Menu
Your Cart

Diyarbakırlı Tahsin

Diyarbakırlı Tahsin

1874 yılında Diyarbakır’da doğan ressam. Gerek öğrenimi sırasında, gerekse yapıtlarıyla tanındığı sırada “Diyarbakırlılığıyla” da ünlenen Tahsin Siret, ülkemizde az sayıda olan deniz ressamları arasında, nitelikli bir yere sahiptir. Tahsin Bey, Diyarbakır’da ilk öğrenimi ve Askerî Rüştiyesi’ndeki eğitimi sırasında, kurşunkalem ve suluboya çalışmalarıyla ilk resim denemelerine başlamıştır. Daha sonra askerî liseyi okumak üzere, Kuleli Askeri Lisesi’ne gitmiş; bu sayede de, Boğaz’ın güzelliklerini ve sürekli bir devinim halindeki gemileri, şilepleri etüt etme imkânını bulmuştur. Bu gözlem ve denemeler onun çalışmalarında da görülmeye başlamış ve arkadaşları arasında daha o yıllarda, Ressam Tahsin olarak isimlendirilmiştir. Osmanlı toplumuna Batı tarzı resmin yerleşmesinde teknik amaçlı gelişmelere paralel olarak Mühendishane-i Berri Hümayun’un 1795 tarihli Kanunnamesi’nde ve 1834’de kurulan Mekteb-i Harbiye’nin ders programında açıkça görüldüğü gibi, resim ve mimari çizim dersi, öncelikli dersler arasında yer almış, yeteneği olan öğrenciler de Saray tarafından desteklenerek öğrenimlerini sürdürmek üzere yurt dışına gönderilmiştir.
Bu tarihsel altyapı içerisinde, Tahsin Bey’in çizim ve suluboya çalışmaları hocası Osman Nuri Paşa (1835-1906) tarafından takdir edilerek desteklenmiştir. Tahsin Bey, Abdülaziz’in çağrısı üzerine İstanbul’a gelen Ayvazovski’den de etkilenmişlerdir.

Diyarbakırlı Tahsin İlk Çalışmaları

Nuri Paşa’nın yardımcılığı görevinde bulunan ve emekli olduğu 1911 yılına kadar Kuleli Askerî Lisesi’nde ders vermeyi sürdüren Hoca Ali Rıza, Tahsin Bey’in resim yapmaya teşvik edilmesinde önemli rol oynamıştır. Hoca Ali Rıza’nın çalışmalarında görülen, doğadan çalışma ve eskizlerle notlar alarak atölyede tamamlama sistemi, Tahsin Bey’de de görülmektedir. Özellikle Cuma günleri okul çıkışlarında, deniz kenarındaki çay bahçelerine giderek yaptığı eskizler, O’nun resimlerine temel oluşturmuştur.
Tahsin Bey, 1895 yılında Süvari Mülazımı rütbesi ile orduya katılmış ve çeşitli kıtalarda görev almıştır. İstanbul’da Harita Dairesi’nde görev alınca, 1902 Yılında Osman Hamdi Bey tarafından açılan Sanayi-i Nefise Mektebi’nde, dışarıdan resim derslerine bir süre devam etmiş, 1906 yılında yüzbaşı, 1914 yılında ise binbaşı rütbesine yükselmiştir. 1914-1918 yılları arasına Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Resimhanesi’nde resim hocalığı yapmıştır. Ordu’daki görevi yanında, Saray tarafından, Çanakkale Savaşı’nı resmetmek üzere Çanakkale’ye görevlendirilmiştir. Çanakkale Deniz Savaşı, Magectic Zırhlısının Batışı, Bouvet’in Çanakkale’de Batışı adlı tablolar, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Resim ve Heykel Müzesi Koleksiyonu’nda yer almakta iken, 1963 ve 1966 yıllarında İstanbul Deniz Müzesi koleksiyonu için uygun görülerek, bu müzeye verilmiştir ve halen bu müzenin koleksiyonu arasında bulunmaktadır. Bu üç çalışma ile Tahsin Bey, Çanakkale Deniz Savaşlarının görsel belleğini tablolarına resmetmiştir.
1. Dünya Savaşı sırasında hastalanan Tahsin Bey, tedavi amacıyla Macaristan’a gönderilmiştir. Burada Macar asıllı bir kadınla evlenerek onunla birlikte yurda dönmüştür. Macaristan’daki yaşamına ait resim çalışmaları, bir tesadüf eseri Budapeşte’de, Tahsin Bey’in eşinin evinden bir eczacının eline geçmiş ve bu durum 1990 yılında ortaya çıkmıştır. Tahsin Bey’in bu yıllarda yapmış olduğu resimlerde kendisine obje olarak kullandığı materyallerden uzak olduğu için hayali görünümlere yöneldiği görülmektedir. 1918 yılında Osmanlı’nın ilk yurtdışı resim sergisi olan Viyana Sergisi’ne Fransız Kruvozörü Bouvet’in Çanakkale Önünde Batışı, Barbaros ve Turgut Reis, Japon Deniz Savaşı adlı yapıtların yanında üç adet Meryem ana etüdü olmak üzere 7 çalışmasıyla katılmıştır. Bu serginin komiseri olarak Celal Esad Arseven, yardımcısı olarak da Namık İsmail görevlendirilmiştir.

