaratıysa, modernleşme de bitmeyen bir yolculukta varılamayan bir hedefe doğru koşmak gibidir. Çünkü Batı ilerleyişini sürdürmektedir. Dolayısıyla durmadan ilerleyen Batı karşısında, Batı dışındaki toplumlar, modernitenin ileri ve geri ikililiği içinde geri kalmışlığa hep mahkûm olacaklardır.
Sonuç
Netice olarak modernizm akımının öne çıkan yönü sanatsal olsa da, konumuza dair durumu toplumsal, siyasal ve entelektüel açıdan dikkat çekmektedir. Modernizmi ve devamında modernleşme öyküsünü anlamak için, toplumsal dinamiklere bakmak ve burada da toplumsal olgularda (ve kurumlarda) yaşanan değişimlere eleştiriye en çok uğrayan noktalar olması bakımından bakmak önemlidir. Modernizm açısından ‘modern olan her şey iyi midir?’ diye sorduğumuzda, son yıllara kadar bu soruya ‘iyi’dir cevabı verilmiştir, ama bu soruya yeni cevaplar verildiğini, en azından postmodernizm tarafından verilen cevabın, modernmodernistmodernlik adına ileri sürülen şeylerin hiç iyi olmadığına dair düşünceleri sonraki bölümlerde ifade edeceğiz.
Modernite, Postmodernite ve Bauman
Mehmet E. Şimşek
Belge Yayınları