1919 yılında binbaşı rütbesi ile emekliye ayrılan Tahsin Bey, Beyoğlu’nda bulunan Musevi Okulu’nda haftada bir gün resim dersleri vermiş, kalan zamanlarında ise Seyr-i Sefain İdaresi’nin resimhanesinde çalışmalarını sürdürmüştür. Çok iyi bir tanbur sanatçısı olduğu bilinen Tahsin Bey, 1937 yılında, Kadıköy’deki evinde vefat etmiş ve cenazesi Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiştir.
Durgun denizde resmettiği gemilerin çoğu, Seyr-i Sefain İdaresinin atölyesinde çalıştığı dönemlerde yapılmıştır. Dönemin popüler ve yeni imal edilmiş olan gemilerinin resimlerinin yapılarak belgelenmesi sağlanmıştır. Bunlardan Yavuz Zırhlısı, hepimizin bildiği üzere 1. Dünya Savaşı öncesi Alman Goben zırhlısının Osmanlıya geçmesinden sonra değiştirilen adıdır. Nitekim Cumhuriyet Gemisi de Ruslardan Savaş sırasında ele geçirilmiş, bu dönemde ve sonrasında, İstanbullunun deniz yoluyla gerçekleştirdiği kent içi ulaşımda önemli bir unsur olmuştur. Ele aldığı gemi kompozisyonlarında Tahsin Bey, gemileri, burun kısmından, yan cepheden veya aks vererek bütün gemi görünümü resme yansıyacak şekilde vermiştir.
Diyarbakırlı Tahsin Siret’in resimleri Türkiye Denizcilik İşletmeleri Müzesi dışında, Deniz Müzesi, Türkiye İş Bankası, Naim Arvas ile diğer bazı kamu ve özel koleksiyonlarda yer almakta ve hemen hemen büyük çaplı her müzayede de birer tablosu satışa çıkmaktadır. Tahsin Bey’in satışa çıkan çalışmaları, genelde küçük boyutlu ve duralit üzerine yağlıboya eserleridir. Deniz ressamı olarak ünlenmesinden dolayı da “deniz”le ilgili olan çalışmaları daha da ilgi çekmektedir. 1989 yılından, 2006 yılına kadarki müzayedelerde satışa çıkan “Diyarbakırlı Tahsin” tablolarının sayısı 49’dur. 2003 yılında da 14 tablosu el değiştirmiştir. Bu durum ressamın ne kadar yoğun şekilde çalışmalarına talep olduğunu ve piyasada dolaşan eserlerinin sayısının fazlalığı göstergesidir.

Diyarbakırlı Tahsin Tarzı

Diyarbakırlı Tahsin Bey’in 1930 yılından sonra yapmış olduğu resimlerde, serbest fırça darbeleri ve renk lekelerinin gelişigüzel vuruşunu tercih ettiği görülmektedir. Bu dönem resimlerinde de tercih ettiği konular daha önceki çalışmalarında resmettiği yerlerin görünümleri olmakla beraber boyutun küçüldüğü ve daha seri üretime geçildiği bilinmektedir.
Diyarbakırlı Tahsin Siret Bey’in çizim defterinde yer alan gemi çizimlerinden, tablolarında model olarak resmettiği önemli gemilerin görünümlerini, hangi görünüşleri kullanarak resmettiği açıkça görülmektedir. Nitekim bu eskizlerin yağlıboya ile tamamlanmış görünümlerinde, bu desenleri kullanmıştır.
Diyarbakır’da doğan ve ilk eğitimini burada tamamlayarak, sanatçı kimliğinde Diyarbakırlılığı kullanıp, Türk ve Dünya sanatına malolmuş Tahsin Siret, Harita Mühendislik Mektebi’nde verdiği dersleriyle Adil Doğançay gibi pek çok ressamı da etkilemiş, çağdaşlarının resmettiği İstanbul görünümlerinden farklı olarak, deniz ve gemi temasını kullanarak değişik bakış açısını eserlerine yansıtmıştır.

Diyarbakırlı Tahsin Eserleri

Deniz ve Savaş Gemisi, Denizde Yelkenli, Fırtınalı Deniz, İstanbul Limanında, Istanbul’da Yolcu Gemisi, Türk Gemileri Tatbikatta


Listelenecek bir eser yok